Taşköprülüdür. Ulemâdan Hâfız el-Hâc Alî Efendi bin Mehmed oğludur. Taşköprü Kasabası’nda hıfz-ı Kur’ân ve mukaddimât-ı ulûmu tahsîl ettikten sonra Amasya’ya geldi. Fâzıl-ı meşhûr Fenârcîzâde Hacı Evliyâ Halîl, Ürgüplü Hacı Ahmed ve müfessir-i meşhûr Hacı Abdünnebî Nâbî Efendilerden ikmâl-i tahsîl ederek ders-i âm oldu.
Yıllarca neşr-i ulûma himmet ederek fazl ü kemâli teayyün ettiğinden 1222’de Halfet Gâzi müderrisi ve 1223 şa’bânının evâ’ilinde Âkifzâde es-Seyyid Abdürrahîm Efendi’nin azline binâ’en Amasya müftüsü olduysa da 1224 senesi gurre-i muharreminde selefi müftülüğüne nasbedildiğinden ma’zûl oldu.
Bu senenin evâsıtında Rus Harbi’ne gitmek üzere başına bin kadar talebe-i ulûm içtimâ eylediğinden bunlara başbûğ olarak Rûmeli’ne gitdi. Şa’banında dârü’l-harbe vusûlü üzerine erkân-ı sincab kürk ihsânıyla taltîf edildi. Taburunda Ziyâre şeyhi Hicâbî Abdülbaki Efendi de vardı.
Bir yıl kadar harp ve gâzâ meydânında kalıp mükerreren harbe girdi. 1225’de avdet edib sonra Hicâz’a gitdi. Mekke-i Mükerreme’de Abdullah Dihlevî [66] Hazretlerinin hulefâsından Şeyh Mehmed Cân Efendi’den inâbe ve hilâfet ahzederek Amasya’ya avdet etdi.
Kağnı Pazarı civârındaki hânesi ittisâl-i şarkîsinde zâviye ve mescid yaptırıp icrâ-yı âyin-i tarîkat ve dünya işlerinden tamamıyla ferâgat ederek irşâd-ı halk ve ibâdet-i Hâlık ile iştiğâl ve mükerreren teklîf edilen Amasya müftülüğünü reddedip herkesin nazârında mevki’i yükseldi.
Cuma ve pazartesi gecelerinde ulemâ ve meşâyih zâviyesinde toplanıp âlî sohbetler, ilmî mübâhaseler, sûfîyâne müzâkereler olur gıll ü gışşdan sâlim, garaz u ivâzdan âzâde, zikr ü tevhîd-i ilâhi edilir, ilâhiler okunur, gelenlerin rûhlarında zevk-i ma’nevî duyulurdu.
Şa’yân-ı dikkattir ki, 1241 senesi zilhiccesinde gelen fermân-ı pâdişâhîde yeniçerilerin te’dîbi ve ocaklarının ilgâsı emredilmişti. Vâlî Köse Mehmed Paşa Tokat’a gelip oradan gönderdiği mütesellim Abdullah Ağa’ya bütün yeniçerilerin tedmîr ü ifnâsını emretmişdi.
Abdullah Ağa, a’yân-ı ulemâ ve eşrâfı toplayıp bütün yeniçerilerin katledilmesinde ısrâr ettiği esnâda hazret susmuştu. Rüfekâsı da telâşla ve [67] korku içinde mütehayyir ve medhûş kalmıştı. Bütün yeniçerilerin katli tekarrur edecek bir hâle gelmişti.
Hazret dayanamadı. Bu emre şiddetle i’tirâz ederek katl ü nefy te’dibâtını yalnız âsî ve mücrîm olanlarına hasrettirip kendi hâlinde olan yeniçerileri kurtardı. Memleketi de büyük bir âfetten sıyânet ve kendisi de 1244 senesi şevvâlinde dâr-ı kudse rihlet etdi.
Merhûmun vefâtı Amasya’yı âdetâ sarsdı. Mâtem günleri yaşatdı. Cenâzesi bir mahşer halinde kaldırılıp zâviyesi odasında defnedildi. Medfeni ulemâ ve halkın yıllarca ziyâret-gâhı olmuştu. Fâzıl, fakîh, ulûm-i Arabiyyede mâhir, usûl ü furû’a hakkıyla vâkıf, tasavvufta bahr-i zehhâr, gayet sahî, keremkâr, fukarâsı bol, nân u ni’meti mebzûl, âbid, halûk, zâhid, pek müteşerri’, müttakî bir zât-ı kerâmet-simât idi. Kuddise sirruhû.
Amâsî Dizdârzâde Hacı Hâfız Osmân Efendi halîfesi ve dâmâdı Malatyalı Sofu Mehmed Efendi meşâhîr-i ulemâdan idi. Mahdûm-i yegânesi eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi tercemesi yukarıda geçti. [68]