Amasyalı olduğu kendi icâzet-nâmesinde görüldü. Amasya ulemâsından şeyhü’l-kurrâ Yûsuf Efendizâde şeyhü’l-kurrâ Hâfız Mehmed Efendi’nin sulbinden 1080 târihinde Amasya’da doğdu.
1093’de büyük babası İstanbul’a gidip orada tavattun ettiğinden peder ve amcası Hâfız Ahmed Efendilerle İstanbul’a gidip hıfz-ı Kur’ân ve tahsîl-i vücûh ederek [34] bir taraftan “Karakız” demekle meşhûr Hattât Mehmed Enverî Efendi’den temeşşuk ve diğer tarafdan fuzalâdan İbrâhim, Kara Halîl, Süleyman Efendilerden ulûm-ı mütenevvi’ayı tahsîl edib mücâz oldu.
İbtidâ evâ’il-i tahsîlinde Bıçakçılar Câmii imâmı olduğundan bu unvân ile iştihâr etdi. Ba’dehû ders-i âm olup Çorlulu Alî Paşa’nın dârü’l-kurrâsı şeyhi olan amcası Hâfız Ahmed Efendi vefât eylediğinden 1123’de bu dârü’l-kurrâ şeyhi oldu.
Ba’dehû Sultân Ahmed Hân dârü’l-kurrâsı şeyhi olup bi’l-imtihân kürsî meşâyihi katarına dâhil oldu. 1143 senesi rebîülâhirinde tahta cülûs eden Sultân Mahmûd Hân-ı Evvel’in gözdelerinden Amasyalı Zanalızâde es-Seyyid Ahmed Ağa, bunun tilmîzi olduğundan sarây-ı hümâyûn dârü’l-kurrâsı şeyhi oldu.
1145’de kütüphâne-i Enderûn dersiyesi ve müte’âkıben Ayasofya-i Kebîr Câmii derûnundaki Sultân Mahmûd kütüphânesi hitâmında tefsîr dersiyyesi uhdesine tevcîh edildi. Uzun müddet Fâtîh Sultân Mehmed Câmii kürsî şeyhliği ve es-Seyyid Ahmed Ağa’nın vezâretinde 1148’de sarây-ı hümâyûn hâcesi oldu. [35]
Bu esnâda yirmi sekiz yıldan beri te’lîfine bezl-i mechûd ettiği yirmi cild “Buhârî Şerhi”ni ya’nî “Necâhü’l-kârî fî şerh-i Sahîhi’l-Buhârî” adlı eserini ikmâl ederek tilmîzi es-Seyyid Ahmed Paşa vâsıtasıyla huzûr-i hümâyûna takdîm eylediğinden bin altın ve bir libâs-ı fahr ve samûr kürk ihsânıyla taltîf edildi. Fâtîh kütüphânesine va’z edildiği gün de bin altın daha in’âm edildi.
Bu kadar in’âm ve ihsâna teşekküren dâmâdları ve ba’zı talebesiyle beraber Hicâz’a azîmet edib hareketi günü müşârun ileyh es-Seyyid Ahmed Paşa dahî bin altın harc-ı râh verdi. Uğradığı Şâm, Hicâz, Mısır ulemâsı fazlını görüp kendisinden icâzet-nâmeler aldılar.
Avdette yine tedrîse mülâzemet edib altmış yıl câmilerde ve medreselerde ve Fındıklı’da kâ’in yalısında tefsîr ü hadîs okuttu. Konâğında mu’azzam kütüphâne edindi. Pek çok talebeye icâzet-nâmeler verdi. Fazl ü sahî i’tibârıyla üstâzü’l-esâtize oldu.
Ne yazık ki Şemdânîzâde’nin zabtı üzere 1161 zilhiccesi evâsıtında civârında zuhûr eden bir yangın konağına sirâyet ederek bütün eşyâ ve kitâblarıyla beraber [36] yandığından pek ziyâde müte’essir olup mezkûr zilhiccenin yirmi altısında dâr-ı na’îme irtihâl etdi. Topkapı dışında peder ve ceddi yanında medfûndur.
Fazl-ı müşârun ileyh hattât olduğundan Müstakîmzâde Süleyman Sa’âdeddîn Efendi “Tuhfetü’l-Hattâtîn” adlı eserinde diyor ki “Şeyh, Abdullah Hilmi bin Mehmed bin Yûsuf bin Abdülmennân” hâlbuki icâzet-nâmelerinde kendi nesebini şöyle yazıyor: “Ebû Mehmed Abdullah bin Mehmed bin Yûsuf bin İsmâîl bin Abdülmennân”
Süleyman Efendi yine diyor ki: “Şehrîdir”, ya’nî İstanbulludur. Hâlbûki icâzet-nâmelerinde “Abdullah bin Mehmed el-Amâsî eş-şehîr bi-Yûsuf Efendizâde” diye yazmış olduğu görüldü. Amasya’da vefât eden Sirâceddîn Şirvânî icâzet-nâmesinde aynen böyle yazılmış olduğu görüldü. Yukarıda geçen tercemesinde yazıldı. Süleyman Sa’âdeddîn Efendi bu eserinde birçok taşralıları şehirli göstermiştir.
Süleyman Efendi diyor ki : “Şeyhü’l-kurrâ Yûsuf Efendizâde Efendi demekle şöhret-dâdedir. Pederleri dahî şeyhü’l-kurrâ ve nahl-bend-i câmi-i şerîfinde imâm-ı muktedâ idi. [37] Kendi vilâdetleri (sâ’at-i sa’âdet-1066) târîhinde vâki’ olup hüsn-i hatt-ı sülûs u nesih Karakız şöhret Hâce Mehmed Efendi’den temeşşuk ve tahsîl eylemiştir.”
“Vâsıf Efendi Târîhi”nde târih-i vilâdeti 1080 olmak üzere yazılıdır. Doğrusu da budur. Müstakîmzâde’nin kaydına göre merhûmun yüz bir yaşında vefât ettiği anlaşılır. Hâlbuki seksen yedi yaşında vefât ettiğini Şemdânîzâde yazıyor.
Müstakîmzâde diyor ki: “Asâr-ı şerîfesinde Sahîh-i Buhârî-i şerîfi tamamen şerh edib ve Sahîh-i Müslîm şerhine ve Tefsîr-i Beyzâvî tahşiyesine dahî meşğûl idi. Her fende husûsa ilm-i kırâ’ette hezâr-te’lîf ve resâ’ili vardır. Tarîkat-i aliyye-yi Halvetiyye’yi Sakızlı İlyâs Efendi’den ahz edib ve Mısrî Efendi ile mükâtebeleri tehakkuk etmişdir”.¹⁷⁴
“Dervîş-nihâd, pâk-i’tikâd, âlim ü fâzıl, âkil ü kâmil, müdekkik ü muhakkik, elsine-i selâsede tekellüme kâdir ve hezâr-âsâr ü eş’ârı vardır. Bu fakîr, müddet-i medîde telvîh ü tavzîh derslerinde bi-hamdihî te’âlâ zân ü zen istifâde ve isti’fâzaları olmuştur. Lisân-ı şerîflerinde: Ayrılamaz tatlı dilinden [38] hurûf-i me’âli üzere ukle-i kelîmiyye hüsn olunur idi.
“Bu hâl üzere iken ders ü devri tamâm ve muntasıf-ı zi’l-harâmda tarîk-i dâ’ire nâ-menût ve âzîm-i âlem-i lâhût olup Topkapısı hâricinde pederi ve ceddi civârında medfûn ve târîh-i intikâli bu mısra’-ı mevzûndur:
Medfenin nûr ede Abdullah Efendi’nin Kadîr-1167”
Mehmed Süreyyâ Bey “Sicill-i Osmânî” adlı eserinde diyor ki: “Abdullah Efendi Bıçakçılar İmâmı, Yûsuf Efendizâde Mehmed Efendi sulbünden 1080’de tevellüd eyledi. Ba’dehû tercemesini yazıp 1161 zilhiccesinin yirmi altısında fevt oldu. ‘Tüvüffiye allâmetü’z-zamân’ târîh-i irtihâlidir. Seksen iki yaşında idi”.
Merhûm Süreyya Bey, müşârun ileyhin tercemesi ve târîh-i tevellüdünü Vâsıf Târihi’nden aynen nakl ettiği hâlde târîh-i irtihâlinde zühûl etmişdir. Çünkü Vâsıf Efendi târîh-i irtihâlini 1167 senesi zilhiccesinin yirmi altısı olmak üzere kayd ediyor: “Tüvüffiye allâmetü’z-zamân” cümlesi de 1167 târihini gösteriyor.
Yine Süreyyâ Bey diyor ki: “ilâhî ve gazelleri vardır. Te’lifâtı, “Necâhü’l-kârî fi şerh-i Sahîhi’l-Buhârî”, “Kâdı [39] Beyzâvî” evâ’iline hâşiye, “Sahîh-i Müslîm”in nısfına kadar şerhi, vücûh-ı kırâ’ete dâ’ir i’tilâf, bu fenne dâ’ir yirmi risâle, “Hayâlî”, “Kara Dâvûd”, “Âdâb-ı Mîrî”, “Kadı Mîr” hâşiyeleri, sâ’ir fünûndan yirmi yedi risâle”.
Allâme-i müşârun ileyhin mahdûmları Mehmed Sa’îd, Yûsuf, Ahmed Hâlid Efendiler de meşâhîr-i ulemâ ve mevâlîdendir. Dâmâdları ikidir. Biri Amasyalı el-Hâc İbrâhim Efendi bin Mehmed olup mahdûmu Fâ’iz Abdürrahîm Efendi’dir. Diğeri Amasyalı Süleyman Efendizâde kethüdâ-yı sadr-ı âlî Hacı Mustafa Efendi olup mahdûmu re’îsü’l-küttâb Abdullah Berrî Efendi’dir.