Amasyalıdır. Yukarıda tercemesi geçen Abdurrahmân Efendi bin Ömer bin Hüseyin el-Mevsılî mahdûmudur. Amasya’da “Arab Hüseyinzâde”, İstanbul’da “Arabzâde” demekle meşhûrdur. Amasya’da mukaddimât-ı ulûmu gördükten sonra pederinden mukaddem, İstanbul’a gidip kendisinin yazdığı üzere Sadreddînzâde Mehmed Emîn Şirvânî tilmîzi Silifkeli Süleyman Efendi’den ikmâl-i tahsîl etdi.
Tarîk-i va’z ü meşîhate sülûk ederek ibtidâ Mîrahûr Câmiinde cum’a vâ’izi oldu. Köprülü Mehmed Paşa’nın sadâretinde ri’âyet görüp 1074 şevvâlinde Sultân Selîm, 1075 cumâdelâhiresinde Fâtîh Sultân Mehmed, 1080 şa’bânında Sultân Bâyezîd, 1082 zilka’desinde Sultân Süleyman Câmileri’nde cum’a vâ’izi olarak fazl ü kemâlini gösterdi.
1099 muharreminde taht-ı Osmânî’ye cülûs eden İkinci [112] Sultân Süleyman şehzâde iken fezâ’il-i ilmiyye-i ahlâkîyesini takdîr ettiği sâhib-i tercemeyi kendisine mu’allim nasb ederek mu’allim-i Sultânî teşrifâtıyla tekrîm edilmiş idi.
Ancak mesned-i sadârete gelen Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’nın etrâfını alan ba’zı erbâb-ı hased müşârun ileyhi iğzâb edecek ba’zı ahvâl-i nâ-becâ isnâd eylediklerine binâ’en pâdişâhın rızâsı hilâfına olarak 1101 senesi cumâdelâhiresinde Medîne-i Münevvere’de ikâmete me’mûren i’zâm edildiğinden orada 1103 senesi muharreminde vefât etdi. Bakî’de medfûndur.
Şeyhî Efendi “Zeyl-i Zeyl-i Şakâyık”da diyor ki: “Şeyh-i mezbûr kemâl-i fazîlet ile meşhûr, âlim ü fâzıl, kâmil ü mükemmel, zarîf ü nüktedân, şeyh-i nâdirü’l-akrân idi.” Mahdûmu fuzalâdan Hacı Mehmed Efendi 1135 muharreminde vefât etdi. Şehzâde Süleyman mu’allimi olmuş idi.