Tercemesi yukarıda yazılan Hazret-i Pir İlyâs’ın üçüncü mahdûmudur. Eniştesi olan Şeyhülislâm Mevlânâ Celâleddîn Abdurrahman’ın halka-i tedrîsinde ikmâl-ı tahsîl ve pederinin hulefâsından Şükrüllah Baba’nın sohbetinden istifâza etdi. Hulefâdan Pir Şerefeddîn Hamza-i Halvetî vefâtından sonra [457] Gümüşlüzâde zâviyesi şeyhi olup Halvetîyye şeyhlerinin merci-i hâssı oldu. Yirmi yıl kadar makâm-ı irşâdda neşr-i füyûzât ederek 843’de dâr-ı naîme irtihâl etdi.
Fâzıl, müteşerri’, zâhid, müttakî, mazınne-i kerâmet, âlî-sîret bir zât idi. Eski türbenin şimâl penceresi önünde Şükrüllah Baba’nın yanında medfûn idi. Türbe tevsîan ve tecdîden yapılırken buraları içeriye alınmışdır.
“Künhü’l-Ahbâr” mü’ellifi Amasya’da Sancak beyi iken yaptığı tahkîkât üzerine Künhü’l-Ahbâr’ında diyor ki:
“Sultân Murâd-ı Sânî’nin üç şehzâdesi Sultân Ahmed, Alâeddîn, Mehmed Çelebi’ler Amasya’da iken bir bayram günü üçü birlikde Hazret-i Şeyhi ziyâret ederler.
Hazret-i Şeyh Abdurrahman Çelebi şehzâdelerin en küçüğü bulunan Sultân Mehmed’e iltifât eder, hırkasını eğnine örter, nasîhatler eder. Filhakika şehzâde Sultân Ahmed 841’de vefât eder. Şehzâde Alâeddîn Bey 846’da yatağında boğulur. Bu sene Sultân Mehmed-i Sânî pâdişâh olur. Şeyhin işâreti anlaşılır.”
Hazret-i Şeyhin bir mahdûmu Pir Hayreddîn Hızır Çelebi [458] meşhûrdur. Bir kerîmesini de “Kuba Evliya” demekle meşhûr olan Seydî Hüsamzâde Mevlânâ Hüsameddîn Hüseyin Halvetî’ye vermişdi. Bundan hafîdi “Aşağı Pîrler” diye meşhûr olan Mevlânâ Hüsamî Abdurrahman Çelebi’dir.