Erzincanlı Kâsım bin Ömer’in mahdûmudur. Ulemâ-yı meşhûr Vecîhüddîn Ömer bin Abdülmuhsin el-Erzincanî’den ikmâl-i tahsîl edib Erdebil’e gitdi. Oradan Şeyh Safiyyüddîn Erdebilî’den de tasavvufu öğrendi. Emîr Nûreddîn Kutlu Şâh devrinde Amasya’ya geldi.
Amasya’da şimdiki Sevâdiye Mahallesi üstünde yaptırdığı bir tekkede inzivâ edib tâlibân-ı ilim ve irfâna ta’lîm-i âdâb-ı tarîkat, tedrîsi ahkâm-ı şerîat ederek büyük şöhret ve i’tikâda mazhar oldu. 775 hudûdunda dâr-ı naîme irtihâl etdi.
Âlim, fâzıl, zâhid, gayed müteşerri’, müttakî, halvetî-meşreb idi. “Şakâyık” sâhibi yazıyor ki:
“Bir gün mürîdânına “Bize bir cemâ’at geliyor, bir nesne hazırlayınız” der. Mürîdân “Bir nesnemiz yok.” diye cevâp verir. Hazret-i Şeyh tekkesinden taşra çıkar. Bir sürü geyik görür. Geyiklere döner, “Hanginiz kendisini misafirlerimize fedâ eder”, dedikde biri sürüden ayrılır, huzûr-i Şeyh’e gelir. Bunu kesip [453] gelen misafirlere yedirdi.
Şu hikayeyi de naklediyor:
“Hazret-i Şeyh gün pek mahzûn olmuşdu. Sebebinden soranlara şeyhi Safiyyüddîn Erdebîlî tâifesi gâyet müttakî ve sağlam akîdeli adamlardı. Şeytan onları idlâl ederek bugün yoldan çıkardı.
Şeyhin bu sözünden sonra çok zaman geçmedi. Şeyh Safiyyüddîn Erdebîlî evlâdından Şeyh Haydar, dalâlet yolunu tutdu. Şîa mesleğini ihtiyâr ederek eslâfının âdâb ve ahvâl ve akâid-i sahîhasını terk ve tağyîr etdiği haberi geldi.”
Ancak şeyh Haydar ile Hazret-i Abdurrahman’ın vefâtı arasında yüz yıl kadar uzun bir zaman olduğuna göre Hazret-i Şeyh Erdebîlî’lerin sonradan azıp Tarîkatı Şiîliğe ve bu sâyede isyân ve saltanata tahvîl edeceklerini keşfetmiş demek olur.
Hazret-i şeyhin iki mahdûmu olduğu bulunabildi. Biri Mevlânâ Kıvâmüddîn Kâsım Çelebi diğeri Mevlânâ Bahşâyiş demekle meşhûr Kâdı’l-kudât Şemseddîn Mehmed Çelebi’dir. Bunun mahdûmları da Bedreddîn Mahmûd [454] İmâdüddîn Abdulhâlik Çelebilerdir.