Merzifonludur. Orada medfûn eş-Şeyh Nizameddîn Abdürrahîm Efendi evlâdından Mevlânâ eş-Şeyh Cemâleddîn Mehmed Efendi’nin mahdûmudur. Merzifon’da 900 [465] târihinde doğdu. Mukaddimât-ı ulûmu Merzifon sultânîyesi müderrisi Hâfızüddîn Acem’den görüp Amasya’ya geldi. Amasya fuzalâsından müfessir Molla Bahşî ve Müftü Musliheddîn Mûsâ Efendilerden ulûm-i Arabiyye ve funûn-ı edebiyye’yi tahsîl edib İstanbul’a gitdi.
Burada Mevlânâ Hâfızüddîn Acem’den de ahz ve ikmâl-i tahsîl ederek İznik müderrisi Karabağî Mehmed Efendi’ye muîd oldu. 942’de Mehmed Efendi’nin vefatıyla Cezerî Kâsım Paşa müderrisi Molla Arap hizmetinde tefsîr ve hadîs okuyup mûcâz oldu.
Bu esnâda hüsn-i savtına ve hıfz ve tecvîddeki mahâretine binâen Kâsım Paşa Camiî hatîbi ve bir müddet sonra da Defterdâr Mehmed Çelebi Dârülhadîsinde muhaddis oldu. Bâ’dehû Fatih Sultân Mehmed ve sonra Ayasofya Câmiileri kürsi şeyhi olup tefsîr, hadîs, usûl gibi ulûm-ı âliye tedrîsâtıyla meşgûl olduğu halde 971’de dâr-ı naîme irtihâl etdi.
Fâzıl, muhakkik, ulûm-i Arabiyye ve fünûn-ı edebiyye’de mâhir, tefsîr ve hadîsde misli nâdir, hâfız, vücûh-i Kur’aniyye’ye vâkıf, şeyhü’l-kurrâ, savtı güzel [466] gâyet müteşerri’, her vecihle ekmel bir zât idi.
“Zeyl-i Şakâyık”da Nev’îzâde Atayi Efendi diyor ki:
“Merhûm-i mezbûr fezâil-i celîle ile meşhûr, tecvîd-i Kur’ân-ı azîm ve tertîl-i Furkân-ı Kerîm’de mâhir, enfâs-ı müteberrikesi kulûb-i nâsa müessir, nağme-serâ-yı savt-ı hüsn, sâhib-i lisân ve lüsen, idâre-i câm-ı kelâm esnâsında eş’âr-ı belîğa inşâdı ile tenakkul-i mu’tadı ve rahîk-i kaziyyeyi nazm-ı bedîinden miskiyyü’l-hitâm eylemek de’b-i meclis-i irşâdı tesîr-i belîğinden sükkân-ı cevâmî hâl-i mest-i medhûş, belki kuttân-ı savâmî-i eflâk pûr cûş-ı hurûş olurdu.”
Atâyi Efendi bunu yazdıkdan sonra Ebüssuûd İmâdî Efendi’nin sâhib-i tercemeye verdiği icâzetnâmesini yazıyor. Bu icâzetnâmede Ebüssuûd Efendi üstâdı ve pederini şöyle kaydediyor:
محي الشريعة والحقيقة والدين محمد بن مصطفي العماد المجاز من قبل مشايخ الكبار السيما استاذه الجليل المقدار
عم والدى عالء الملة والدين المولي الشهير بعلي قوشجى صاحب الشرح الجديد للتجريد ¹⁵⁵
Muhyiddîn Mehmed Efendi’nin Vakfiyesinde; “Muhyiddîn Mehmed bin Mustafa bin el-İmâd” diye yazılıdır. Bunlar delâlet [467] ediyor ki gerek Muhyiddîn Mehmed Efendi’ye ve gerek Ebüssuûd Mehmed Efendi’ye “İmâdî” denmesi dedeleri olan Mevlânâ İmâd’a nisbetlerinden dolayıdır. Müverrihlerimizden İsmail Hakkı Bey gibi ba’zı zevâtın iddiâları üzere İskilib’de Virgili köyüne mensûb olduklarından dolayı değildir. Bu iddiâ tamamıyla uydurma ve yakıştırmadır.
Bu icâzetnâmede Mevlânâ Alâeddîn Ali Kuşçu’ya Ebüssuûd Efendi, pederimin amcası diyor ki, Mevlânâ Mustafa bin İmâd’ın birâderi demek olur. “Şakâyık”da “Mevlânâ Alâeddîn Ali bin Mehmed Kuşçu” diye yazılıdır. 879 senesi Şa’bân’ının sekinci cumartesi günü vefât edib Ebû Eyyüb Ensârî türbesi civârında medfûn olduğu kaydedilmiştir.