Amasyalıdır. Sudûrdan es-Seyyid Ahmed Hulûsî Efendi’nin mahdûmu olup 1278’de doğdu. İstanbul’da neş’et edib Kuleli Mekteb-i İdâdî-i Askeriyye’ye girdi. Buradan Mekteb-i harbiyyeye girib funûn-ı askeriyye tahsîlini ikmâl etdikden sonra Berlin dâru’l-funûn-ı askeriyyesine girdi.
Buradan erkân-ı harb yüzbaşılığıyla çıkıb [339] İstanbul’a geldi. Bâb-ı Ser-askerîye me’mûr olup 1305’de kolağası ve 1306’da ateşemiliter muâvini olarak sânîyen Berlin’e gönderildi.
1308’de binbaşı olarak avdetle Nafia nezâretinde mühendis ve 1314’de kâ’im-makâm oldu. 1318’de Mîr-âlâylıkla hey’et-i fennîye âzâsından olup 1323’de mîr-livâ olacağı esnâda haremi olan Alman kızıyla araları bozulduğundan kadının fenâ bir jurnaline uğradı.
Sultân Abdulhamîd Hân-ı Sânî, pederinden dolayı zaten kendisinden mütevehhim olduğuna binâen bu jurnal vehmine dokundu. Hayli tahkîkât icrâsıyla 1324’de menfîyen Konya’ya gönderildi. Bu da fevkalâde merâkından hastalanıb 1325 senesi evâilinde orada vefât etdi.
Gâyet mütefennîn, ulûm-ı riyâziyye ve askeriyyede kâmil, orta boylu, yakışıklı, hürriyyet-i efkâra tarafdâr bir zât idi. Sadr-ı esbak amcası Mehmed Rüşdüzâde İsmail Hakkı Bey’in kerîmesinden bir mahdûmu Mehmed Fuad Bey kaldı. Bu da ceddi türbesi vakfına mütevellî oldu. [340]