Zehru’l-âdâb, Târih-i Baybars, Ikdü’l-cümân gibi mu’tenâ ve muteber tarihlerde mezkûr olduğu üzere Amasya’nın nâm-ı diğeri olan Harşenelidir. Bunun için “Hayzürânü’l-Harşeniyye” dendi.
Ümerâ-yı Abbasiyyeden Mâlik bin Abdullah 144 senesinde Amasya’ya harben duhûl ve gâret etdiği esnâda Amasya kiliselerinin birinde hâdime iken kendisini seby ü ahz ederek gâyet güzel ve endâmı mütenâsib melek gibi bir kız olduğundan Halife Ebû Ca’fer el-Mansur’a takdîm ve o da mahdûmu, Rey vâlîsi Muhammed el-Mehdî’ye ihdâ etdi.
El-Mehdî Muhammed Abbasî, bunu istifrâş ve bade’l-i’tâk tezevvüc ederek 158 senesi zilhiccesinde pederinin vefâtı üzerine taht-ı hilâfete cülûs etdikde büyük bir nüfûz ve itibara nâil oldu. [508]
Halife-i müşârün-ileyhin zamanında Mekke-i Mükerremeye gidip orada “Dâru’l-Hayzerân” demekle meşhûr olan misafir-hâneyi yaptırdı. Bir müddet kalmışdı. Halife Muhammed el-Mehdî iftirâkından bî-huzûr olup gönderdiği şu beyitleriyle teşevvûk ve tehassürünü bildirdi.
نحن فى غاية السرور و لكن
ليس إال بكم يتم السرور
عيب ما نحن فيه يا أهل ودّى
أنكم غيّب و نحن حضور
فأجدوا فى السيربل ان قدرتم
أن تطيروا مع الرياح فطيروا⁶⁰
Hayzürân bu beyitleri okudukda derhal şu beyitleri yazıb irsâl ve müteâkiben Bağdâd’a avdet etdi.
قد أتانا الذى وصفت من شوق
فكدنا وما قدرنا نطير
ليت أن الرياح يودين
إليكم ما قد يجن الضمير
لم أزل صبة إن كنت بعدى
فى سرور فدام ذاك السرور⁶¹
169 senesi muharreminde zevci Muhammed el-Mehdî vefât edib kendisinden doğan büyük oğlu Mûsa el-Hâdî halîfe oldukda vâlide-i halîfe olduğu münâsebetle nüfûz ve itibarı daha ziyâde artdı. 170 senesi rebîülevvelinde Hâdî’nin vefâtıyla küçük oğlu Harun er-Reşîd halife oldukda [509] vâlide sultânlık şerefi nüfûz ve itibarı daha ziyâde artıb yükseldi. Âdeta hilâfet-i İslâmiyye nüfûzu kendisine münhasır gibi oldu.
Oğlu Harun er-Reşîd’in zamanı hilâfetinde 173 senesi cumâdelâhiresinin yirmi yedinci cuma gecesinde vefât etdi. Ertesi günü kemâl-i ihtifâl ile Bâgdâd’da mekâbîr-i Kureyşe defn edildi. Gâyet âkile, müdebbire, sâliha, şâire, sahîyye idi.
Mekke-i Mükerreme’de yaptırdığı sarayında ikâmet ve ekser senede hac ederek her sene Mekke fukarâsına bin kere bin ya’nî bir milyon dirhem tasadduk ederdi. Dâru’l-Hayzürânı kendinin vefâtından sonra asırlarca misafir-hâne olarak kaldı. Oğulları Mûsa el-Hadî, Harun er-Reşid hulefâ-yı Abbasiyyedendir.
Mütercim Âsım Efendi Tercüme-i Kâmûs’da diyor ki: “El-Hayzürân: Hânın fethi ve zânın zammıyla bir nevi’ şecr-i hindi ismidir ki tahrifle ‘hezâran’ dedikleridir. Dallarından çevgân ve iskemle ve tahtırevân yaparlar ve Hayzürân eşcârın [510] derûn-ı arza mümted olan urûkuna ve şu’belerine ve kargıya ve kamışa da denir. Ve mutlaka ter ü taze vezm olan nihâle ıtlâk olunur…
Dâru’l-Hayzürân: Mekke-i Mükerreme’de bir hâne-i ma’rûfdur ki Abbâsiyyeden bir halifenin ki Reşid olacakdır! Cariyesi Hayzürân binâ eylemişdi. Mütercim der ki mezbûre üdebâ ve şuarâdan olmakla halifeye münâdeme eylerdi. Meyânlarında mütâyabât-ı kesire vâkî olmuşdur.
Ez-cümle birgün hamamdan çıkıb aynaya nazar eyledikde ruhsârı berk-i gül gibi jale-dâr-ı arak olmakla safha-i divâra işbu ‘Ene et-tüffahatü’l-hamrâ-i aleyhâ ettallu ve şûş’ mısrâını nakş edib gitdi. Reşid ber-takrib mısrâ-i merkûmu gördükde tahtına ‘ve ferrüce arzuhâ şibrun aleyhe’l-ihnü’l-menfûş’ mısrâını terkim eylemekle haylice mulâtafaya bâdî olmuşdur.”
Şâyân-ı hayretdir ki sâhib-ı kâmûs Mecideddîn Firûzâbadî gibi bir allâme dâru’l-Hayzürânı binâ eden Hayzürâ’nın kim olduğunu bilemiyor. “Bir halifenin ki Reşîd olacakdır” ibâresi eğer mü’ellifin ise Reşîd’in vâlidesini Reşîd’in [511] cariyesi yapmak gibi bir gârâbet gösteriyor. Eğer mütercimin ise ağreb bir hefveden ibaretdir.
Hele “Mütercim der ki”den aşağısı o garâbeti daha ziyâde katmerleşdirmişdir. Hayzürân’a nispet edilen mısrada “el-Hamrâ (الحمراء)” kelimesi med ile okunursa vezn bozukdur kasr ile “el-hamrî (الحمرى)” okunursa vezn düzelir, fakat kelime bozukdur. Binâenaleyh mısrâ fasîh değildir.
Pek terbiyesizce yazılmış olan mısrâ-ı sânînin Halife Harun er-Reşîd gibi gâyet fasîh, edîb, hayâsı gâlib bir zâta nispet edilmesi daha ziyâde şâyân-ı hayretdir. Harun er-Reşîd’in validesi olan Hayzürân’ı, müşarün-ileyhe câriye göstermek Âsım Efendi gibi hakikaten bir fâzılın kalemine yakışmazdı.
İstanbul’da Bâb-ı âlî civârında Hacı Beşir Ağa Kütübhânesinde mevcûd olan “Nukûdü’l-lisân ve ukûdu’l-hisân” adlı eserinde Mustafa bin Hasan el-Antâkî diyor ki:
“Harşene-hardele vezninde Anadolu’da Amasya [512] şehridir. Harun er-Reşid’in validesi Hayzürân buradandır. Mehdi bunu parasıyla satın alıb âzâd ederek kendine zevce yaptı. Âkile, sâliha, sadakâtı bol bir kadın idi.
Hayzürân Mekke-i Mükerreme’de Harem-i şerîfe ittisâlinde satın aldığı bir arsa üzerine yaptırdığı Dâru’l-Hayzürân’ı mescid-i şerîfe katdı. Mehdi zamanında hac edib Reşîd zamanında 173’de vefât etdi. Kâtibi Ömer bin Mihran gâyet çirkin şaşı bir adamdı. Kaba ve âdî elbise giyer, katıra biner, arkasına uşağını bindirirdi. Reşîd bu adamı Ca’fer bin Yahya tarafından Mısır’a vâlî kâ’im-makâmı nasb etdi”.⁶²