Ebü't-Tayyib el-Mütenebbî (303-354/915-965), Arap edebiyatının en büyük şairlerinden biri sayılır. Halep'teki Hamdânî emîri Seyfüddevle'nin sarayında geçirdiği dokuz yıl, sanatının doruğu kabul edilir; emîrin Bizans'a karşı seferlerini anlatan kasideleri hem şiir hem de tarih bakımından değerlidir. Amasya ile bağı ise tek bir kaynağa, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne dayanır. Hüsameddin, Arap kaynaklarında adı geçen Harşene kalesini Amasya Kalesi, Mütenebbî'nin bir beytinde andığı Semendû'yu da Amasya'nın Ziyâre mahallesi sayar ve buradan Mütenebbî'nin Seyfüddevle'yle birlikte Amasya'ya geldiği, şehri iki beyitle övdüğü sonucuna varır. Bu sonuç başka bir kaynakla doğrulanmamıştır; Seyfüddevle'nin seferlerine dair bugünkü bilgiler ve Mütenebbî'nin kendi şiirlerindeki yer adları onu güçlü biçimde sorgulatır. Hüsameddin'in Mütenebbî'ye atfettiği Amasya beyitleri sitenin Amasya Şiirleri bölümünde ayrı bir sayfada yer alır; Amasya ile ilişkilendirdiği üç kaside parçası ise bu kategoride ayrı ayrı verilmiştir.
Hayatı
Asıl adı Ahmed b. Hüseyin olan şair, 303 (915-16) yılında Kûfe'nin Benî Kinde mahallesinde doğdu. Karmatî baskını yüzünden ailesiyle birlikte Semâve çölüne göç etti ve iki yıl bedevîler arasında yaşayarak dili, şiiri ve meselleri kaynağından öğrendi. 316 (928) yılı sonlarında Bağdat'a gitti, İbn Düreyd ve İbnü's-Serrâc gibi dilcilerden ders aldı. 318 (930) yılında Suriye'ye geçti, şehir şehir dolaşarak küçük ücretler karşılığında methiyeler yazdı. Ardından Lazkiye çevresinde bedevîler arasında bir isyan hareketine girişti; 322 (934) yılı sonlarına doğru yakalanıp Humus'ta hapsedildi ve 324 (936) yılında valiye yazdığı bir özür kasidesiyle serbest bırakıldı. "Peygamberlik taslayan" anlamına gelen Mütenebbî lakabı bu olayla ilişkilendirilir, ama lakabın kaynağı konusunda başka açıklamalar da vardır.
Hapisten sonra bir süre yine gezgin bir şair olarak yaşayan Mütenebbî, 328 (939) yılında Dımaşk valisi Bedr b. Ammâr'ın şairi oldu. 336 (947-48) yılında Seyfüddevle'nin Antakya valisi Ebü'l-Aşâir'e kaside sundu; vali ertesi yıl onu Seyfüddevle'ye takdim etti. Mütenebbî, şiirlerini huzurda oturarak okuması ve el öpmemesi şartıyla 337 (948) yılı başlarında Halep sarayına girdi. Seyfüddevle onu hediyelere boğuyor, seferlerinde yanına alıyordu. 346 (957) yılı sonlarında saraydaki düşmanlıklar yüzünden Halep'ten kaçtı, Mısır'da İhşîdî naibi Kâfûr'un himayesine girdi. Beklediği valiliği alamayınca 350 (961) yılında Kâfûr'u ağır bir hicivle bırakıp Irak'a döndü. Son yıllarında Büveyhî veziri İbnü'l-Amîd'e ve Adudüddevle'ye kasideler sundu. Ramazan 354'te (Eylül 965) Şîraz'dan Bağdat'a dönerken Deyrülâkūl denen yerde bedevîlerin saldırısına uğradı, oğlu ve kölesiyle birlikte öldürüldü.
Şiiri
Mütenebbî'nin divanı aşağı yukarı 5200 beyittir ve şairin hayatının dönemlerine göre bölümlere ayrılır: Suriye yıllarının şiirleri (Şâmiyyât), Seyfüddevle'ye yazdıkları (Seyfiyyât), Kâfûr'a yazdıkları (Kâfûriyyât), Ebû Şücâ‘ Fâtik için yazdıkları (Fâtikiyyât) ve Şîraz'da yazdıkları (Şîrâziyyât). Seyfüddevle için yazdığı 1540 beyitlik "Seyfiyyât", bütün eserinin üçte birini oluşturur ve onun sanatının en yüksek noktası sayılır. Bu kasidelerde emîrin Bizans'a ve bedevîlere karşı savaşları, olayların içinde bulunan bir tanığın gözüyle anlatılır. İsmail Durmuş'un deyişiyle onun şiirleri, Bizans ve Hamdânîlerle ilgili olayların tarihî bir tescilidir ve içlerindeki şehir ve mekân adları zengin bir coğrafya envanteri oluşturur.
Şiirinin başlıca konuları övgü, övünme, hikmet, mersiye, hiciv ve tasvirdir. Abartılı benzetmeleri, gurur dolu sesi, hayata ve insanlara karşı kötümser hikmetleri ve dillere dolaşan veciz mısralarıyla bütün Arap şiirini etkilemiş, divanı üzerine yüze yakın şerh yazılmıştır. Yâkût el-Hamevî gibi coğrafyacılar da yer adlarını anlatırken onun beyitlerine başvurmuştur. Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde Mütenebbî'yi sık sık anması, bu geleneği izleyen Arapça coğrafya ve tarih kitaplarını okumasından gelir.
Amasya ile Bağı
Hüsameddin, eserinin Amasya'yı tarif eden giriş bölümünde Moltke'nin sözlerinden sonra Mütenebbî'yi şöyle anar:
Şâ'ir-i meşhûr Ebu't-Tayyib el-Mütenebbî, memdûhu olan Haleb hükümdârı Seyfü'd-Devle-i Hamdânî ile 342'de Amasya'yı ziyâret ve etrâf ve riyâzını seyr ü temâşâ etdiği zamân fethinden dolayı müşârün-ileyh Seyfü'd-Devle'yi medh ederken Amasya'yı şöyle medh ve ta'rîf ediyor.
Günümüz Türkçesiyle: Ünlü şair Ebü't-Tayyib el-Mütenebbî, övdüğü Halep hükümdarı Seyfüddevle el-Hamdânî ile 342 (953) yılında Amasya'yı ziyaret edip çevresini ve bahçelerini gezdiği sırada, bu fetih dolayısıyla Seyfüddevle'yi överken Amasya'yı şöyle över ve tarif eder. Bunun ardından gelen iki Arapça beyit, sitenin Mütenebbî'ye atfedilen Amasya beyitleri sayfasında özgün metni, okunuşu, günümüz Türkçesi ve yorumuyla verilmiştir. Beyitlerde Amasya'nın adı geçmez; "nice belde vardır ki" diye başlayan genel bir şehir övgüsüdür ve bu derleme için Mütenebbî divanındaki yeri bulunamamıştır.
Hüsameddin bu kısa notu eserin başka yerlerinde geniş bir tarih anlatısına dönüştürür. Ona göre Amasya Kalesi, Arap tarihlerinde "Harşene" adıyla bilinir; kaleye hâkim olduğu bölgeye "Harşenûn" denir. Amasya'nın doğusundaki Ziyâre mahallesinin eski adı ise "Zemendû" ya da "Semendû"dur. Hüsameddin, Pontus ve Kapadokya valileri olarak andığı Bizanslı Fokas ailesini de Amasyalı sayar ve Seyfüddevle'nin, Müslüman topraklarına yapılan akınların intikamını almak için bu ailenin vatanı olarak gördüğü Harşene'ye on iki yıl boyunca saldırdığını anlatır. Bu anlatıya göre emîr 338 yılındaki ikinci seferinde Harşene'ye, yani Amasya'ya girmiş ve Semendû'da iki ay kalmış, 342 yılındaki beşinci seferinde Kızılırmak'ı Osmancık önünde geçip Harşene'nin arkasındaki "Rabzu'l-Likân"da konaklamış, kaleyi kuşatmış ve Bizans komutanının oğlu Kostantin'i esir almıştır. Hüsameddin her aşamada Mütenebbî'den beyitler aktarır: Semendû'yu anan "Li-hâẕe'l-yevmi" kasidesinden beş beyit, Harşene'nin varoşlarında konaklamayı anlatan bir beyit ve Kostantin'in esaretini anlatan üç beyit. Bu üç parça bu kategoride ayrı sayfalarda verilmiştir.
Kaynakların Durumu ve Tartışma
Harşene Nerededir
Hüsameddin'in kurgusu, Harşene ile Amasya'nın aynı yer olduğu varsayımına dayanır. Bu varsayımın kaynakları Osmanlı devri metinleridir: Âsım Efendi'nin Kâmûs tercümesinde aktarılan Tırâzü'l-müzehheb kaydı, Mustafa Cenâbî'nin el-Aylemü'z-zâhir'i, Müneccimbaşı Dervîş Ahmed'in Câmiu'd-düvel'i, İbn Arabşah'ın Timur tarihi ve Azîz b. Erdeşîr'in Bezm ü Rezm'i Amasya Kalesi'ni Harşene adıyla anar. Bu metinlerin tarihi bilinenleri XIV. yüzyılın sonundan sonraya aittir. Bunlar Mütenebbî ile Seyfüddevle'nin X. yüzyılda söz ettikleri yerin Amasya olduğunu göstermez; yalnız sonraki dönemde Amasya Kalesi için bu adın kullanıldığını gösterir.
Hüsameddin'in kendi aktardığı en eski coğrafya kaynağı ise başka bir yeri işaret eder. Yâkût el-Hamevî'nin Mu‘cemü'l-büldân'ına göre Harşene, Bizans topraklarında Malatya yakınında bir beldedir; Seyfüddevle oraya gaza etmiş, Mütenebbî de şiirinde onu anmıştır. Hüsameddin'in andığı Ensâbü's-Sem‘ânî, Merâsıdü'l-ıttılâ‘ ve Lübbü'l-lübâb da Harşene'yi Malatya yakınında gösterir. Malatya ile Amasya arasında kuş uçuşu üç yüz kilometreden fazla mesafe vardır. Hüsameddin bu kaydı aktardığı halde üzerinde durmaz.
Bizans kaynaklarına dayanan bugünkü araştırmalar, Kapadokya'da Charsianon (Harsianon) adlı bir kale ve bu kaleye adını veren bir askerî bölge (tema) bulunduğunu gösterir. Kale ilk kez 638'de anılır, 730'da Araplar tarafından alınır ve sonraki yüzyıl boyunca iki taraf arasında çetin bir çekişme konusu olur; bugün Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesindeki Muşalikalesi harabeleriyle özdeşleştirilir. Seyfüddevle'nin 950 yılındaki seferinde Lykandos ve Charsianon bölgelerini yağmaladığı, dönüşte bir geçitte pusuya düşürülerek ordusunun büyük kısmını kaybettiği ve 960 yılında Charsianon kalesini yağmaladığı kaydedilir. Ad benzerliği ve Yâkût'un verdiği konum, Arap kaynaklarındaki Harşene'nin bu Kapadokya kalesi olabileceğini düşündürür. Bu eşleştirme bizim çıkarımımızdır; bu çalışmada iki adı doğrudan eşleştiren bir kaynak okunmamıştır. Hüsameddin'in 339 yılı için anlattığı sefer, yani Harşene'ye kadar ilerleyen, ganimetle dönerken bir boğazda sıkıştırılıp ağır bir bozguna uğrayan sefer, bugünkü tarihlerin 950 yılına yerleştirdiği ve "gazvetü'l-musîbe" (felaket seferi) diye anılan seferle tarih ve olay bakımından örtüşür; yer ise farklı yorumlanmıştır.
Semendû ve Kostantin
Semendû için de durum benzerdir. Hüsameddin, Bedreddin el-Aynî'nin "Zemendû'ya Ziyâre de denir" kaydına ve İbn Bîbî'nin Sivas emîri Kır Han'ın Zemendû kalesine sürüldüğü haberine dayanarak Amasya yakınında bu adla bir kalenin bulunduğunu gösterir; bu kayıtlar Selçuklu devrine aittir. Ancak Mütenebbî'nin "biz Semendû'yu ziyaret ettik" dediği yerin aynı kale olduğu ayrı bir sorudur. Hüsameddin'in kendisi de farklı yorumlardan haberdardır: Kâmûs şârihinin Semendû'yu Belgrad ya da Semendire saydığını yazar ve reddeder; Kayseri sancağındaki Zamantı kalesi ihtimalini de adı "Ziyâre" olarak geçmediği gerekçesiyle kabul etmez. Bu ret gerekçesi, Semendû'nun Amasya'daki Ziyâre olduğunu önceden kabul eden bir akıl yürütmeye dayanır.
Kostantin'in esareti en açık örnektir. Hüsameddin, Mütenebbî'nin "Kostantin'in kalbinde ona karşı bir hayranlık var, bacaklarında onun prangaları olsa da" beytini Harşene kuşatmasına bağlar. Bugünkü tarihler, Bizans başkomutanı Bardas Fokas'ın en küçük oğlu Konstantinos'un 953 yılında Maraş yakınlarındaki savaşta Hamdânîlere esir düştüğünü kaydeder. Tarih Hüsameddin'in verdiği 342 yılıyla örtüşür, yer örtüşmez. Beytin alındığı "Leyâlî ba‘de'z-zâ‘inîn" kasidesinde sayılan yerler de Malatya, Kubâkıb suyu, Fırat, Hanzit, Simnîn, Hısnu'r-Rân, Sümeysat ve Maraş'tır; kasidede Harşene ya da Semendû adı geçmez.
Atfedilen Beyitler
Hüsameddin'in Amasya'nın övgüsü olarak verdiği iki beyit, Mütenebbî'ye ait olduğu kesin olan Seyfiyyât kasideleriyle aynı durumda değildir. Bu derleme sırasında beyitlerin Mütenebbî divanında yeri bulunamamış, ilk mısraları üzerinden yapılan aramalar da sonuç vermemiştir. Beyitlerin başka bir şaire ait olması, bir mecmuada Mütenebbî'ye yanlış atfedilmiş olması ya da divanın bizim göremediğimiz bir neşrinde yer alması mümkündür. Hangi ihtimalin doğru olduğu, divanın tenkitli neşirleriyle karşılaştırma yapılmadan söylenemez.
Değerlendirme
Mütenebbî'nin 337 (948) ile 346 (957) yılları arasında Seyfüddevle'nin seferlerine katıldığı, Bizans topraklarında Harşene ve Semendû adlı yerleri şiirinde andığı kesindir. Bu yerlerin Amasya ve Ziyâre olduğu ise yalnız Hüsameddin'in yorumudur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Seyfüddevle maddesi emîrin Bizans'a yaz seferlerini 343 (954) yılına kadar sürdürdüğünü, 940'ta Şebinkarahisar'a kadar ilerlediğini kaydeder, ama Amasya'yı anmaz; aynı ansiklopedinin Amasya maddesi de şehrin Bizans dönemi tarihinde Seyfüddevle'den söz etmez. Elimizdeki bilgilerle Mütenebbî'nin Amasya'ya geldiğini gösteren bir kanıt yoktur. Hüsameddin'in kurgusu, Amasya'nın eski çağlardan beri övüldüğünü gösterme isteğinin ve geç dönem Osmanlı metinlerindeki Harşene adının bir ürünü olarak okunmalıdır. Bu, Hüsameddin'in kaynakları geniş biçimde taradığı, Arapça tarih ve coğrafya eserlerini dikkatle okuduğu gerçeğini değiştirmez; sorun, aynı adı taşıyan farklı yerlerin tek bir şehre bağlanmasındadır.
Kronoloji
303 (915-16): Mütenebbî Kûfe'de doğar.
322-324 (934-936): Humus'ta hapsedilir, bir özür kasidesiyle serbest bırakılır.
337 (948): Halep'te Seyfüddevle'nin sarayına girer.
338 (949-50): Hüsameddin'e göre Seyfüddevle Harşene'ye girer ve Semendû'da iki ay kalır.
339 (950): Seyfüddevle'nin Lykandos ve Charsianon seferi; dönüşte "gazvetü'l-musîbe" bozgunu.
342 (953): Hüsameddin'e göre Mütenebbî, Seyfüddevle ile Amasya'yı ziyaret eder; bugünkü tarihlere göre Bardas Fokas'ın oğlu Konstantinos Maraş yakınında esir alınır.
346 (957): Mütenebbî Halep'ten ayrılır.
354 (965): Deyrülâkūl'de öldürülür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 12 (e-kitap s. 77); s. 61-66 (e-kitap s. 94-95); s. 140-141 (e-kitap s. 121); s. 413-414 (e-kitap s. 210). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page77.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 2, s. 240-249 (e-kitap s. 302-305). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page303.html
Akademik çalışmalar
- İsmail Durmuş, "Mütenebbî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 32, İstanbul 2006, s. 195-200. https://islamansiklopedisi.org.tr/mutenebbi
- Abdülkerim Özaydın, "Seyfüddevle el-Hamdânî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul 2009, s. 35-36. https://islamansiklopedisi.org.tr/seyfuddevle-el-hamdani
- İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991, s. 1-4. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
Diğer kaynaklar
- Mütenebbî, "Li-hâẕe'l-yevmi ba‘de ġadin erîcu", "Ġayrî bi-ekseri hâẕe'n-nâsi yenḫadi‘u" ve "Leyâlî ba‘de'z-zâ‘inîn şükûlü" kasidelerinin divan metni, Vikikaynak (Arapça). https://ar.wikisource.org/wiki/لهذا_اليوم_بعد_غد_أريج https://ar.wikisource.org/wiki/غيري_بأكثر_هذا_الناس_ينخدع https://ar.wikisource.org/wiki/ليالي_بعد_الظاعنين_شكول
- "Charsianon", Wikipedia (İngilizce; C. Foss, Oxford Dictionary of Byzantium, 1991 ve Honigmann 1935'e dayanarak). https://en.wikipedia.org/wiki/Charsianon
- "Sayf al-Dawla", Wikipedia (İngilizce; Canard, Bianquis ve Whittow'a dayanarak). https://en.wikipedia.org/wiki/Sayf_al-Dawla
Çevrimiçi kaynaklar



