Özgün Metin

وبلدةٍ جمعت من كل مبهجة
فما يفوت لمرتاد بها وطر

Ve beldetin ceme‘at min kulli mubhicetin
Fe-mā yefūtu li-murtādin bihā veṭar

لكل مشترف من ربعها أفق
وكل مشترف من أفقها قمر

Li-kulli muşterifin min reb‘ihā ufuḳun
Ve kullu muşterifin min ufḳihā ḳamer

Günümüz Türkçesiyle

1. Nice belde vardır ki insanı sevindiren her güzelliği kendinde toplamıştır; orada bir şey arayan kimsenin hiçbir dileği yerine gelmeden kalmaz.

2. Yurdunun her yüksek yerinin bir ufku vardır; ufkunun her yüksek yeri de bir aydır. (Hüsameddin bu beyti Amasya'yı çevreleyen dağlara bağlar: şehir her yanı yüksek dağlarla çevrili bir eve benzer, her dağın bir ufku vardır ve her ufkun yüksek yeri ay parçası gibi sivridir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şair

Ebü't-Tayyib el-Mütenebbî Arap edebiyatının en büyük şairlerinden biri sayılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre 303 (915-16) yılında Kûfe'de doğdu, 354 (965) yılında öldü. 337 (948) yılı başlarından itibaren dokuz yıl Halep'teki Hamdânî emîri Seyfüddevle'nin sarayında bulundu. Seyfüddevle onu seferlerinde yanına alıyordu; Mütenebbî de emîrin Bizans'a karşı savaşlarını kasidelerinde anlattı. Bu şiirler "Seyfiyyât" diye anılır ve olayları yerinde gören bir şairin tanıklığı olarak tarih bakımından da değerlidir.

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde bu iki beyti Mütenebbî'ye verir. Ona göre şair, övdüğü Halep hükümdarı Seyfüddevle ile birlikte 342 yılında Amasya'yı ziyaret etmiş, şehri ve çevresindeki bahçeleri gezmiş ve Seyfüddevle'yi bu fetih vesilesiyle överken Amasya'yı da bu beyitlerle anmıştır. Bu bilgi yalnız Hüsameddin'e dayanır. Seyfüddevle'nin TDV maddesi onun Bizans topraklarına 343 (954) yılına kadar yaz seferleri düzenlediğini kaydeder, ama Amasya'ya bir seferden söz etmez. Bu derleme için beyitlerin Mütenebbî divanındaki yeri de bulunamadı. Bu yüzden beyitler burada "Mütenebbî'ye atfedilen" beyitler olarak verilmiştir.

Şiirin Yapısı

Parça, kafiyesi "-r" sesi olan iki beyittir: veṭar, ḳamer. İlk mısra Arap aruzunun basît bahrine, "Müstef‘ilün Fâ‘ilün Müstef‘ilün Fe‘ilün" kalıbına uyar; kaynak vezni belirtmez, bu taktî bizimdir. Hüsameddin beyitleri Arap harfleriyle verir, ardından Türkçe nesir tercümesini ekler. Özgün metnin altındaki Latin harfli okuma bizimdir. Günümüz Türkçesiyle verilen aktarım Arapça metinden yapılmış ve Hüsameddin'in tercümesiyle karşılaştırılmıştır.

Birinci mısra Arapçada "rubbe vavı" denen bir yapıyla başlar: "ve beldetin", "nice belde vardır ki" anlamına gelir ve belli bir şehrin adını vermeden genel bir övgü kurar. Beyitlerde Amasya'nın adı geçmez. Şiirin Amasya ile ilişkisini kuran, Hüsameddin'in kaydı ve tercümesidir; tercümesi "Amasya, insânı temâşâsıyla şâd ve mesrûr edecek her hüsn ü letâfeti nefsinde cem' etmiş bir belde-i azîmedir" diye başlar.

Anlam ve Söz Sanatları

Birinci beyit şehri bir bütün olarak över. Şehir sevinç veren her şeyi kendinde toplamıştır; oraya bir şey aramaya gelen kimse eli boş dönmez. Hüsameddin bu mısraı "burada nâ'il-i matlab olmak için tereddüd ve tekâpû eden her tâlib, her türlü maksûduna nâ'il, hâcetine vâsıl olur" diye açar. Övgü bir mübalağaya dayanır: bir şehirde her dileğin yerine gelmesi, şehri bütün güzellikleri barındıran bir yer gibi gösterir.

İkinci beyit gözü yükseğe çevirir. "Muşterif" kelimesi iki mısrada da tekrarlanır; ilkinde şehrin çevresindeki yüksek yerleri, ikincisinde ufkun en yüksek noktasını anlatır. Her yükseltinin kendi ufku vardır, her ufkun tepesinde de bir ay durur. "Ufuk" kelimesinin bir mısraın sonunda, öteki mısraın ortasında yeniden gelmesi beyitte bir zincir kurar: yurttan yüksek yere, yüksek yerden ufka, ufuktan aya. Hüsameddin bu ayı, dağların ay parçası gibi sivri tepeleri olarak anlar; bu, dağlarla çevrili Amasya vadisinin görünüşüyle uyuşan bir yorumdur.

Tarihî Bağlam

Hüsameddin beyitleri, Amasya Tarihi'nin birinci cildinde Amasya'yı tarif eden yazarlardan yaptığı alıntılar arasında verir. Bu bölümde coğrafya kitaplarındaki tariflerden, Charles Texier'nin, Moltke'nin ve Hamdullah Müstevfî'nin sözlerinden sonra Mütenebbî'ye atfettiği bu beyitler gelir. Ardından Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'nin Arapça Hayrü'l-ahlâm'ından bir Amasya kıt‘ası ve kendi yazdığı Amasya murabba‘ı gelir. Hüsameddin'in amacı, şehrin eski çağlardan beri övüldüğünü göstermektir. Beyitlerin gerçekten Mütenebbî'ye ait olup olmadığı ve Amasya için söylenip söylenmediği, Mütenebbî divanının neşirleriyle karşılaştırılmadan kesin olarak söylenemez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar