Kadılığı bütünüyle bırakıp Bursa'da bir şeyhe bağlanan Şücâeddîn İlyas Çelebi, XV. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Amasyalı bir âlim ve şairdir. Şiirlerinde "Niyâzî" mahlasını kullanmıştır. Ömrünün son yıllarını Bursa'da, Hacı Halîfe diye tanınan bir şeyhin halifesi olarak kendi zaviyesinde geçirmiş ve 914 (1508-09) yılında orada ölmüştür. Hakkında bildiklerimiz Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki maddeye dayanır; Hüsameddin de bilgisini Taşköprülüzâde'nin Şakâyık'ından ve bu eseri Türkçeye çeviren Edirneli Mecdî Mehmed Efendi'den alır. Mecdî'nin aktardığı bir rivayet, şairin bin gazellik bir Türkçe divanı olduğunu söyler; bu divandan bugüne yalnız bir matla ulaşmıştır. Maddenin tam metni sitede Şücâeddîn İlyas Çelebi-Şeyh Niyâzî başlığıyla okunabilir.
Hüsameddin'in Kaydı
Madde, on birinci cildin "şın" harfine ayrılmış bölümünde, aynı adı taşıyan başka Amasyalıların, Müfred lakaplı Şücâeddîn İlyas Çelebi ile Hızır Paşazâde Şücâeddîn Paşa'nın maddelerinin arasına yerleştirilmiştir:
Amasyalıdır. Kazasker Muslihîzâde "Mevlanâ Vildân Çelebi" demekle meşhûr Amasyalı Şemseddîn Mehmed Çelebi bin Molla Beylik Abdurrahman Çelebi birâderidir. Pederi Amasya kâdı'l-kudâtıdır. Amasya'da tahsîl-i ulûm edib ders-i âm ve Bursa'da bir müddet müderris-i be-nâm oldu. Ba'dehû birâderinin kazaskerliğinde kazâ mesleğini kabûl edib ba'zı bilâd ve kasabâta kadı oldu. 886'da Sultân Bâyezîd-i Sânî'nin cülûsunda Dimetoka kazâsından infisâl edib İstanbul'a geldi. Müteâkiben kazâyı bırakıp Bursa'ya giderek "Hacı Halîfe" demekle meşhûr Kastamonulu Şeyh Abdullah Efendi'nin riyâzethânesine sığındı. Hazret-i şeyhinden sulûk ve terbiye görüp yıllarca hizmetini nîmet bildi. Ba'dehû müşârün-ileyhin terbiye-i ruhâniyyesiyle tasfiye-i derûn ederek nâil-i hilâfet oldu. Bursa'da ikâmet, umûr-ı dünyadan ferâgat ederek zâviyesinde ta'ât ve ibâdât ile meşgûl olduğu halde 914'de âlem-i kudse rihlet etdi. Bursa'da ikâmetinden dolayı Taşköprülüzâde "Şakâyık"ında Bursalı gösterilmiş olup mumâ-ileyh âlim, âmil, muhakkik, müdekkik, ilim ve ibâdetle meşgûl, makbûl bir kimse olduğu beyân edilmiştir. Ancak birâderi ve ecdâdı Amasyalı olduğu münâsebetle şeyh-i müşârün-ileyhin Amasyalı olduğunda şüphe yokdur. Hazreti Şücâeddîn Efendi ulûm-i sûfîyyede kâmil, fünûn-ı edebiyyede mâhir, "Niyâzî" mahlasıyla şâir bir zât-ı sütûde-simât idi.
Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. "Mevlânâ Vildân Çelebi" diye tanınan kazasker Muslihîzâde Şemseddîn Mehmed Çelebi'nin kardeşidir; ikisi de Molla Beylik Abdurrahman Çelebi'nin oğludur. Babası Amasya'nın baş kadısıdır. Amasya'da ilim tahsil edip ders-i âm oldu, bir süre de Bursa'da tanınmış bir müderris olarak ders verdi. Sonra kardeşinin kazaskerliği sırasında kadılık mesleğine girdi ve bazı şehir ve kasabalarda kadılık etti. 886'da II. Bayezid tahta çıkınca Dimetoka kadılığından ayrılıp İstanbul'a geldi. Ardından kadılığı bırakarak Bursa'ya gitti ve "Hacı Halîfe" diye tanınan Kastamonulu Şeyh Abdullah Efendi'nin riyazethanesine sığındı. Şeyhinden seyrüsülûk ve terbiye gördü, yıllarca hizmetinde bulunmayı nimet bildi; sonra onun manevi terbiyesiyle iç dünyasını arındırarak halifelik aldı. Bursa'da oturdu, dünya işlerinden el çekti ve zaviyesinde ibadetle meşgulken 914'te öldü. Bursa'da yaşadığı için Taşköprülüzâde Şakâyık'ında onu Bursalı göstermiş, âlim, ilmiyle amel eden, araştırıcı, ince düşünen, ilim ve ibadetle uğraşan, sevilen biri olduğunu söylemiştir. Ama kardeşi ve ataları Amasyalı olduğundan şeyhin Amasyalı olduğunda şüphe yoktur. Şücâeddîn Efendi tasavvuf ilimlerinde olgun, edebî sanatlarda usta, "Niyâzî" mahlaslı, övgüye değer bir zattı.
Hüsameddin'in bir dipnotu, şeyhin şeyhi hakkında da bilgi verir: Hacı Halîfe, 894 yılının Cemâziyelâhir ayının son günü Bursa'da ölmüş ve kendi şeyhi Manavgatlı Tâceddîn İbrâhim Efendi'nin yanına gömülmüştür.
Hayatı
İlyas Çelebi'nin doğum tarihi bilinmez. Ailesi Amasya'nın kadı ve müderris ailelerindendir: babası Molla Beylik Abdurrahman Çelebi şehrin baş kadısı, ağabeyi Vildân Çelebi ise kazaskerliğe kadar yükselmiş bir âlimdir. Meslek hayatının ilk yarısı bu ailenin çizdiği yolda geçer. Amasya'da okumuş, Bursa'da müderrislik etmiş, kardeşi kazasker iken kadılığa geçmiştir. Hüsameddin'in andığı tek görev yeri Dimetoka'dır. Bu kadılık, 886'da (1481) II. Bayezid'in tahta çıkışıyla sona erer; o yıllarda padişah değişimiyle birlikte görev değişikliklerinin sık yaşandığı düşünülürse ayrılışın bir azil olması mümkündür, ama metin yalnız "infisâl", yani görevden ayrılma der.
Asıl dönüm noktası bundan sonradır. İstanbul'a gelen İlyas Çelebi kadılığı tümüyle bırakmış, Bursa'ya gidip Hacı Halîfe'ye bağlanmıştır. Kınalızâde Hasan Çelebi, tezkiresinde başka bir şairi anlatırken Hacı Halîfe'yi Bursa'daki Zeyniyye şeyhlerinden sayar; buna göre İlyas Çelebi'nin girdiği yol Zeyniyye tarikatıdır. Hacı Halîfe 894'te (1489) öldüğüne göre şairin intisabı 1481 ile 1489 arasına düşer ve halifeliğini de bu yıllarda almış olmalıdır. Ömrünün geri kalan yirmi yılı Bursa'daki zaviyesinde geçmiş, 914'te (1508-09) orada ölmüştür. Mezarının yeri kaydedilmemiştir.
Mecdî'nin şairin torunlarından duyduğunu söylediği bir hikâye, aileyle ilgili birkaç ayrıntı daha verir. Şeyh Niyâzî bir gün, oğlu Mehmed Çelebi'nin dokuz yaşındaki kızı Emetullah'ı dizine almış, kendi eliyle yazdığı "Sadrü'ş-şerîa" ile iki cilt kitabı daha getirtip kıza emanet etmiş ve "Senin Korkud Mehmed adında bir oğlun olacak, bu kitapları ona ulaştır" demiştir. Rivayete göre Emînzâde Korkud Mehmed Çelebi gerçekten dünyaya gelmiş, annesi Emetullah kitapları ona vermiştir. Hikâyenin keramet rengi bir yana, şairin hattat olduğunu ve kitaplarını aile içinde kuşaktan kuşağa bıraktığını gösterir. "Sadrü'ş-şerîa" adıyla hangi kitabın kastedildiği metinde açık değildir; Hanefî fıkhında bu lakapla anılan âlimin eserlerinden biri olması akla yakındır.
Amasyalılığı
Hüsameddin'in maddesi bir tartışmayı da içerir. Taşköprülüzâde, İlyas Çelebi'yi Bursa'da yaşadığı için Bursalı olarak kaydetmiştir. Hüsameddin buna itiraz eder ve kardeşinin, babasının, atalarının Amasyalı olmasına dayanarak şeyhin de Amasyalı olduğunda şüphe bulunmadığını söyler. Kendi verdiği bilgiler bu sonucu destekler: şair Amasya'da okumuş, babası Amasya'nın kadısıdır. Şakâyık'ın ve Mecdî tercümesinin kendisine ulaşamadığımız için Taşköprülüzâde'nin maddesini burada Hüsameddin'in aktarımından tanıyoruz.
Şiiri
Hüsameddin, Mecdî'nin sözlerini aktarırken şairin "kendi hattıyla bin adet gazeli müştemil" bir Türkçe divanı olduğunu, Mecdî'nin bu divanı gördüğünü ve aktardığı matlaın ondan alındığını bildirir. Bin gazellik bir divan, XV. yüzyıl için büyük bir hacimdir. Ancak tezkirelerde bu adla bir şair bulunamadı: Latîfî'nin ve Kınalızâde'nin Niyâzî maddeleri Bursalı, Karamanlı, Sirozlu ve Müeyyedzâde ailesinden başka şairlere aittir. Divanın bugün bir kütüphanede bulunup bulunmadığı da tespit edilemedi. Elde kalan tek parça, kaşları hâcib, yani hem kaş hem kapıcı diye anan bir matladır: "Ebrûsı nice hâcib ola hüsni bagına". Beytin özgün metni, günümüz Türkçesi ve şerhi kendi sayfasındadır.
Kronoloji
886 (1481): II. Bayezid'in tahta çıkışıyla Dimetoka kadılığından ayrılır, İstanbul'a gelir; ardından Bursa'da Hacı Halîfe'ye bağlanır.
894 (1489): Şeyhi Hacı Halîfe Bursa'da ölür.
914 (1508-09): Bursa'daki zaviyesinde ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 72-74 (e-kitap s. 381-382), "Şücâeddîn İlyas Çelebi-Şeyh Niyâzî" maddesi ve 122. dipnot. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page381.html
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 308 (Hacı Halîfe) ve s. 882-884 (Niyâzî maddeleri). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 540-542 (Niyâzî maddeleri). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar

