II. Bayezid, Osmanlı Devleti'nin sekizinci padişahıdır ve 1481'den 1512'ye kadar, otuz yılı aşkın bir süre tahtta kalmıştır. Hayatının ilk yarısı ise Yeşilırmak kıyısındaki Amasya'da geçti. Fatih Sultan Mehmed'in büyük oğlu, İstanbul'un fethini izleyen yıl yedi yaşında bu şehrin sancakbeyliğine gönderildi ve yirmi yedi yıl boyunca orada kaldı. Hat sanatını Şeyh Hamdullah'tan öğrendi, "Adlî" mahlasıyla gazeller yazdı, devlet işlerinin inceliklerini lalalarının gözetiminde kavradı. Çocukları da bu şehirde doğdu: sonradan Yavuz diye anılacak Selim, Ahmed ve Korkut, babalarının sancakbeyliği sırasında Amasya sarayında dünyaya geldi. Bayezid'in hikâyesi bu yüzden Osmanlı siyasi tarihinin yanı sıra Amasya'nın da hikâyesidir; şehzadelik yılları, tahta çıkış mücadelesi, saltanat dönemi ve oğullarının eliyle sona eren iktidarı birbirine bağlanınca ortaya hem bir hanedanın hem bir şehrin tarihi çıkar.
Doğum ve Soy
Bayezid, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan ve Osmanlı döneminde Edirne'ye bağlı olan Dimetoka'da doğdu. Doğum tarihi konusunda kaynaklar ayrılır: kimi kaynaklarda 1448, kimilerinde 3 Aralık 1447 yazılıdır, bir kısmı da iki yılı birleştirerek "1447/1448" der. Aralık 1447 ile Ocak 1448 arasında kalan bu belirsizlik burada olduğu gibi bırakılmıştır.
Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Gülbahar Hatun'dur; Bayezid, Fatih'in Gülbahar Hatun'dan doğan büyük oğludur. Doğduğunda Mehmed henüz çok genç bir şehzadeydi. Dedesi II. Murad'ın ölümüyle 1451'de ikinci kez tahta çıktı, İstanbul 1453'te fethedildi. Küçük şehzade 1457 baharında Edirne'de, kardeşi Mustafa ile birlikte sünnet edildi.
Amasya Sancakbeyliği
Bayezid yedi yaşındayken Amasya sancakbeyliğine gönderildi. Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan "Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri" makalesi, Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ne dayanarak atamayı 1454'e, yani İstanbul'un fethinin ertesi yılına yerleştirir; başka bir kaynak "1454-1456 civarı" der ve annesinin ona eşlik ettiğini ekler. Sancakbeyliği 27 yıl sürdü ve 1481'deki taht değişikliğine kadar devam etti. Amasya şehzadelere daha önce de sancak olmuştu. II. Murad'ın büyük oğlu Şehzade Alâeddin, 1440'ta on beş yaşında Amasya sancakbeyliğine getirilmiş, 1443'te Karamanoğulları'na karşı yapılan savaşa katılmış ve savaştan dönünce Amasya'da ölmüştü.
Amasya'ya atanan şehzadeler arasında en küçük yaşta olan Bayezid'dir; en yaşlı atanan ise yirmi dört yaşındaki Kanuni'nin oğlu Şehzade Mustafa'dır. Şehirde en uzun sancakbeyliği yapan şehzade otuz yılla Bayezid'in büyük oğlu Ahmed, ikincisi yirmi yedi yılla Bayezid'dir. Şehzadelerin Amasya'daki görev süreleri toplam 182 yıl tutar ve bu çizginin içinde Bayezid'in yeri hem yaşı hem süresi bakımından en dikkat çekici olanıdır.
Yedi yaşındaki bir çocuk sancağı tek başına yönetemez. Osmanlı usulünde şehzadenin yanına lala denilen, hem eğitmen hem vekil olan tecrübeli devlet adamları verilirdi. Bayezid'e lala tayin edilenler arasında Çandarlı İbrahim ve Yahya Paşa anılır; Amasya'da medrese yaptıran Atabeyzade Hayreddin Hızır Paşa'nın da "Bayezid'in lalalığını yapmış" olduğu kaydedilir. Bazı biyografik yazılar Bayezid'in Hadım Ali Paşa'nın danışmanlığında Amasya'ya gönderildiğini söyler, Cezerî Kasım Paşa da kaynaklarda "lalası" olarak geçer. Bu isimlerin görev dönemleri ve sıraları açık kaynaklardan netleştirilememiştir; her biri kaynaklarda geçtiği için ayrı ayrı anılmaktadır.
Şehzadeler Sarayı
Amasya'ya gelen şehzadelerin oturduğu yer, iç kalede bulunan ve Selçuklu döneminde "Beyler Sarayı" diye bilinen yapıdır. Osmanlılar ona "Şehzadeler Sarayı" derdi; halk arasında Beyler Sarayı ya da Saraydüzü Kışlası adıyla da anılır. Saray, Çelebi Mehmed'in Amasya sancakbeyliği sırasında, 1396'da Gümüşlüzade Köşkü'nün satın alınıp yerine büyük bir saray yapılmasıyla asıl şeklini aldı ve Osmanlı döneminde 350 yıl boyunca saray olarak kullanıldı. II. Murad ile oğlu Ahmed Çelebi, II. Bayezid'in oğlu Ahmed ile I. Selim bu sarayda doğdu.
Bayezid'in Amasya'daki çocuklarının doğum yılları kaynaklarda şöyle verilir: Ahmed 1466 civarında, Korkut 1469'da, Selim 10 Ekim 1470'te. Sonradan Yavuz diye anılacak sultan, böylece babasının sancakbeyliği sırasında bu şehirde doğmuştur. Selim'in annesinin kimliği konusunda kaynaklar ayrılır. Hanedan listelerinde Selim'in annesi olarak hem Dulkadirli Alâüddevle Bozkurt Bey'in kızı Ayşe Hatun hem de Abdüssamed'in kızı Gülbahar Hatun anılır; kimi yayınlarda iki ad birleştirilerek Gülbahar (Ayşe) Hatun denir. Ahmed'in annesi Bülbül Hatun, Korkut'un annesi Nigâr Hatun'dur.
Amasya'da Bir Şehzade Eğitimi
Bayezid'in Amasya yılları idari bir tecrübe dönemi olduğu kadar karakterinin oluştuğu yıllardı. Muarrifzade'den ders okudu; riyaziyyatı Mirim Çelebi'den öğrendiği belirtilir. Dinî ilimlerdeki hocalarından biri Bayrami şeyhi Şeyh Yavsî'dir. Matematik ve felsefe tahsili gördü, Arapça ve Farsça yanında Çağatay lehçesini ve Uygur yazısını öğrendi. Amasya sarayında mistik, yarı şairane bir hayat sürdüğüne dair anlatılar da vardır. O günlerde Amasya bir eğitim ve kültür merkeziydi ve genç şehzadenin çevresi bilginlerle, şairlerle ve sanatkârlarla doluydu.
Amasya'daki en önemli hocası hattat Şeyh Hamdullah'dır. Osmanlı hat ekolünün kurucusu sayılan Hamdullah Amasyalıydı. Şehzade Bayezid ondan güzel yazı öğrendi ve genç hattatın verdiği icazetnameyi aldı. 1481'de tahta çıkmak için Amasya'dan ayrılırken hocasını ailesiyle birlikte İstanbul'a davet etti. Gülzârî Savâb'ın rivayetine göre Hamdullah İstanbul'a geldiğinde, kendisinden önce şehre gelmiş Amasyalı hattat akrabaları Cemaleddin ile Abdullah'ın Saraçhanebaşı'ndaki evine misafir oldu. Bir saray kapıcısı padişaha sunacağı dilekçeyi ona yazdırdı; Bayezid dilekçeyi okurken hocasının yazısını tanıdı, yazının sahibini buldurdu ve ona sarayda özel bir yer ayırıp hat öğretmenliğine atadı. Bu bir rivayettir ve çağdaş bir belgeye dayandığı söylenemez.
Şehzade Bayezid çevresindeki sanatkârları gözetti, onlara devletin imkânlarını sundu. Kendisi de "Adlî" mahlasıyla şiir yazdı. Çoğunluğunu gazellerin oluşturduğu küçük hacimli divanı İstanbul'da 1308'de basılmıştır. Gazel sayısı kaynaklara göre değişir: bir değerlendirmede yaklaşık 125 gazelden, bir başkasında yaklaşık 144 Türkçe gazel, 4 matla ve 14 Farsça gazelden söz edilir ve beş yazma nüshası sayılır. Bu fark, hangi nüshaya ve hangi yayına bakıldığına bağlıdır. Bayezid orta derecede bir şair, hat sanatında ise oldukça yetenekli biri olarak değerlendirilir.
Sancakbeyliği Yıllarında Bölgede Olanlar
Bayezid'in sancakbeyliği boyunca bölgede cereyan eden başlıca siyasi olaylar, Dulkadıroğlu Alâüddevle'nin Osmanlılar'a sığınması ve Yûsufca Mirza komutasındaki Akkoyunlu kuvvetlerinin 1472'de Tokat'ı tahrip etmesidir. 1473'te babası Fatih, Akkoyunlu Uzun Hasan'a karşı Otlukbeli Savaşı'nı yaptığında Bayezid Kazova'da orduya katıldı ve savaşta sağ kolda yer aldı. Sefer dönüşünde Fatih, şehzadesiyle birlikte Amasya'da bir ay kadar kaldı. Kaynaklar o bir ayın nasıl geçtiğine dair ayrıntı vermez; baba oğulun şehirdeki bu buluşması, Amasya'nın hafızasındaki en nadir doğrudan sahnelerden biri olarak kayıtlarda yalnızca bu kadarıyla durur.
1479'da İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine Bayezid'in gönderdiği kuvvetler Torul ve yöresini Osmanlı topraklarına kattı. Bosna sancakbeyi ve akıncı komutanı şair Yakup Paşa, Bayezid Amasya'da şehzade iken Fatih'in temsilcisi olarak onun yanında bulundu; Bayezid tahta geçince onu önce oğlu Alemşah'a atabey, sonra Bosna beyliğine tayin etti. Amasya'ya bağlı Lâdik kazası ise sancakbeylerinin yazlık makamıydı ve Bayezid her yıl yazı Lâdik'te geçirirdi (Lâdik Türk Ocağı'nın 1927 tarihli kitabı).
Babasıyla Gerilen İlişki
Şehzadeliğin tamamı pürüzsüz geçmedi. Bayezid'in afyon kullanması bir ara babasıyla arasının açılmasına yol açtı. Topkapı Sarayı Arşivi'ndeki bir belgeye dayanan anlatıya göre Fatih, oğlunu buna sürükleyen Hızır Paşazâde Mahmud ile Müeyyedzâde Abdurrahman'ın öldürülmesini emretmiş; Bayezid ise musahiplerini korumuş, zayıflamak için aldığı bazı "müferrihât"tan vazgeçtiğini babasına bildirerek af dilemiştir. Fatih bunun üzerine idam kararından vazgeçmiştir.
Bunun dışında, mülklere ve vakıflara getirilen kısıtlamaları uygulamada ağır davranması ve İstanbul'a gönderilmesi istenen bir tüccarı teslim etmemesi gibi küçük olaylar da babasıyla ilişkisini bozdu. Kısıtlamalar, Sadrazam Karamanî Mehmed Paşa döneminde çıkarılan ve birçok vakıf ile mülk arazisini merkezî hazineye devreden kanunnameden doğuyordu; Bayezid bunu Amasya'da uygulamayacağını duyurarak çevresine taraftar topladı. Tahta çıkınca Fatih döneminde kaldırılan vakıfları eski sahiplerine geri vermesi bu tutumun devamı sayılabilir. Gençliğinde serbest bir hayat sürdüğü halde saltanatında ibadete ve hayır işlerine yöneldiği de belirtilir.
Amasya Şehrinde Şehzadenin İzi
Bayezid'in sancakbeyliği boyunca şehirde yükselen yapılar, şehzade sarayının çevresindeki yönetici kadronun izini taşır. 1466'da Bayezid'in lalası olarak anılan Hızır Paşa Medresesi yapıldı; 1485'te Abdullah Bey Darülhadis Medresesi, 1489'da Bayezid'in kapıcıbaşılarından Büyük Kapı Ağası Hüseyin Ağa'nın Şamlılar Mahallesi'ndeki medresesi, 1495'te Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa'nın medresesi onu izledi. 1484 tarihli Kilari Selim Ağa Camii ile 1486 tarihli Mehmed Paşa Camii de aynı dönemin yapılarıdır. Kumacık Hamamı 1495'te Bayezid Paşa Mahallesi'nde Kapı Ağası tarafından yaptırıldı. Şehzadelerin görev yaptığı 182 yıllık sürede şehrin 48 Müslüman mahallesinden 13'ünde cami, caminin bulunmadığı 24 mahallede ise 25 mescit yapıldı; toplam 37 cami ve mescit inşa edilmiş oldu.
Bayezid sancaktan ayrılırken burada doğan büyük oğlu Ahmed'i yerine vali bıraktı. Ahmed de babası gibi şairlere ve âlimlere sarayını açtı; Amasyalı kadın şair Mihrî Hatun kasidelerinin büyük çoğunluğunu ona sundu. Ahmed'in annesi Bülbül Hatun 1509'da Hatuniye Mahallesi'nde Hatuniye İmareti'ni yaptırdı; Hatuniye Camii'nin tarihi 1511'dir. Bayezid'in Amasya'daki ailesi şehrin silüetine böylece kendi katkısını bıraktı.
Fatih'in Ölümü ve Taht Yolu
Fatih Sultan Mehmed 3 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında beklenmedik biçimde öldü. Bayezid ile Karaman sancakbeyi olan kardeşi Cem bu andan itibaren tahta geçme konusunda karşı karşıya geldi. Fatih'in kanunnamesi, padişah olacaklara "nizâm-ı âlem" için kardeşlerini öldürme hakkı tanıyordu ve bu hüküm şehzadeler arasındaki mücadeleye yaşama arzusu gibi bir nitelik katıyordu. Fatih'in Cem'in doğumundan memnun kalmayıp beşiğini tekmelediği ya da yerine Bayezid'in geçmesini vasiyet ettiği yönündeki kayıtlar ise gerçeği yansıtmaktan uzak sayılır.
Sadrazam Karamanî Mehmed Paşa'nın Cem'e taraftar olduğu, buna karşılık İstanbul muhafızı İshak Paşa ile Bayezid'in damatları Anadolu Beylerbeyi Sinan ve yeniçeri ağası Kasım'ın Bayezid'i istedikleri bilinir. Fatih öldüğünde kapıcılardan Keklik Mustafa Bayezid'e gönderilirken Cem'e de haber yollanmıştı; ancak Cem'e giden ulağın yolu kesildi. İstanbul'da çıkan karışıklıkta Karamanî Mehmed Paşa öldürüldü (4 Mayıs), yeniçeriler sokaklarda Bayezid lehine gösteri yaptı. İshak Paşa, bir an önce gelmesi için Bayezid'e davetnameler gönderirken İstanbul'daki oğlu Korkut'u babasına vekâleten tahta oturttu.
Babasının vefatını 7 Mayıs'ta öğrenen Bayezid 4000 atlıyla Amasya'dan yola çıktı ve 21 Mayıs'ta Üsküdar'a ulaştı; bazı kaynaklar yolculuğun dokuz gün sürdüğünü yazar. Kadırgayla İstanbul'a geçip babasının cenaze törenine katıldı ve Topkapı Sarayı'na girdi. 22 Mayıs 1481'de toplanan Divân-ı Hümâyun, Şehzade Korkut'un saltanatı babasına bıraktığını ilan etti. Amasya'nın şehzadesi yirmi yedi yıllık sancakbeyliğinin ardından başkentte tahta oturmuştu. İlk icraatı kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıtmak ve yeniçeri ulûfelerini 5 akçeye çıkarmak oldu; vezirlere ve beylere dilediği yerlerde köyler de temlik etti.
Cem Sultan: Yenişehir'den Napoli'ye
Kendisini saltanata daha layık gören Cem silahlı mücadeleye girişti. Topladığı kuvvetlerle Bursa'ya girdi, adına hutbe okuttu ve para bastırdı; yani padişahlığını ilan etti. Babasının taht için kendisini seçtiğini ileri sürüyordu. Bursa'da on sekiz gün kadar kaldı, ardından imparatorluğun paylaşılmasını teklif etti. Bayezid saltanatın bölünemeyeceğini belirterek bu teklifi reddetti ve Cem'in üzerine yürüdü. Yenişehir Savaşı 22 Haziran 1481'de yapıldı ve Cem ağır bir yenilgi aldı.
Cem önce Konya'ya, oradan Tarsus'a ve Mısır'a gitti; Kahire'de büyük ilgi gördü, Mekke'ye giderek haccını yaptı. Karamanoğlu Kasım'la anlaşıp 1482'de Konya'yı almaya kalkıştı, fakat geri püskürtüldü ve otuz kadar adamıyla 29 Temmuz 1482'de Rodos'a vardı. Rodos şövalyelerinin başkanı Pierre d'Aubusson onu büyük bir törenle karşıladı; şövalyeler ise Cem'i Osmanlı Devleti'ne karşı bir koz olarak kullanmayı planlıyordu.
Bayezid kardeşinin serbest bırakılmaması için büyük çaba harcadı ve ödünler verdi. Cem'in gözaltında tutulması için şövalyelere her yıl 40.000 duka ödenmesine ve onlara Osmanlı topraklarında serbest ticaret hakkı tanınmasına dair bir anlaşma yapıldı. Hıristiyanlarca kutsal sayılan Jean-Baptist'in (Hz. Yahya) sağ eli de değerli taşlarla süslü altın bir muhafaza içinde şövalyelere armağan edildi. Cem 15 Ekim 1482'de Savoie Dukalığı'na bağlı Villefranche'a götürüldü; veba nedeniyle Nice'e gönderildi, 5 Şubat 1483'te Chambéry'e nakledildi. Bayezid bu yıllarda casuslar ve ulaklar göndererek Cem'in hayatta olup olmadığını öğrenmeye çalıştı. Macar Kralı'nın Cem'i kaçırma girişimi sonuçsuz kaldı, Memlük Sultanı da 1487'de 20.000 filori karşılığında Cem'in kendisine verilmesini teklif etti.
Cem, 4 Mart 1489'da Papa VIII. Innocentius'un isteğiyle Roma'ya getirildi. Bayezid, muhafaza için şövalyelere verdiği parayı bundan sonra papaya gönderdi; Osmanlı elçisi Mustafa Bey papaya üç yıl için 120.000 altın teslim etti (bu ödemenin tarihi kimi kaynaklarda 1490 olarak verilir). Papa VI. Aleksandr döneminde Fransa Kralı VIII. Charles, Cem'i Napoli'ye götürmek için anlaştı; Cem 27 Ocak 1495'te Roma'dan ayrıldı ve 25 Şubat 1495'te Napoli yakınlarındaki Castel Capuana'da öldü. Ölümün büyük ihtimalle zehirlenme sonucu olduğu söylenir; elindeki kıymetli rehineyi bırakmak zorunda kalan papa tarafından zehirlendiği rivayet edilir. Kesin bir belge yoktur.
Bayezid kardeşinin ölümünü öğrenince üç günlük yas ilan etti ve gıyabi cenaze namazı kıldırdı. Cem'in cenazesi 1499'da Napoli Kralı tarafından Osmanlılar'a teslim edilerek Bursa'da Muradiye Camii haziresine defnedildi. Cem olayı ve bu olay dolayısıyla Avrupa'da İstanbul'u geri alma yolunda doğan umutlar Bayezid'i çok dikkatli ve barışçı bir siyaset takip etmeye sürükledi; Cem'in gölgesi on dört yıl boyunca saltanatın üstünden çekilmedi. Bayezid'in tutumu bu konuda sert de olabiliyordu. Cem taraftarı olmakla suçlanan vezir Gedik Ahmed Paşa idam edildi; bazı kaynaklara göre Bayezid'in kızı Hatice Sultan'ın kocası Muderris Kara Mustafa Paşa da Cem'i desteklemekle suçlanarak idam edildi.
Otranto, Boğdan ve Arnavutluk
Cem ile mücadelenin ilk sonucu Otranto'nun elden çıkmasıydı. Gedik Ahmed Paşa Otranto'yu 11 Ağustos 1480'de almıştı. Kuvvet toplamak için geri dönen paşanın tekrar İtalya'ya gitmesine izin verilmeyince güç durumda kalan Türk garnizonu Napoli kuvvetlerine teslim oldu (10 Eylül 1481). İtalya'da sağlanan üs böylece kaybedildi ve Napoli ile esirlerin geri verilmesini, tebaa için ticaret serbestliğini öngören bir anlaşma yapıldı.
Boğdan Voyvodası Stefan cel Mare'nin Bulgaristan'a saldırması ve Tuna ağzında üslenen korsanların Türk donanmasına zarar vermesi üzerine Bayezid bizzat sefere çıktı. Kili 15 Temmuz 1484'te, Akkirman 4 Ağustos'ta alındı; Stefan yıllık vergiye bağlandı ve Kırım'a karadan ulaşım sağlandı. Stefan kaybettiği yerleri geri alamayacağını anlayınca 1501'de Osmanlılar'la yeni bir barış imzaladı. Seferin sırasında Kırım kuvvetleri Besarabya'yı ele geçirdiği için Polonya ile doğrudan temasa gelindi; karşılıklı akınlar yüzünden dostça başlamayan ilişkiler Macar Kralı II. Ulaszlo'nun ara buluculuğuyla düzeldi. 1497'de Polonya'ya karşı yapılan bir sefer ve zaferden de söz edilir. 1492'de Arnavutluk'ta İskender Bey'in başlattığı isyan papalığın ve Napoli Krallığı'nın desteğiyle genişleyince Bayezid Tepedelen'e kadar ilerledi ve Vezîriâzam Dâvud Paşa'yı âsilerin üzerine gönderdi. Pek çok esir alındı, ama Arnavutluk'ta tam bir sükûnet sağlanamadı.
Memlük Savaşı
Bayezid devrinin en önemli askerî olayı, Memlükler'le altı yıl süren savaştır (1485-1491). Çukurova'da ve Dulkadıroğulları Beyliği üzerinde üstünlük kurma yarışı ile Memlükler'in Cem'i desteklemesi iki devleti karşı karşıya getirdi. Taraflar kesin bir zafer kazanamadı. Tunus Hükümdarı Osman Hafsî'nin arabuluculuğuyla 1491'de anlaşma yapıldı; Haremeyn evkafına bağlı oldukları gerekçesiyle Adana ve Tarsus kaleleri Memlükler'e bırakıldı (İbn İyâs'ın aktardığına göre). Mısır'la savaş, Karaman ve Dulkadıroğulları ile ilişkileri de olumsuz etkiledi. Karaman Beyliği Fatih döneminde ortadan kaldırılmıştı, ama Cem olayı ve Mısır'ın desteği meseleyi yeniden alevlendirdi; Karamanoğlu Kasım'ın ve ondan sonra Turgutoğlu Mahmud ile Mustafa'nın bağımsızlık çabaları ancak 1501'de sona erdirilebildi. Dalgalı seyreden Osmanlı-Dulkadır ilişkileri, Memlükler'le anlaşma yapılması ve Alâüddevle'nin af dilemesi üzerine yeniden düzeldi.
Venedik Savaşı ve Mora
Bayezid döneminin dış siyasetindeki en büyük dalgalanma Venedik ile ilişkilerde görülür. Başlangıçta 1479 anlaşmasının bazı hükümlerini Venedik lehine değiştiren yeni bir anlaşma yapıldı (6 Ocak 1482). Venedik'in Osmanlı hazinesine ödemesi gereken yıllık 10.000 dukayı ödememesi ve Cem'in ölümünden sonra Bayezid'in kendini daha serbest hissetmesi üzerine Türk limanları 1496'da Venedik ticaretine kapatıldı. Kemal Reis komutasındaki donanma Dalmaçya sahillerini vurmaya başladı. Venedik'in Fransa ile ittifak yapması üzerine İstanbul'daki Venedikli tüccarlar tutuklanıp malları müsadere edildi ve savaş ilan edildi (1498).
Dört yıl süren bu savaşta Türk donanması önce 9 Ağustos'ta Modon'u, 15 Ağustos'ta Koron'u ele geçirdi; Friuli'ye saldıran akıncılar Venedik önlerine kadar ilerledi. Osmanlı donanması 1499'da Sapienza Deniz Muharebesi'nde Kemal Reis komutasında Venedik donanmasını yendi ve İnebahtı, Navarin, Modon ve Koron kalelerinin alındığı belirtilir; savaşın başlangıcı kaynaklarda 1498 ya da 1499 olarak verildiği için olaylar arasında bir yıllık kayma vardır. Papa VI. Aleksandr ve Macar Kralı II. Ulaszlo ile ittifak yapan Venedikliler, İspanya ve Fransa gemilerinin de katılmasıyla 1501 yazında Midilli ve Çeşme'ye saldırdı, ancak sonuç alamadı. Fransız donanması 10.000 piyadeyle Midilli'yi kuşattı; Manisa sancakbeyi Şehzade Korkut Ayvalık yakınlarına gelerek müdahale etti.
Venedik Cumhuriyeti papanın haçlı çağrısının da etkisiz kaldığını görünce anlaşma gereğini duydu. 14 Aralık 1502'de İstanbul'da Grekçe düzenlenen, ancak Doge Leonardo Loredano tarafından 20 Mayıs 1503'te onaylanan antlaşmaya göre Venedik eskisi gibi yıllık 10.000 dukayı ödeyecek, Santa Maura'da el koyduğu 34.000 dukayı da geri verecekti; karşılığında yeniden ticaret serbestliğine kavuşacak ve İstanbul'da üç yılda bir değişen bir baylo bulundurma hakkını elde edecekti. Macaristan ile savaş hali ise karşılıklı akınlar şeklinde sürdü; 1483 ve 1494 mütarekeleri barışı sağlayamadı. 1503'te Boğdan'la birlikte Eflak'ın ve Ragusa'nın her iki tarafa da vergi ödemesini kabul eden, karşılıklı ticaret serbestliğini tanıyan bir antlaşma yapıldı.
Rusya ve Endülüs ile İlk Temaslar
Bayezid döneminin dikkat çeken özelliklerinden biri, Rusya ve Endülüs ile ilk defa ilişki kurulmasıdır. Kırım Hanı Mengli Giray'ın aracılığıyla yapılan ön görüşmelerden sonra Çar III. Ivan 31 Ağustos 1492'de Bayezid'e bir mektup yazarak Azak ve Kefe paşalarının Rus tüccarlarına zorluk çıkarmasından yakındı. Ticaret serbestliği için 1495'te bir Rus elçisi, 1499'da yeni bir heyet İstanbul'a geldi.
Kastilya Kralı Ferdinand tarafından sıkıştırılan Gırnata'daki Benî Ahmer Devleti yardım istedi. Osmanlı deniz gücünün zayıflığı ve Cem olayı yüzünden gereken yardım yapılamadı; yine de Kemal Reis komutasındaki bir filo İspanya sahillerini vurdu ve Endülüs Müslümanlarının bir kısmını Afrika sahillerine ve Osmanlı ülkesine taşıdı. İspanya'da engizisyonun zulmünden kaçan Yahudilerin bir kısmı da Osmanlı topraklarına sığındı ve çeşitli şehirlere yerleştirildi. Bazı anlatılara göre Bayezid, mültecilerin dostça karşılanmasını imparatorluğa duyurular yollayarak emretti ve Yahudilere kötü davrananları ölümle tehdit etti; İstanbul'daki ilk matbaa da 1493'te Sefarad Yahudileri tarafından kuruldu. Bayezid'in Ferdinand hakkında söylediği rivayet edilen "Ona akıllı hükümdar mı diyorsunuz? Kendi ülkesini fakirleştirip benimkini zenginleştirdi" sözü yaygın bir anlatıdır, ancak çağdaş bir belgeye dayandığı kesin değildir. Gelenlerin sayısı için bazı yayınlarda 100-150 bin gibi rakamlar verilir; bunlar birer tahmindir.
Safevîler ve Şahkulu İsyanı
Bayezid'in barışçı ve çekingen siyaseti Safevîler'le ilişkilerde Osmanlılar'ın aleyhine gelişti. Şah İsmâil'in Şiî siyaseti Anadolu'da etkisini gösterirken bu yayılmayı ısrarla önlemeye çalışan kişi Trabzon sancakbeyi Şehzade Selim oldu. 20.000 kişilik bir Safevî kuvvetinin Ankara'ya kadar ilerlemesi tehlikenin büyüklüğünü gösterince, Şiî olduklarından şüphelenilen 16.000 kişi Anadolu'dan Rumeli'ye göç ettirildi.
1511 baharında patlak veren Şahkulu Baba Tekeli isyanı Anadolu'yu baştan başa kana boyadı; Tokat'ta Şah İsmâil adına hutbe bile okutuldu. İsyan Amasya'yı da içine aldı. Şehzade Ahmed kuvvetleriyle müdahale edip Şahkulu'nun üzerine gitti, ancak geri çekilmek zorunda kaldı. Şahkulu'nun kuvvetleri Antalya, Korkuteli, Elmalı, Burdur ve Keçiborlu'ya baskın yaptıktan sonra Kütahya önlerine geldi ve Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa'yı yenip esir aldı. Görevlendirilen Sadrazam Hadım Ali Paşa Altıntaş'ta Şahkulu'nu Ahmed ile birlikte kuşattı, fakat Ahmed ile yeniçeriler arasındaki anlaşmazlıktan yararlanan Şahkulu kurtuldu. Temmuz 1511'de Sivas civarındaki çarpışmada Şahkulu öldürüldü, Hadım Ali Paşa da aldığı yaralar yüzünden bir süre sonra öldü. Bu isyanı bastırmakla görevlendirilen Şehzade Ahmed'in başarısızlığı Selim'in şansını artırdı.
Ahmed, taht için aldığı davet üzerine büyük oğlu Murad'ı Amasya sancakbeyliğine bırakıp İstanbul'a gidince Safevî halifeleri Tokat'a hâkim olup Sivas'ı kuşattı. Murad on bin kişiyle Safevî halifelerinden Nur Ali'ye katıldı; bu buhran, Yahşi Beyzade Ahmed Paşa'nın isyancıları Amasya'dan çıkarmasıyla sona erdi. Murad ise Şah İsmail'in dergâhına yöneldi. 1512'nin ilk günlerinde Kızılbaşlar Amasya-Tokat bölgesinde yeniden ayaklandı; Ahmed'in orayı bırakması bölgede büyük bir boşluk yaratmıştı. Padişah oğullarının atandığı Amasya sancağına bir şehzadenin oğlu Murad'ın getirilmesi, şehzadeler dönemi içinde seyrek görülen bir durumdu.
İdari ve Askerî Düzenlemeler
Bayezid içte sükûneti sağlamaya ve fetihlerle büyüyen imparatorlukta idari sistemi yerleştirmeye yöneldi. Zaman zaman kendisini iktidara getiren güçlerin isteği doğrultusunda uygulamalar yapmak zorunda da kaldı: Fatih döneminde devlet gelirlerini azalttığı düşüncesiyle timara çevrilen ve kaldırılan vakıflar eski sahiplerine geri verildi ve kaldırılmış olan nakîbüleşraflık müessesesi yeniden kuruldu. Gedik Ahmed Paşa'nın idamının gerekçesi Cem taraftarlığı suçlamasıydı; devşirme etkisine son verme amacı taşımıyordu.
Orduyu güçlendirecek tedbirler de alındı. Yeniçeri Ocağı'nda ağa bölükleri denilen yeni bir sınıf kuruldu. Timarlı sipahilerin bir cebelü beslemesi için gereken miktar 5000 akçeden 3000 akçeye indirildi. Donanmada kalyon sınıfından Göke adlı ilk gemi yapıldı ve uzun menzilli top kullanılmaya başlandı. Artan mali işleri yürütmek için Anadolu'ya ait "şıkk-ı sânî" denilen ikinci bir defterdarlık kuruldu; saraya alınacak iç oğlanlarını yetiştirmek amacıyla da Galata Sarayı Mektebi açıldı. Evliya Çelebi bu okulun kuruluşunu, Bayezid'in 1481 kışında Galata'da avlanırken rastladığı gül bahçesinin sahibi Gül Baba'nın isteğine bağlar; Gül Baba padişaha bir sarı bir kırmızı iki gül verip bahçeye bir okul ve hastane yaptırmasını istemiştir. Bu hikâye başka bir kaynakla doğrulanmamıştır.
Bir Sultanın Mizacı
Bayezid ortadan uzun boylu, yağız çehreli, elâ gözlü, geniş göğüslü, yumuşak, hatta melankolik bir tabiata sahipti. Gençliğinde serbest bir hayat sürdüğü halde padişahlığında ibadete ve hayır işlerine yöneldiği için Bayezid-i Velî diye anılır oldu. Mecbur kalmadıkça savaştan uzak durdu ve "nizâm-ı memleket" için İstanbul'dan ayrılmamayı tercih etti. 1503'te İstanbul'a gelen Venedik elçisi Andrea Gritti'nin raporu onu uzun boylu, karayağız, zihnen meşgul ve tasalı görünen, felsefeyle ilgilenen, kozmografyayı iyi bilen, az yiyen, içki içmeyen, camilere giden ve bol sadaka dağıtan biri olarak tarif eder; gut hastalığı (nikris) yüzünden sık sık avlanamadığını da ekler.
Bu yumuşak mizaç, babası ölçüsünde bir hoşgörü anlamına gelmiyordu. G. Bellini'nin yaptığı tabloların saraydan çıkarılıp satılması ve Tokatlı Molla Lutfi'nin inançsızlıkla suçlanarak idam edilmesi onun döneminde olmuştur. Öte yandan Bayezid Molla Gürânî'nin cenaze törenine katıldı ve onun borcunu hazineden ödedi.
İlim, Sanat ve Kültür
Bayezid şehzadeliğinden beri etrafına bilginleri toplamıştı; padişah olunca bu ilgi sürdü. Osmanlı tarihçiliği onun zamanında ilk büyük eserlerini verdi: İdrîs-i Bitlisî'ye Farsça, İbn Kemal'e Türkçe birer Osmanlı tarihi yazdırdı. Molla Lutfi, Müeyyedzâde Abdurrahman, İbn Kemal, İdrîs-i Bitlisî, Tâcîzâde Câfer ve Sâdî Çelebiler, Zenbilli Ali Efendi, Necâtî, Zâtî, Visâlî ve Firdevsî gibi âlim ve şairler onun desteğine mazhar oldu. 1503-1511 yıllarına ait İn'âmât Defteri'nde birçok şairin, sanatkârın, âlimin ve şeyhin adının geçmesi, onun ilme ve kültüre verdiği değeri açıkça gösterir.
Bayezid Avrupa'daki sanat hareketlerine de tamamen kayıtsız kalmadı. Leonardo da Vinci padişaha yazdığı mektupta Haliç ve Boğaz üzerinde birer köprü yapmaya hazır olduğunu bildirdi, Michelangelo da köprü yapımının düşünüldüğünü duyunca bir ara İstanbul'a gelmek istedi; ancak bu girişimler gerçekleşmedi. Leonardo'nun 1502'de Haliç için 240 metre uzunluğunda bir proje sunduğu da anlatılır, fakat bu bilginin dayanağı gösterilmemiştir. Divan ve nâme-i hümâyunlarda Fatih zamanında olduğu gibi Grekçe, İtalyanca ve Slavca da kullanılıyordu. Padişahın Uygur yazısını okumayı öğrendiği ve çok az İtalyanca bildiği de kaydedilir.
Hayratı
Bayezid İstanbul, Amasya, Edirne, Osmancık, Geyve ve Saruhan'da pek çok hayrat yaptırdı. Edirne'deki külliyenin temeli 23 Nisan 1484'te atıldı ve 1488'de tamamlandı; cami, medrese, tabhâne, imaret ve dârüşşifâdan oluşan külliyenin bulunduğu semte İmâret-i Cedîd (Yeniimaret) denildi ve Bayezid orada oturanları bütün avârız-ı dîvâniyyeden muaf tuttu. İstanbul'daki külliyenin yapımı 1501'de başlayıp 1505'te bitti; mimarı Yâkub Ağa'dır. Külliye başlangıçta cami, kervansaray ve çifte hamamdan oluşuyordu, mektep, medrese ve imaret sonradan eklendi. Edirne'de Tunca, Osmancık'ta Kızılırmak, Geyve'de Sakarya üzerinde birer köprü yaptırdı. İstanbul'daki caminin vakfı olarak Bursa'da Koza Hanı (1491) ve Pirinç Hanı (1508) yapıldı. Ahmet Şimşirgil, Edirne'deki sağlık kurumunda ruh hastalarına müzik ve koku gibi yöntemlerle insanca davranıldığını aktarır.
Amasya'daki Külliye
Bu hayırların Amasya'ya yönelen kolu II. Bayezid Külliyesidir. Edirne'deki külliye gibi bir akarsuyun, Yeşilırmak'ın kenarında kurulmuştur. Cami, cümle kapısı üstünde ve iki yan duvarında bulunan üç parçalı inşa kitabesine göre Receb 891'de (Temmuz 1486) tamamlanmıştır; sülüs yazılı kitabeler Ali b. Mezîd adında bir hattatın elinden çıkmıştır. Hüseyin Hüsameddin Yasar, inşaatın Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından Receb 886'da (Eylül 1481) başladığını ileri sürer. Aynı yazar İdrîs-i Bitlisî'ye dayanarak, saltanatın nasip olmasının bir şükranı olarak başlatılan inşaatın Bayezid tarafından Şehzade Ahmed'e havale edildiğini bildirir; bu bilgi Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'ında ve Nişancızâde Mehmed'in Mir'âtü'l-kâinât'ında da tekrarlanır. Vakfiye Ocak 1496'da yazılmıştır ve külliyeyi cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebi olarak gösterir. Kaynaklar temelin Ahmed tarafından atıldığında birleşir, bitiş tarihi olarak 1486 verilir; il kültür ve turizm kayıtları yapıyı 1485-1486'da Şehzade Ahmed'in yaptırdığı biçiminde anar. Külliye Hacı İlyas Mahallesi'ndedir ve açıldığında Fethiye Camii'nin yerini alarak şehrin cuma camii konumuna gelmiştir. Mimarının adı bilinmemektedir.
Külliyenin, ırmak kıyısında olduğundan başka hakkında bir şey bilinmeyen Meryem Ana Kilisesi'nin yerinde bulunduğu yolundaki iddiayı destekleyecek bir ipucu yoktur. Cami, yaklaşık 160 x 120 m'lik bir dış avlunun ortasındadır; sağında medrese, solunda aşhane-imaret ile tabhâne bulunur ve caminin ayrıca bir iç avlusu yoktur. Beş bölümlü, kubbeli son cemaat yeri mermer sütunlara oturur. Taçkapı, mukarnaslı tepeliği ve çift renkli mermerden giriş kemeriyle Bayezid'in diğer camilerindeki gibi görkemlidir; ana mekândan son cemaat yerine açılan dört pencerenin alınlıklarında lacivert zemin üzerine beyaz sülüs çini yazılar yer alır. Harem kısmı tromplarla geçilen iki kubbeli mekândan ve yanlarda üçer kubbeli kanatlardan oluşur; ilk kubbe 13 m kadar, kıble bölümünü örten ikinci kubbe yaklaşık 15 m çapındadır. Yan mekânların aslında tabhâne odaları olduğu düşünülür, çünkü Bayezid'in diğer iki büyük külliyesinde de tabhâneler vardır ve bu mekânlar dışarıyla bağlantılıdır.
Caminin içinde sadelik hâkimdir: mihrap mütevazı ölçüde ve mukarnaslıdır, beyaz mermer minber çok sadedir, ince siyah sütunlara oturan müezzin mahfili de öyledir. Buna karşılık ahşap kapı ve pencere kanatları işçilik bakımından çok üstün kalitededir; esas kapı kanatları geometrik bir desene göre geçmeli yapılmış, pirinç kuşakları ve kabaraları durmaktadır. İki minareden sağdaki, başka hiçbir minarede görülmeyen biçimde, uçlarında zambak motifleri bulunan kırmızı zikzak kakmalarla süslüdür; soldaki ise eski Türk minare geleneğine uygun olarak kırmızı ve beyaz çubuklar hâlinde yapılmıştır.
Medrese Sultaniye adıyla da bilinir. Girişin karşısında kare planlı, kubbeli bir dershane-mescit, ortasında şadırvanlı avluyu üç yandan saran tonozlu revaklar ve bunların gerisinde kubbeli, ocaklı on sekiz hücre bulunur. Yıllarca İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Müderrisliğin Amasya müftülerine tahsis edildiği ve ilk müderrisin ünlü Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi olduğu aktarılır; müderrislerin listesi Cahit Baltacı'nın Osmanlı Medreseleri kitabında bulunur. Caminin solundaki aşhane-imaret L biçimindedir; büyük iki ocağından anlaşıldığı üzere yemeklerin pişirildiği yer burasıydı. Uzun süre askerî depo olarak kullanıldığı için bazı bölümlerinin asıl işlevi anlaşılamamaktadır. İmaretin yakınında olduğu bilinen sıbyan mektebi ise son yüzyılda hiçbir iz bırakmadan yok olmuştur.
Külliye depremlerden ve Yeşilırmak taşkınlarından defalarca zarar gördü. 1590 (999 Muharrem) depreminde kubbeleri ve kemerleri büyük ölçüde zarar görmüş, hemen onarılmıştır. 1668-69 depreminde kubbeler yıkılmış, iki minare eğilmiş, imaret ve tabhânenin kubbeleri çökmüştür; mütevelli Merzifonî İbrahim Ağa bütün zararı bir yıl içinde gidermiştir. Zamanla yapıya eklemeler yapıldı: 1782-83'te Hacı Ali Ağa kışın sıcak su ile abdest alınabilmesi için ırmak tarafına musluklar ve su ısıtma yeri yaptırdı, 1813'te Ayşe Hatun bir şadırvan, 1820-21'de Hacı Osman Ağa bir sebil, 1840'ta Kapancızâde Hacı Hüseyin Zeki Efendi bir muvakkithâne-kütüphane ile bir şadırvan daha ekledi. 1909-1911 yılları arasında Yamuk Osmanzâde ailesinin vasiyeti olarak avlu duvarının dibine bir kütüphane ve yeni bir şadırvan yapıldı. 1980'deki taşkında cami içinde 70 cm yüksekliğinde birikinti oluşmuştur. 1939'daki çok şiddetli depremde son cemaat yerinin bazı kemer ve kubbeleri yıkıldı; 1960'lı yıllarda yapılan onarımın başarılı olduğu söylenemez. Avludaki muvakkithânenin duvarlarında manzaralı, ağaçlı kalem işi nakışlar ve yakındaki Beyazıt Camii'nin bir resmi vardır. Caminin güneydoğusundaki kare planlı, kubbeli türbe ise Şehzade Ahmed'in 1513'te Yavuz Selim tarafından öldürtülen oğlu Şehzade Osman Bey'in türbesi olarak kabul edilir; içinde bugün sanduka bulunmamaktadır.
Külliyenin ayrıntılı hikâyesi sitedeki külliye yazısında anlatılır.
Küçük Kıyamet: 1509 Depremi
İstanbul'da 11 Eylül 1509'da başlayıp kırk beş gün süren deprem 1070 evle 109 mescidin yıkılmasına ve 5000'den fazla can kaybına sebep olduğu için "küçük kıyamet" diye anıldı; bazı kaynaklar ana sarsıntıyı 14 Eylül olarak verir. Tek bir kaynakta depremin 10 Eylül'de "Memalik-i Rum" denilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam ettiği ve halkın iki ay kadar çadırlarda yaşadığı yazılıdır; bu bilgi başka kaynaklarda yer almadığı için temkinle okunmalıdır.
Anlatıya göre Bayezid sarayın duvarlarına güvenemeyip bahçesine hafif bir çadır kurdurdu ve orada on gün kadar kaldı. İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de benzer bir deprem oldu ve Mimar Hayreddin padişah için 15 gün içinde ahşap bir ev yaptı. Doğduğu şehir Dimetoka bir toprak yığınına döndü. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için bizzat toplantılar yaptı; 29 Mart 1510'da başlayan çalışmalar 65 gün sürdü, surlar, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları gibi pek çok yer onarıldı ve işin sonunda üç gün boyunca fakirlere yemek dağıtıldı. Bu yıllar saltanatın en zor dönemiydi: 1492 ve 1502'deki veba salgınları pek çok ölüme yol açmış, altı yıl süren bir kıtlık büyük sıkıntı doğurmuştu. Padişah sükûneti ve halkın refahını isteyen biri olmakla birlikte bu emeline ulaşamadı; bunda onun giderek hoşgörüden uzaklaşmasının ve yönetimi ehil olmayan kişilere bırakmasının da payı vardır.
Oğullar Arasında Taht Mücadelesi
Bayezid'in sekiz oğlu vardı: Mahmud, Ahmed, Şehinşah, Selim, Mehmed, Korkut, Abdullah, Alemşah. En büyükleri Abdullah erken öldü; yaklaşık 1465'te doğup 6 Kasım 1483'te öldüğü kaydedilir. Mehmed, Alemşah ve Mahmud 1507'den önce öldüler. Hayatta kalanlar yaş sırasıyla Ahmed (Amasya valisi), Korkut (Manisa), Selim (Trabzon) ve Şehinşah'tı (Konya).
Yaşı ilerleyen ve nikris hastalığı yüzünden sağlığı bozulan Bayezid, davranışlarıyla kendisine benzeyen büyük oğlu Ahmed'i tahta geçirmek istedi. Bu, oğulları arasında çok erken bir mücadelenin başlamasına sebep oldu. Gritti 1503'te Korkut'un kendisini saltanata en layık şehzade olarak gördüğünü, Selim'in ise İran şahıyla savaşından ötürü ün kazandığını yazmıştı. İlk harekete geçen Korkut oldu. Antalya'dan Manisa'ya nakledilmemesine kızarak 1509'da Mısır'a gitti, ertesi yıl geri döndü. Hacca gideceği bahanesiyle 137 kişilik maiyeti ve 8 gemiyle yola çıktığı, Kahire'de Sultan Kansu tarafından karşılandığı ve amacının babasının gözünü korkutmak olduğu anlatılır; devlet adamları durumun Cem'in hikâyesine benzemesinden kuşkulanmıştı. Korkut'un Manisa'dan Antalya'ya gönderilmesi, Hadım Ali Paşa'nın Ahmed'i tuttuğunu bilen şehzade tarafından kendisini tahttan uzaklaştırma girişimi olarak okunmuştu, çünkü Ahmed Amasya'dan İstanbul'a Antalya'dan çok daha çabuk varabilirdi.
Selim Trabzon sancakbeyiydi ve İstanbul'a en uzak olandı; Safevîler'e karşı akınları ve Gürcü kralları vergiye bağlaması onu öne çıkarmıştı. Oğlu Süleyman için önce Bolu, sonra Kefe sancağını istedi. Amasya sancakbeyi Ahmed bu duruma karşı çıktı, çünkü Bolu Amasya ile İstanbul arasında bir noktaydı ve kendisi için tehlikeli olabilirdi. 1511'de Selim Trabzon'dan Kırım'a gitti; kayınpederi Mengli Giray'ın desteğiyle kuvvet topladı. Silistre'ye nakli istenip kabul edilmeyince topladığı kuvvetlerle Kili'ye geçip Edirne'ye doğru yürüdü (Haziran 1511). Bayezid onu Semendire'ye nakletti ve Ahmed'i tahta geçirmeyeceğine söz verdi; bu anlaşma sürekli olmadı. Selim babasının üzerine yürüdü, Uğraşdere (Çorlu) çarpışmasında yenildi (3 Ağustos 1511) ve Kefe'ye döndü. Şehinşah ise 2 Temmuz 1511'de Konya'da 40 yaşında öldü.
Bayezid büyük oğlu Ahmed'i tahta geçirmek üzere İstanbul'a çağırdı. Ahmed'in İstanbul'a gelmesi onu istemeyen yeniçerileri ayaklandırdı. Ayaklanmanın tarihi 21 Eylül 1511 olarak verildiği gibi, çağrının 21 Ağustos 1511'de yapıldığı ve Ahmed'in Maltepe'ye kadar gelip dönmek zorunda kaldığı da yazılır; iki tarih arasındaki fark açık bırakılmıştır. Ahmed Amasya'ya dönmek yerine Konya'ya geçti. Konya'yı ele geçirdiği, kimi kaynaklara göre burada padişahlığını ilan ettiği ve bunun üzerine ulemanın ondan yüz çevirdiği bildirilir. Amasya'ya ilişkin makaleye göre ise Ahmed girişimlerinden sonuç alamayıp Amasya'ya döndü, 1512'de kardeşi Selim padişah olunca sancağından ayrılarak mücadeleyi sürdürdü ve 1514'te Yenişehir'de kardeşiyle yaptığı savaşı kaybederek ortadan kaldırıldı. Diğer kaynaklarda Ahmed'in 24 Mart 1513'te öldürüldüğü yazılıdır; iki tarih arasındaki fark çözülememiştir. Bu arada yeniçeriler padişahın idaresizliğini öne sürüp Selim'in kendilerine serdar tayin edilmesini istedi ve Bayezid sonunda bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı. 6 Mart 1512'de İstanbul'da Kapıkulu Ocakları isyan çıkardı ve Bayezid, Ahmed'i desteklemekten vazgeçip Selim'i İstanbul'a davet etti.
Tahttan İniş
Selim 19 Nisan 1512'de İstanbul'a geldi. Bayezid'in hizmetinde bulunan Cenevizli Antonio Menavino'nun anlattığına göre Selim Yenibahçe'de karargâh kurduktan sonra saraya gidip babasının elini öptü. Bayezid, Selim'den Anadolu'ya geçmesini isteyince onun "tahtın sahibi olursa gönül rahatlığıyla savaşabileceğini" söyledi ve bunun üzerine saltanatı ona bıraktı. Bayezid böylece yeniçerilerin baskısıyla 24 Nisan 1512'de, 30 yıl 11 ay 2 gün süren bir saltanatın ardından tahttan çekildi (bazı kaynaklar 25 Nisan der). Tahtı oğluna bırakırken şu sözleri söylediği aktarılır: "Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye sert davranma." Söz tek bir kaynaktan aktarıldığı için kesin olarak sahih sayılmamalı, bir anlatı olarak okunmalıdır.
Son Yolculuk ve Ölüm
Bayezid, yanına bazı adamlarıyla dört yük akçe alarak Dimetoka'ya gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldı; yola çıkış Selim'in cülusundan 11 gün sonra olmuştur. Selim babasını şehir dışına kadar uğurladı. Bayezid o kadar bitkindi ki ata binemedi; tahtırevanla günde 5-6 kilometre yol alabiliyordu. Çorlu yakınındaki Abalar köyüne varıldığında fenalaştı ve öldü. Ölüm tarihi kaynaklarda ayrışır: bir görüşe göre 25 Rebîülevvel 918 (10 Haziran 1512), diğer bir görüşe göre 26 Mayıs 1512. Ölüm yeri kimi kaynaklarda Çorlu yakınındaki Abalar köyü, kimilerinde Havsa ilçesinin Abalar köyü olarak geçer; Büyükçekmece de anılır. Bayezid'in yaşı 64'tü. Ölüm sebebi şüphelidir; bazı yerli ve yabancı kaynaklar zehirlenme ihtimali üzerinde durur. Bunu doğrulayan kesin bir belge yoktur.
Cenazesi İstanbul'a getirildi ve Fatih Camii'nde cenaze namazı kılındı. Bayezid, bugün adıyla anılan Beyazıt Meydanı'nda yaptırdığı caminin yanına gömüldü; üzerine daha sonra bir türbe yapıldı. Ölüm haberinin duyulması üzerine Kahire'de Sultan Kansu başta olmak üzere çok sayıda kişinin katıldığı gıyabi cenaze namazı kılındığı, İslam dünyasının başka yerlerinde de gıyabi namazlar kılındığı anlatılır.
Aile
Bayezid çok kadınla evlenen ve çok çocuklu bir padişah olarak tanınır. Adı bilinen hanımlarının sayısı sekizdir; bunlardan sekiz oğlu ve on bir kızı olduğu bilinir. İbn Kemal'in kaydına göre çocuklarının ve torunlarının sayısı 300'ü aşmıştı. Başka bir sayıma göre eşleri on kadardır: Şirin Hatun (Başkadın, Abdullah'ın annesi), Hüsnüşah Hatun (Şehinşah'ın annesi, Karaman Nasuh Bey'in kızı), Bülbül Hatun (Ahmed'in annesi), Nigâr Hatun (Korkut'un annesi), Gülruh Hatun (Alemşah'ın annesi), Ferahşad Hatun (Mehmed'in annesi), Selim'in annesi Ayşe Gülbahar Hatun, Gülfem ve Mühürnaz Hatun.
Oğullarından Ahmed Amasya'da 1466 civarında doğdu ve 24 Mart 1513'te ağabeyi Selim tarafından öldürüldü; Korkut Amasya'da 1469'da doğdu, Selim'e karşı mücadeleden sonra 10 Mart 1513'te Manisa'da öldürüldü; Selim 10 Ekim 1470'te Amasya'da doğdu ve 22 Eylül 1520'de Çorlu'da öldü. Bayezid padişah olunca kızlarına ve erkek çocuğunun kızlarına "Sultan", kız çocuğunun kızlarına "Hanımsultan" unvanını verdi; "Hatun" unvanının yerini alan bu uygulama bugün hâlâ hanedan mensupları arasında geçerlidir.
Amasya'da II. Bayezid
Amasya, şehzadeleri 182 yıl boyunca ağırladı ve bu çizginin içinde Bayezid'in yeri süresiyle olduğu kadar sonucuyla da belirgindir: şehirde yetişen bir şehzade imparatorluğun sultanı oldu, şehirde doğan çocukları ise onun saltanatında hem varis hem rakip konumuna geldi. Adını taşıyan külliye bugün Yeşilırmak kıyısında hâlâ ibadete açıktır, medresesi uzun yıllar kütüphane olarak hizmet vermiştir. Şehzadeler Sarayı'nın yerindeki Saraydüzü, Hamdullah'ın hat sanatı, Mihrî Hatun'un şiiri, Hatuniye'nin duvarları ve Kapı Ağaları'nın medreseleri o yılların şehirdeki izlerini oluşturur.
Kronoloji
3 Aralık 1447 / 1448: Dimetoka'da doğum (kaynaklarda tarih tartışmalıdır).
1454 (yedi yaşında): Amasya sancakbeyliğine atanır.
1457: Edirne'de, kardeşi Mustafa ile birlikte sünnet edilir.
1466: Lalası Hızır Paşa'nın Amasya'daki medresesi yapılır.
1466 civarı, 1469, 10 Ekim 1470: Ahmed, Korkut ve Selim Amasya'da doğar.
1472: Akkoyunlu kuvvetleri Tokat'ı tahrip eder.
1473: Otlukbeli Savaşı'na sağ kol komutanı olarak katılır; Fatih dönüşte Amasya'da bir ay kalır.
1479: Gönderdiği kuvvetler Torul ve yöresini Osmanlı topraklarına katar.
3 Mayıs 1481: Fatih Sultan Mehmed ölür.
21-22 Mayıs 1481: Üsküdar'a ulaşır; Divân-ı Hümâyun'ca padişah olarak onaylanır.
22 Haziran 1481: Yenişehir'de Cem Sultan'ı yener.
Eylül 1481: Amasya külliyesinin inşası başlar (Hüsameddin Yasar'a göre).
29 Temmuz 1482: Cem Rodos'a sığınır.
1484: Kili (15 Temmuz) ve Akkirman (4 Ağustos) alınır.
1485-1491: Memlük Savaşı.
Temmuz 1486: Amasya'daki Bayezid Camii'nin inşa kitabesindeki tamamlanma tarihi.
1492: Arnavutluk seferi; İspanya'dan sürülenler Osmanlı topraklarına kabul edilir.
25 Şubat 1495: Cem Sultan Napoli'de ölür.
Ocak 1496: Amasya külliyesinin vakfiyesi yazılır.
1498-1502: Venedik savaşı; Modon ve Koron alınır; barış 14 Aralık 1502'de imzalanır.
1501-1505: İstanbul'daki Bayezid Külliyesi yapılır.
1509: İstanbul'u Küçük Kıyamet depremi sarsar; Hatuniye İmareti Amasya'da yapılır.
1511: Şahkulu isyanı; Selim Kili'den Edirne'ye yürür; Şehinşah ölür.
19 Nisan 1512: Selim İstanbul'a gelir.
24 Nisan 1512: Bayezid tahttan çekilir.
26 Mayıs / 10 Haziran 1512: Dimetoka yolunda Abalar köyünde ölür (tarih ve yer kaynaklarda farklıdır).
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi (yukarıdaki kaynaklardaki atıflar üzerinden).
Akademik çalışmalar
- Şerafettin Turan, "Bayezid II", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 234-238 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Semavi Eyice, "Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Amasya)", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 6, İstanbul 1992, s. 40-42 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Mahmut H. Şakiroğlu, "Cem Sultan", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Selim Özcan, "Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5 (DergiPark).
Resmî kaynaklar
- "Sultan II. Bayezid Külliyesi", Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü (amasya.ktb.gov.tr).
Diğer kaynaklar
- "II. Bayezid", Vikipedi (tr.wikipedia.org); "Bayezid II", Wikipedia (en.wikipedia.org). tr.wikipedia.org
- "Adlî, Sultân Bâyezîd-i Velî bin Fâtih Sultân Mehmed", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Ahmet Yesevi Üniversitesi (teis.yesevi.edu.tr).
- Ahmet Şimşirgil, "II. Bayezid Hân'ın Şahsiyeti" (ahmetsimsirgil.com).
Çevrimiçi kaynaklar








