Şair Figânî'nin 911'de haksız yere asılması, Amasya kadısı Abdurrahman Çelebi'nin son yılını karartan olaydır; Hüsameddin onun 912'de (1507) bu acıyla öldüğünü yazar. İki kez Amasya kadılığı yapan Abdurrahman, Şehzade Ahmed'in sancak beyliği yıllarında şehirde artan İranlı nüfuzuna da içerliyordu. Amasya'nın en köklü kadı ailelerinden Muslihîlerin torunudur; dedesi "Molla Beylik" diye anılan kadı Abdurrahman Çelebi, babası Anadolu kazaskerliği yapmış Şemseddin Mehmed Çelebi'dir. Kendisinin şiir yazdığına dair bir kayıt yoktur. Hüsameddin onu "edîb" diye anar, "şâir" demez; Amasya edebiyatıyla bağı, bir şairin ölümüne verdiği tepki üzerinden kurulur.

Amasya Tarihi'ndeki Kaydı

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Abdurrahman Çelebi-Muslihîzâde maddesinde kadının soyunu, görev yerlerini ve ölümünü şöyle sıralar:

Esbak Anadolu kazaskeri Şemseddîn Mehmed Çelebi bin Abdurrahman Çelebi bin Şâh Mehmed Çelebi mahdûmudur. Ulemâdan ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm, Atabeg müderrisi, ba'dehû Merzifon'da Rahmaniyye müderrisi oldu. 891 hudûdunda Amasya kadısı olup geldi. 896 vak'asında azledilip Ankara kazâsıyla Amasya'dan çıktı. Sonra Sivas ve 905 hudûdunda sânîyen Amasya kadısı olup geldi. Ancak Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Ahmed'in Acemlere karşı iltifâtını pek fazla görüyordu. 911'de Acemlerin siâyesiyle şâir Figânî Bey'in yok yere salben i'dâmı pek ziyâde merâkına dokundu. Halkın acı sözlerine ve Acemlerin tazyîkâtına tahammül edemediğinden 912 zilhiccesinde vefât etdi. Ceddînin yanında medfûndur. Âlim, kâmil, edîb, müstakîm bir zât idi. Oğulları Mehmed, Mahmûd, Seydî Ahmed Paşalara "Kadızâde" dendi. Kadı hamamı vakfına bunlar mütevvellî olmuşlardı.

Sadeleştirilmiş biçimiyle: Önceki Anadolu kazaskerlerinden Şemseddin Mehmed Çelebi'nin oğludur; babası Abdurrahman Çelebi'nin, o da Şah Mehmed Çelebi'nin oğludur. Âlimlerin yanında öğrenimini tamamlayıp dersiam oldu, Atabey Medresesi'ne, ardından Merzifon'daki Rahmâniye Medresesi'ne müderris oldu. 891 (1486) dolaylarında Amasya kadısı olarak geldi. 896 (1490-91) olayında azledildi ve Ankara kadılığıyla Amasya'dan ayrıldı. Sonra Sivas'a, 905 (1499-1500) dolaylarında yeniden Amasya'ya kadı oldu. Ama Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'in Acemlere fazla yüz verdiğini görüyordu. 911'de (1505-06) Acemlerin ara bozuculuğuyla şair Figânî Bey'in suçsuz yere asılması onu çok üzdü. Halkın acı sözlerine ve Acemlerin baskısına dayanamayarak 912 Zilhiccesinde (Nisan-Mayıs 1507) öldü. Dedesinin yanına gömüldü. Âlim, olgun, edebiyattan anlayan, dürüst bir insandı. Oğulları Mehmed, Mahmud ve Seydî Ahmed Paşa'ya "Kadızâde" dendi; Kadı Hamamı vakfının mütevellileri bunlar olmuştu.

Hayatı

Abdurrahman Çelebi'nin meslek hayatı, büyük ölçüde ailesinin Amasya'daki ağırlığıyla birlikte okunmalıdır. Muslihîler, XIV. yüzyılda Amasya'nın sadrü'l-ulemâsı olan Mevlânâ Muslihüddin Mûsâ'nın soyundan gelir ve XV. yüzyıl boyunca şehre kadı, müderris ve müftü vermiştir. Dedesi Abdurrahman Çelebi, 795'te (1393) doğmuş, Halfet Gazi müderrisliğinden sonra dört kez Amasya kadısı olmuş, 858'de (1454) emlakini vakfetmiş ve 861 Şabanında (1457) ölmüştü. Hüsameddin, onun Fethiye Mahallesi'nde güzel bir hamam yaptırıp evlatlarına vakfettiğini, çiftliğini de türbesine bağladığını yazar. Torunu Abdurrahman Çelebi'nin de "dedesinin yanına" gömülmesi, ailenin mezar yerinin ve vakıf düzeninin kuşaktan kuşağa korunduğunu düşündürür.

İlk müderrisliklerini Amasya'da Atabey Medresesi'nde ve Merzifon'da Rahmâniye'de yaptı. Kadılık hayatı, Şehzade Ahmed'in Amasya'daki uzun valiliğiyle hemen hemen aynı yıllara düşer. İlk Amasya kadılığından 896'da azledilmesine Hüsameddin "vak'a" der, ama olayın ne olduğunu bu maddede açıklamaz. Ankara ve Sivas kadılıklarından sonra 905 dolaylarında yeniden Amasya'ya döndüğünde şehirdeki hava değişmişti.

Hüsameddin'in anlatısında bu yılların Amasya'sı, Safevî tesirinin şehzadenin sarayına sızdığı bir yerdir. Şehzade Ahmed'in "Acem" dediği İranlılara gösterdiği yakınlık yerli ulemayı rahatsız ediyordu ve Abdurrahman Çelebi bu rahatsızlığı paylaşanlardandı. Kırılma noktası 911'de geldi: şair Figânî İshak Çelebi, şehirdeki Şiî propagandasına karşı yazdığı bir destan yüzünden iftiraya uğrayarak asıldı. Kadının bu olaydaki rolü bilinmez; Hüsameddin yalnız onun bu idamı "yok yere" saydığını ve bundan sonra halkın acı sözlerine ve Acemlerin baskısına dayanamadığını söyler. Ölümü, Figânî'nin idamından bir yıl kadar sonra, Zilhicce 912'dedir.

Ailesi ve Vakıfları

Babası Şemseddin Mehmed Çelebi, birinci ciltte "Molla Beylikzâde Molla Vildân Mehmed Çelebi" adıyla geçer. Hüsameddin'e göre Fethiye Mahallesi'ndeki camiin yanında bulunan Kadı Medresesi'nin ilk binasını 900'de (1494-95) bu kazasker tamamlamış, medresenin vakıflarını da kadılardan olan oğlu Abdurrahman Efendi 911'de düzenlemiştir. Aynı mahalledeki Kadı Hamamı'nın da "kadı-yı mûmâ-ileyh", yani adı geçen kadı tarafından vakfedildiği yazılıdır. Bu ifade iki türlü anlaşılabilir: medresenin vakfını düzenleyen Abdurrahman'ı ya da on birinci ciltte hamamı yaptırdığı söylenen dedesini gösteriyor olabilir. Medreseyi 945'te (1538-39) ailenin evladından Seydî Paşa onarmıştır; bu kişi büyük olasılıkla Abdurrahman'ın oğlu Seydî Ahmed Paşa'dır.

Abdurrahman'ın oğulları Mehmed, Mahmud ve Seydî Ahmed Paşa "Kadızâde" lakabıyla anıldı ve Kadı Hamamı vakfının mütevellisi oldu. "Molla Beylik" lakabı konusunda Hüsameddin'in kendi tereddüdü de vardır: dedenin maddesinde lakabı ona verdikten sonra, aynı adın kardeşi Abdülgaffâr el-Muslihî için kullanıldığını gösteren bir kayıt da gördüğünü ekler ve "Allahu âlem" diyerek karar vermez.

Şiiri ve Kaynakların Durumu

Bu maddede "edîb" ile "şâir" arasındaki fark belirleyicidir. Hüsameddin şiir söyleyenler için "şâir" kelimesini düzenli olarak kullanır; Abdurrahman Çelebi için seçtiği "edîb" ise edebiyat bilgisini ve inceliğini anlatır. Maddede ona ait bir beyit, bir eser adı ya da şairliğine dair bir hüküm yoktur ve hayatı başka bir kaynaktan bilinmez. Şiirle bağı, maddedeki "şâir Figânî Bey" sözünden ve o şairin ölümüne gösterdiği tepkiden gelir. Ona ait bir manzumeye ulaşılamamıştır; bir mecmua ya da vakfiye kaydında ortaya çıkma ihtimali ise açıktır.

Kronoloji

795 (1393): Dedesi Abdurrahman Çelebi ("Molla Beylik") doğar.

Şaban 861 (Haziran-Temmuz 1457): Dedesi ölür; babasının yanına gömülür.

891 (1486) dolayları: Abdurrahman Çelebi Amasya kadısı olur.

896 (1490-91): Azledilir, Ankara kadılığıyla Amasya'dan ayrılır.

900 (1494-95): Babası Molla Vildân Mehmed Çelebi Kadı Medresesi'nin binasını tamamlar.

905 (1499-1500) dolayları: İkinci kez Amasya kadısı olur.

911 (1505-06): Figânî İshak Çelebi asılır; Abdurrahman Kadı Medresesi'nin vakıflarını düzenler.

Zilhicce 912 (Nisan-Mayıs 1507): Abdurrahman Çelebi ölür.

945 (1538-39): Ailenin evladından Seydî Paşa, büyük olasılıkla oğlu Seydî Ahmed Paşa, Kadı Medresesi'ni onarır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar