Özgün Metin

Vezin: Mefâʿîlün mefâʿîlün mefâʿîlün mefâʿîlün (vezin tespiti bizimdir)

Safâ gitdi gönül âyînesinden jeng-i gam kaldı
Gül-i şâdî açılmaz sînede hâr-ı elem kaldı
Tayanma hüsn-i bî-bünyâduna ey gonçe-leb gördüm
Ne mir'ât-ı Sikender ne nişân-ı câm-ı Cem kaldı

Üçüncü beyit Kınalızâde'de yoktur; yalnız Hüsameddin'in aktarımında bulunur:

Nesîm-âsâ güzer kıl ey gönül bu bezm-i âlemden
Nedîminden nedâmet her deminden bir nedem kaldı

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül aynasından parlaklık ve neşe gitti, yerinde gam pası kaldı; göğüste sevinç gülü açılmıyor, yalnız keder dikeni kaldı.

2. Ey gonca dudaklı, temelsiz güzelliğine güvenme; gördüm ki ne İskender'in aynası kaldı ne de Cem'in kadehinden bir iz.

3. Ey gönül, bu dünya meclisinden seher yeli gibi geçip git; burada dostundan geriye pişmanlık, her demden (her andan, her kadehten) bir pişmanlık kaldı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Anlam ve Söz Sanatları

Matlaın merkezinde eski aynanın maddesi vardır. Madenden yapılan aynalar bakımsız kalınca paslanır ve görüntü vermez olurdu; şair gönlünü böyle bir aynaya benzetir. "Safâ" kelimesi burada iki anlamıyla birlikte çalışır: hem neşe ve gönül hoşluğu hem de aynanın saflığı, parlaklığıdır. Neşe gidince ayna da kararır ve üzerinde "jeng-i gam", gam pası kalır. İkinci mısra aynı düşünceyi bahçeye taşır: sevinç gülü açmaz, elem dikeni kalır. Böylece mısraların her biri, kaybolan güzel bir şeyle onun yerine kalan çirkin bir şeyi karşılaştırır.

İkinci beyit sözü sevgiliye çevirir ve aynayı efsaneye bağlar. "Mir'ât-ı Sikender", İskender'in İskenderiye'deki uzakları gösteren aynasıdır; "câm-ı Cem", İran efsanesindeki hükümdar Cem'in dünyayı içinde gösteren kadehidir. İkisi de görmek ve göstermekle ilgili harikalardır ve ikisinden de geriye bir şey kalmamıştır. Şairin uyarısı buradan çıkar: hükümdarların harikaları bile yok olduğuna göre "bî-bünyâd", yani temelsiz güzelliğe güvenilmez. Matlaın gönül aynası ile bu beytin İskender aynası arasında kurulan bağ, iki beyti aynı imge çevresinde toplar.

Hüsameddin'in verdiği üçüncü beyit, ses oyunuyla öne çıkar. "Nedîm" (meclis arkadaşı), "nedâmet" (pişmanlık), "dem" (an, ayrıca içki) ve "nedem" (pişmanlık) kelimeleri aynı seslerin çevresinde dolaşır. Dünya bir meclistir; şair gönlüne bu meclise oturmamasını, seher yeli gibi dokunup geçmesini öğütler, çünkü orada arkadaştan da içkiden de geriye yalnız pişmanlık kalır.

Şiirin Yapısı ve Kaynaklar

Parça bir gazelin ilk beyitleridir. "Kaldı" redifinin önünde "gam", "elem", "Cem" ve "nedem" kelimeleri "-em" sesinde kafiyelenir. Kınalızâde Hasan Çelebi tezkiresinde, Rahîmî'nin şiirlerinin pek parlak olmasa da hâlden yoksun olmadığını söyledikten hemen sonra bu iki beyti örnek verir. Hüsameddin aynı gazeli bir beyit fazlasıyla aktarır ve üçüncü beyti hangi kaynaktan aldığını belirtmez. Onun metninde ilk mısra "âyînesinde", ikinci beyit "Dayanma hüsn-i bî-bünyâdına ey-Gonça-leb gördüm" biçimindedir. Hüsameddin "Gonça" kelimesini büyük harfle yazar; aynı maddede Amasya güzeli Gonca Keyvân Bey'den söz ettiği için beyitte ona bir işaret görmüş olabilir. Kınalızâde neşrinde ise kelime yalnızca "gonca dudaklı" anlamındaki bir sıfattır ve beyitte belli bir kişiye işaret olduğunu gösteren bir şey yoktur. Rahîmî'nin Amasya'dan Bursa'ya uzanan hayatı Rahîmî Abdurrahîm Efendi yazısındadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar