Resûl Sâmi Efendi'nin hikâyesi Kafkasya'da başlar: devlet memuru ve şair Sâmi, 1272 (1855-56) yılında Şeki'de doğmuş, on iki yaşlarında ailesiyle Amasya'ya göçmüş ve burada Mîr Hamza Nigârî'nin çevresinde yetişmiştir. Amasya'da muhasebe kaleminde başlayan memuriyet hayatı onu Kerbelâ'ya, Trablusgarp'ın dağlık iç bölgesine ve Hicaz'a götürmüş, emekliliğini Bursa ve İstanbul'da geçirmiş, 1937'de İstanbul'da ölmüştür. Kaynak, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki maddedir ve bu maddenin bilgileri doğrudan şairin kendisinden gelir. Şair hal tercümesini, Kerbelâ yıllarında Necef'te irticalen söylediği bir mersiyeyle birlikte ona göndermiştir. Bu mersiye, Sâmi'nin bilinen tek şiiridir.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin maddeyi onuncu ciltte "Resûl Sâmi Efendi-Dağıstânî el-Hâc" başlığıyla verir:
Dağıstân Eyâleti dâhilinde Şekilidir. Hacı Mûsâ Kâzım Efendi bin Hacı Mehmed Sa'îd Efendi bin Ömer Efendi'nin mahdûmudur. 1272'de Şeki'de doğdu. Pederi ve birâderi Mustafa Vefâ'î Beyle beraber 1284'de Amasya'ya hicret etdi. Eş-Şeyh el-Hâc Hamza Nigârî Efendi'ye intisâb ve ondan edebiyât-ı Arabiyye ve Fârisiyye tedrîs etdi. İbtidâ muhâsebe kalemine girip bir müddet oraya devâm etdi. Ba'dehû Amasya kazâlarında sandık emîni, ba'dehû mâl müdürü oldu. 1308'de ma'zûlen İstanbul'a gidip Sultân Abdulhamîd-i Sânî kurenâsından Şirvânî Mehmed Emîn Bey'e çattı. Bunun sâye-i ikbâlinde 1309'da Kerbelâ sancâğı muhâsebecisi olup en ziyâde sevdiği yere gitdi. Dört yıl kadar orada kalıp 1313'de naklen Trablusgarb vilâyetinde Cebel-i garbî sancâğı muhâsebecisi oldu. On iki yıl kadar orada muhâsebeci ve senelerce mutasarrıf vekîli olduğu esnâda cihet-i askeriyyeye hizmeti ve bir askerî hasta-hâne inşâ etdirmesi takdîr edilerek Trablusgarb vâlîsi ve kumândânı Müşîr Receb Paşa'nın inhâsıyla tevârîh-i muhtelifede mütemâyiz rütbesi ve dördüncü Osmânî ve Mecîdî nişânlarıyla taltîf edildi. 1325'de terfî'an Cidde sancâğı muhâsebecisi ve 1326'da muhâsebecilik uhdesinde kalmak üzere Hicâz defterdârı vekîli olup îfâ-yı farîza-i Hâc ederek 1327 senesi evâsıtında me'zûnen İstanbul'a geldi. İstid'âsıyla tekâ'üde sevk edilip Bursa'da ve ba'dehû İstanbul'da ihtiyâr-ı ikâmet etdi. 1356 senesi ramazânının yirmi üçüncü cumartesi gününe mütesâdif 1937 teşrîn-i sânînin yirmi birinci günü vefât ederek ertesi pazar günü Sultân Bâyezîd câmiinde namâzı edâ ve Merkez Efendi mezârlığına defn edildi. Kâtib, ehl-i dâniş, iş-güzâr, hoş-sohbet, Hamzavî-meşreb, evlâd-ı Ali'ye meftûn, şâir idi. Mahdûmları Ali Dâver, Hüseyin Hâmî Beylerdir.
Bugünkü dille: Hüsameddin'in Dağıstan Eyaleti içinde saydığı Şeki'dendir. Hacı Mehmed Saîd Efendi oğlu Hacı Mûsâ Kâzım Efendi'nin oğludur; dedesinin babası Ömer Efendi'dir. 1272'de Şeki'de doğdu. Babası ve kardeşi Mustafa Vefâî Bey ile birlikte 1284'te Amasya'ya göç etti. Şeyh Hacı Hamza Nigârî Efendi'ye bağlandı ve ondan Arap ve Fars edebiyatı okudu. Önce muhasebe kalemine girip bir süre orada çalıştı; sonra Amasya kazalarında sandık emini, daha sonra mal müdürü oldu. 1308'de görevinden alınınca İstanbul'a gitti ve Sultan II. Abdülhamid'in yakınlarından Şirvânî Mehmed Emîn Bey'e ulaştı. Onun desteğiyle 1309'da Kerbelâ sancağı muhasebecisi olarak en çok sevdiği yere gitti. Dört yıl kadar orada kaldıktan sonra 1313'te Trablusgarp vilayetinin Cebel-i Garbî sancağına muhasebeci olarak nakledildi. On iki yıl kadar orada muhasebecilik ve yıllarca mutasarrıf vekilliği yaptığı sırada askerî işlere hizmeti ve bir askerî hastane yaptırması takdir edildi; Trablusgarp valisi ve kumandanı Müşir Receb Paşa'nın önerisiyle çeşitli tarihlerde mütemayiz rütbesi ile dördüncü dereceden Osmanî ve Mecidî nişanları verildi. 1325'te terfiyle Cidde sancağı muhasebecisi, 1326'da muhasebecilik görevi üzerinde kalmak üzere Hicaz defterdar vekili oldu; haccını yaptı ve 1327 yılının ortalarında izinle İstanbul'a geldi. İsteği üzerine emekliye ayrıldı; önce Bursa'da, sonra İstanbul'da oturdu. 1356 ramazanının yirmi üçüncü cumartesi gününe denk gelen 21 Teşrinisani (Kasım) 1937'de öldü; ertesi pazar günü namazı Sultan Bayezid Camii'nde kılınarak Merkez Efendi Mezarlığı'na gömüldü. Kâtip, bilgili, iş bilir, sohbeti tatlı, "Hamzavî meşrepli", Hz. Ali soyuna tutkun bir şairdi. Oğulları Ali Dâver ve Hüseyin Hâmî Beylerdir.
Hayatı
Resûl Sâmi'nin hayatında, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kafkasya'dan Anadolu'ya göçen bir ailenin oğlunun Osmanlı taşra maliyesinde basamak basamak yükselişi izlenir. Hüsameddin'in verdiği tarihlerle aile 1284'te (1867-68) Amasya'ya gelmiştir; Sâmi o sırada on iki yaşlarında olmalıdır. Göçün nedeni maddede açıklanmaz. Mîr Hamza Nigârî'nin 1281'de (1864-65) Şirvan'daki bağlarını koparıp Amasya'ya yerleştiği ve aynı yıllarda Şirvan ile Şeki'den gelen başka ailelerin de onun çevresinde toplandığı bilinir; Sâmi'nin ailesinin de bu göç halkasının bir parçası olması akla yakındır, ama kaynak bunu söylemez.
Amasya'da başlayan memuriyet onu imparatorluğun dört bir yanına götürmüştür. 1309'dan (1891-92) dört yıl kadar Kerbelâ'da, 1313'ten (1895-96) on iki yıl kadar Trablusgarp'ın Cebel-i Garbî sancağında, 1325-1327 (1907-1909) arasında Cidde ve Hicaz'da çalışmıştır. Hüsameddin'in Kerbelâ için kullandığı "en ziyâde sevdiği yer" sözü, Sâmi'nin Ehl-i Beyt'e bağlılığıyla birlikte düşünülünce anlam kazanır. Trablusgarp'taki askerî hastane girişimi ve aldığı nişanlar, bu taşra memurunun hayatında kayda geçmiş birkaç somut başarıdan biridir.
Ölüm tarihi Hüsameddin'de iki takvimle verilir ve iki tarih birbirini tutmaz. Bizim hesabımıza göre 23 Ramazan 1356, 27 Kasım 1937 cumartesi gününe denk gelir; 21 Kasım 1937 ise bir pazar günüdür. Hüsameddin'in "cumartesi" ve "ertesi pazar günü" demesi hicrî tarihle uyumludur; miladî tarihte bir yanlışlık olmalıdır.
Amasya ile Bağı ve Çevresi
Sâmi Amasya doğumlu değildir; Amasya, ailesinin göç edip yerleştiği ve onun gençliğini geçirdiği şehirdir. Asıl bağı, Amasya'nın XIX. yüzyıldaki en tanınmış şair şeyhlerinden Mîr Hamza Nigârî ile olan ilişkisidir. Nigârî'ye intisap etmiş, Arap ve Fars edebiyatını ondan okumuştur. Hüsameddin'in onu "Hamzavî-meşreb" diye nitelemesi de bu bağı gösterir: Hüsameddin aynı sözü Nigârî'ye bağlanan başka Amasyalılar için de kullanır ve Nigârî çevresinin inançlarını "Hamzavî" diye anar. "Evlâd-ı Ali'ye meftûn" nitelemesi de aynı çevreye işaret eder; Nigârî vaazlarında ve şiirlerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisini öne çıkarmış, bu yüzden Amasya'da ulemayla sert bir tartışmaya girmişti. Memuriyet hayatının ilk basamakları da Amasya'da, Amasya kazalarındaki sandık eminliği ve mal müdürlüğüyle atılmıştır.
Şiiri
Sâmi'nin bilinen tek şiiri, Kerbelâ'da bulunduğu yıllarda bir muharrem ayında Necef'e gidip Hz. Ali'ye nispet edilen türbeyi ziyaret ettiği sırada, İranlıların matem törenine katılarak irticalen söylediği yedi beyitlik bir mersiyedir. Şiir "Mâh-ı aşûrâdur ey dil bil cihân ağlar bugün" mısraıyla başlar ve her beyti "ağlar bugün" redifiyle biter. Hüsameddin onu, Sâmi'nin kendi gönderdiği hal tercümesinin yanında aldığını yazar. Mersiyenin metni ve yorumu ayrı bir sayfadadır. Hüsameddin onu "şâir" diye anar, ama başka şiirlerinden ya da bir divanından söz etmez.
Kronoloji
1272 (1855-56): Şeki'de doğar.
1284 (1867-68): Babası ve kardeşi Mustafa Vefâî Bey ile Amasya'ya göç eder.
1308 (1890-91): Mal müdürlüğünden alınıp İstanbul'a gider.
1309 (1891-92): Kerbelâ sancağı muhasebecisi olur.
1313 (1895-96): Trablusgarp'ta Cebel-i Garbî sancağı muhasebeciliğine nakledilir.
1325-1327 (1907-1909): Cidde sancağı muhasebecisi ve Hicaz defterdar vekili olur, hacceder, İstanbul'a döner ve emekliye ayrılır.
23 Ramazan 1356 (27 Kasım 1937): İstanbul'da ölür; Merkez Efendi Mezarlığı'na gömülür. Hüsameddin miladî tarihi 21 Kasım 1937 olarak verir.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 61-64 (e-kitap s. 210-211). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page210.html
Çevrimiçi kaynaklar

