Özgün Metin
Bizüm nekbetlerin çekdügümüz bu deñlü âfâḳuñ
Ṣorarsan aṣlını hep sû'-i aḫlâḳıdur İsḥâḳuñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünyanın bunca belasını çekmemizin aslını sorarsan, hepsi İshak'ın kötü huyundandır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Suçu İshak'a Yüklemek
Beyit, Âşık Çelebi'nin anlattığı bir yol hikâyesinin sonunda söylenmiştir. Yavuz Sultan Selim, Arap seferi sırasında kendisini eğlendirecek musahipler istemiş; seçilen üç kişi, Galata kadısı Bursalı Nihâlî Ca'fer Çelebi, Üsküp müderrisi İshak Çelebi ve "Mihalıç kâdîsı Kâdî Bozan", padişahın huzuruna kılıçları bellerinde çıkıp el öptükleri için onu öfkelendirmiştir. Tezkirenin İshak Çelebi maddesine göre İshak, el öpmede Ca'fer'in kendisinin önüne geçmesine içerleyip ona müstehcen bir beyitle takılmış, Ca'fer de aynı ağızla karşılık vermiştir. Sonra çağrıldıkları sohbette de birbirlerine hezl ve küfürle konuşmaları üzerine padişah onları küçük bahşişlerle memleketlerine geri göndermiştir. Nihâlî maddesi, dönüş yolunda Kâdî Bozan'ın "ṣuçı İsḥâḳ'a yıḳup", yani suçu İshak'a yükleyip bu beyti söylediğini ve böylece içini soğuttuğunu anlatır.
Beyit bu yüzden bir öfke patlamasından çok, olup biteni şakaya çeviren bir sitemdir. Bütün "âfâḳ", yani dünyanın dört bir yanından gelen talihsizliklerin kaynağı tek bir kişinin huyuna bağlanır; abartı, sözü ciddiyetten uzaklaştırır. Âşık Çelebi'nin anlattığına göre üç arkadaş daha yola çıkarken birbirlerine takılarak gitmişlerdir; beyit de bu şakalaşmanın son halkası gibi durur.
Kafiye ve Söz Oyunu
İki mısra aynı kafiyeyle biter: "âfâḳuñ" ile "İsḥâḳuñ". "Aḫlâḳ" kelimesi de aynı sesi taşıdığı için ikinci mısraın sonunda "-âḳ" sesi üç kez duyulur. Beytin bütün nüktesi bu ses benzerliğine dayanır: dünyanın ufuklarını anlatan "âfâḳ" ile bir adamın adı olan "İsḥâḳ" aynı kalıba oturtulunca, koca dünyanın derdi bir kişinin omzuna yüklenmiş olur. Kaynak beytin bir gazelden mi alındığını, yoksa o an mı söylendiğini belirtmez; anlatının akışı ikincisini düşündürür. Vezin konusunda neşir bir şey söylemez; mısralar hezec bahrinin dört "mefâîlün"lü kalıbını çağrıştırır, ama birkaç hecede zorlama gerektirdiği için ölçü hakkında kesin bir söz söylenemez.
Aidiyet
Beyit Âşık Çelebi'de "Kâdî Bozan" adına kayıtlıdır. Hüsameddin aynı olayı Âşık Çelebi'den aktarırken Mihaliç kadısını "Molla Şemseddîn Bezen" diye anar ve onu Şehzade Ahmed'in musahibi Amasyalı Şemseddîn Ahmed Efendi ile bir tutar; beyti ise aktarmaz. Beytin bu sayfada Şemseddîn Ahmed'e verilmesi, iki adın aynı kişiyi gösterdiği varsayımına dayanır. İki adın ilişkisi ve Hüsameddin'in lakabı başka bir yerde babası Bedreddîn Mahmûd Çelebi'ye vermesi Şemseddîn Ahmed Efendi (Molla Bezen) sayfasında tartışılmıştır.
Kaynakça
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 133-134 (İshak Çelebi maddesi) ve 389-390 (Nihâlî maddesi). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 157-159 (Şemseddîn Ahmed Efendi-Molla Bezen maddesi; e-kitap s. 405). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page405.html
Çevrimiçi kaynaklar

