Serbesî, adını yalnızca Merzifon'da derlenmiş bir el yazması şiir defterinden, Metin Hakverdioğlu'nun 2019'da tanıttığı Merzifon Cönkü'nden bildiğimiz bir şairdir. Cönkte ona ait tek bir şiir, aruzla yazılmış bir dîvânî bulunur. Asıl adı, yaşadığı yer ve yüzyılı bilinmemektedir. Hakverdioğlu onu Merzifonlu olması muhtemel Fethî ile birlikte "adı duyulmamış mahallî şairler" arasında anar; bu nitelendirme bir tespitten çok, şairin başka hiçbir kaynakta izine rastlanmamasının ifadesidir. Bu sayfa, Serbesî hakkında bilinenleri ve bilinmeyenleri ayrı ayrı ortaya koymak, cönkte kalan şiirini de kendi sayfasında yayımlamak için açılmıştır.

Hayatı

Serbesî'nin hayatına dair hiçbir bilgi yoktur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nin biyografik ciltlerinde ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde bu mahlasla bir şair bulunamamıştır. "Serbesî" mahlası da alışılmış mahlaslardan değildir; Arapça kökenli "serbes" (başıboş, kayıtsız, hür) kelimesine nispet ekinin getirilmesiyle kurulmuş olmalıdır. Mahlasın anlamı, şairin kendini dünya kaygılarından azade bir derviş ya da kalender gibi gördüğünü düşündürebilir; ancak bu yalnızca adın çağrışımıdır, şairin kişiliği hakkında bir bilgi değildir.

Şairin yaşadığı dönem için tek ipucu cönkün kendisidir. Hakverdioğlu, defterin genel durumuna ve içindeki şairlerin seçimine bakarak cönkün yaklaşık yüz yıllık olduğunu tahmin eder. Cönkte XVI. yüzyıl şairi Bâkî'nin gazelleri de bulunduğuna göre bu tarih, içindeki her şiirin o dönemde yazıldığını göstermez. Yine de cönkün ağırlığı XIX. yüzyılın âşıklarındadır: en çok şiiri aktarılan Tokatlı Nûrî'dir, Erzurumlu Emrah, Dertli, Âşık Ömer gibi adlar da oradadır. Serbesî'nin de bu yüzyılın Merzifon çevresinde söz söylemiş şairlerinden biri olması muhtemeldir; bu bir çıkarımdır.

Merzifon Cönkü ve Amasya ile Bağı

Merzifon Cönkü, uzunlamasına açılan, halk arasında "dana dili" ya da "sığır dili" denen biçimde, 10,5x25 santim boyutlarında bir defterdir. Ta'lik yazıyla, siyah mürekkeple yazılmıştır; 112 sayfadır, ilk sayfası ve sondaki birkaç yaprağı eksiktir. Derleyeni ve istinsah tarihi kayıtlı değildir. Hakverdioğlu defteri bir sahaftan almış ve sahafın ifadesine göre eser Merzifon'dan gelmiştir. Cönkte otuz iki şairden 161 şiir vardır; 98'i aruzla, 63'ü heceyle yazılmıştır. Hakverdioğlu derleyicinin, iki şiirinde Merzifonlu güzel "Gülfadik"i anan Fethî olabileceğini düşünür; cönkün Merzifonlu Eyüb Sabrî'nin şiirlerine ayrı bir bölüm ayırması da derlemenin Sabrî'nin edebî çevresinde yapıldığı kanaatini güçlendirir.

Serbesî'nin Amasya ile bağı bu çerçevede dolaylıdır. Şiirinin Merzifon'da tutulmuş bir cönke girmesi, sözünün Merzifon'daki şiir meclislerinde bilindiğini ve okunduğunu gösterir. Şairin kendisinin Merzifonlu olduğuna dair doğrudan bir kayıt yoktur; Hakverdioğlu'nun "mahallî şair" demesi bu yöne işaret eder ama bir belgeye dayanmaz.

Kaynakların Durumu

Serbesî hakkındaki bütün bilgi Hakverdioğlu'nun makalesindeki iki yerden ibarettir. Birincisi, makalenin cönkteki şairleri ve şiir sayılarını sıraladığı bölümdeki "Serbesî 1 aruz" ibaresidir. İkincisi, cönkte "Tokatlı Nûrî gibi meşhurlardan, Fethî, Serbesî gibi adı duyulmamış mahalli şairlere kadar pek çok şair" bulunduğunu söyleyen cümledir. Makalenin şiirler bölümünde Serbesî'nin dîvânîsinin ilk iki beyti verilir ve şiirin cönkün 48. sayfasında olduğu belirtilir. Hakverdioğlu makalesinin sonunda, cönkteki şairlerin tek tek ele alınmasının ve hakkında hiç çalışma bulunmayanların tespit edilmesinin ayrı bir çalışmaya kaldığını yazar. Bu yüzden Serbesî'nin kimliği bugün açık bir sorudur; okumanın kendisi de el yazmasındaki imlaya dayandığından mahlasın farklı okunması ihtimali tamamen dışlanamaz.

Şiiri

Cönkte Serbesî adına kayıtlı tek şiir bir dîvânîdir. Dîvânî, âşıkların aruzla söyledikleri, çoğunlukla "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbıyla kurulan bir türdür; saz şairlerinin divan şiirine yaklaştığı alanlardan biridir. Şiirin makalede verilen ilk iki beyti, ayrılık acısıyla yanan âşığın sevgiliye "gel yetiş" diye seslenişini Yakup ile Yusuf kıssasına bağlar: âşık Yakup gibi ağlar, Yusuf gibi zindana düşmüştür. Şiirin geri kalanı yalnızca cönkün kendisindedir ve yayımlanmamıştır. Ulaşılabilen beyitler, özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla birlikte "Dîvânî 1: Ey perî bülbül gibi efkâre düşdüm gel yetiş" başlıklı ayrı sayfada, bu kategorinin içinde yer alır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar