Eyüb Sabrî, XIX. yüzyılın ortasında Merzifon'da yaşamış, yirmi dört yaşında ölmesine rağmen arkasında bir divan bırakmış bir şairdir. Hem aruzla gazel, kaside ve kalenderî, hem de hece ölçüsüyle koşma ve semai söylemiş; Merzifon'u dönemin âşıkları için bir uğrak yeri hâline getiren şiir meclislerinin merkezinde yer almıştır. Hakkındaki bilgilerin çoğu Orhan Bilgin'in 1992'de yayımladığı Merzifon'lu İki Şair (Eyüb Sabrî-Hıfzî) adlı kitaba ve ondan yararlanan Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü maddesine dayanır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nde ise onun adına bir madde yoktur. Aynı kitapta yer alan Merzifonlu Hıfzî da bu kategoride ayrıca ele alınmıştır.

Hayatı

Eyüb Sabrî 1259 (1843) yılında Merzifon'da doğdu. Babası Hacı Hâfız Hasan Efendi'dir. Aile Merzifon'da Sâdibeyzâde adıyla bilinen eski ve köklü bir sülaledir; soyu, XV. yüzyılın ünlü mutasavvıfı Şeyh Abdürrahîm-i Rûmî'ye, yani Merzifonlu Rûmî Abdürrahîm'e bağlanır. Çocukluğunda ve gençliğinde Merzifon ve Amasya medreselerinde okudu, dönemin tedris usulüyle Arapça ve Farsçayı iyi derecede öğrendi. Küçük yaşta şiirle uğraşmaya başladığı, yirmi üç yaşındayken şiirlerini bir divan hâline getirdiği bildirilir.

Hayatının en önemli olaylarından biri, Ziya Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı sırasında onunla tanışması ve yakın bir dostluk kurmasıdır. Ziya Paşa 1860'ların ortasında yaklaşık iki yıl Amasya'da kalmış ve 1865'te Canik mutasarrıflığına nakledilmiştir; Sabrî bu sırada yirmili yaşlarının başındaydı. Paşanın şehirdeki faaliyetleri sitedeki Ziya Paşa: Amasya Mutasarrıflığı ve Tanzimat'ın Şairi yazısında anlatılmıştır. Bilgin'e göre bu dostluk şairin edebî kişiliğine derin bir tesir yapmıştır. Etkisinde kaldığı ikinci isim, Tokatlı ünlü halk şairi Nûrî'dir. Sabrî'nin Nûrî'yi sık sık Merzifon'a davet ettiği, onunla sohbet ve müşaere ettiği bilinir.

Şair 1283 (1866) yılında, henüz yirmi dört yaşındayken öldü. Mezarı Merzifon'da Şeyh Abdürrahîm-i Rûmî'nin kabri civarındadır. Genç yaşta ölümüne rağmen bir aile kurduğu anlaşılır: Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün şair ve hukukçu Berin Taşan için yazılmış maddesi, Eyüb Sabrî'yi Taşan'ın üçüncü kuşaktan dedesi olarak anar ve ölüm yılını 1867 olarak verir. Merzifon Cönkü'nü yayımlayan Metin Hakverdioğlu da Sabrî'yi Merzifon'un tanınmış Taşan sülalesinin yetiştirdiği şair olarak tanıtır. Sâdibeyzâde lakabıyla Taşan soyadı aynı ailenin iki ayrı dönemdeki adları olmalıdır; bu bir çıkarımdır.

Amasya ile Bağı

Sabrî'nin Amasya ile bağı doğum yeri Merzifon'dan ve Amasya medreselerindeki öğreniminden gelir. Merzifon o yıllarda Amasya sancağına bağlı bir kazaydı. Ziya Paşa ile dostluğu da onun Amasya mutasarrıfı olduğu yıllara düşer. Hakverdioğlu, Merzifon'un XVIII. ve XIX. yüzyılda yollar üzerinde bir menzil olması nedeniyle şairlerin ve şiir severlerin buluşma yeri hâline geldiğini, Dertli, Erzurumlu Emrah, Tokatlı Nûrî ve Âşık Ömer gibi isimlerin Eyüb Sabrî gibi Merzifonlu şairlerin davetine uyduğunu yazar. Bu açıdan Sabrî, kasabanın edebî hayatında ağırlığı olan bir ev sahibi olarak da görünür.

Şiiri

Şairin bilinen tek eseri Divan'ıdır. Şiirleri ölümünden yaklaşık yirmi yedi yıl sonra, 1309 (1893) yılında Bayramzâde Yusuf Sıdkî Hoca tarafından bir divan hâlinde toplanmıştır. Dört nüshası tespit edilen divanın tenkitli metnini Orhan Bilgin yayımlamıştır. Bu metinde 1 kaside, 10 kıt'a, 1 müstezat, 34 gazel, 2 müseddes, 1 müsebba, 24 müfred, 1 semai, 1 müseddes semai, 11 kalenderî, 28 koşma ve 1 satranç bulunur. Bu dağılım, şairin divan şiiriyle halk şiiri arasında rahatça gidip geldiğini gösterir. Hakverdioğlu'nun aktardığına göre divanda "Ohannes" redifli bir şiir de vardır; bu, Ermeni nüfusunun kalabalık olduğu Merzifon'un gündelik hayatının şiire yansıması olarak okunabilir.

Hakan Yekbaş, Sabrî'nin aruzla yazdığı şiirlerde mazmunları ve söz sanatlarını kolaylıkla kullandığını, ama duygu ve düşünceyi ön planda tuttuğunu, aynı niteliğin hece ölçülü şiirlerinde de görüldüğünü söyler. Şiirlerinde yer yer mahallî unsurlara, atasözlerine ve halk deyimlerine rastlanır. Yekbaş'a göre şair, genç yaşta ölmesine rağmen fikirlerindeki samimiyet ve üslubundaki çekicilikle ayrı bir yer tutar.

Sabrî'nin şiirleri Merzifon'da elden ele de dolaşmıştır. Hakverdioğlu'nun kendi kütüphanesine kazandırdığı ve Merzifon Cönkü adını verdiği el yazması mecmuada Sabrî'ye ayrı bir gazeliyat bölümü ayrılmış, ondan sekiz aruzlu şiir kaydedilmiştir: dört kalenderî, iki gazel ve iki semai. Hakverdioğlu cönkü Sabrî'nin edebî çevresinden bir Merzifonlu şairin, büyük ihtimalle Fethî'nin derlediğini düşünür. Makalede bu şiirlerin yalnız ilk beyitleri yayımlanmıştır; her birinin Bilgin neşrindeki sayfası da gösterilmiştir.

Bu kategoride Sabrî'nin ulaşılabilen bütün metinleri ayrı sayfalarda, özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla verilmiştir. Yekbaş'ın örnek olarak aktardığı "Men ki ser-gerdân-ı aşkım hîç kârım kalmadı" gazeli eksiksizdir. Cönkten gelen sekiz şiirden ise yalnız matla beyitleri elimizdedir: "Yandım o perî peykere hayfâ ele geçmez", "İncitme beni ey güzelim cevriňi az it", "Misliň bulamam ey güzelim dehrde teksin" ve "Yâ Rab bu kuluň fevz ü felâh semtine varmaz" kalenderîleri, "Âh kim sevdim diyü ol mâh-rûy-ı enveri" ve "Her gören ol dilberi tagyîr-i ahvâl eylemiş" gazelleri, "Severseň ger dilâ bir dilber-i derdân-ı devrân sev" ve "Aceb bir ben miyim dûçâr olan efgâna bilmem ki" semaileri. Bu şiirlerin tam metinleri Bilgin'in kitabındadır; kitabın çevrimiçi bir kopyasına ulaşılamamıştır.

Kaynakların Durumu

Sabrî'nin hayatı için başvurulabilen kaynaklar Vehbi Cem Aşkun'un 1937 tarihli Merzifon Şairleri'si ile Bilgin'in 1992 tarihli kitabıdır; ikisine de doğrudan ulaşılamamış, bilgiler Yekbaş'ın maddesinden ve Hakverdioğlu'nun makalesinden alınmıştır. Bu kaynaklar arasında küçük farklar vardır. Yekbaş ölüm yılını 1283 (1866) olarak verirken Berin Taşan maddesi 1867 der; hicrî 1283 yılı Mayıs 1866'dan Mayıs 1867'ye uzandığı için iki tarih aynı yıla işaret ediyor olabilir.

Daha önemli bir güçlük, şairin hocası olarak gösterilen isimdedir. Yekbaş, Sabrî'nin Amasya'da medfun bulunan Şeyh İsmâil Sirâceddîn-i Şirvânî'ye intisap ederek ondan şiir ve edebiyat öğrendiğini ve icazet aldığını yazar. Oysa İsmail Sıracüddin Şirvânî 17 Ramazan 1264'te, yani 1848 yazının sonunda Amasya'da ölmüştür; Sabrî bu tarihte beş yaşındaydı. Bu yüzden kayıt bu biçimiyle kronolojiye uymaz. Şairin, şeyhin Amasya'daki halkasından yetişmiş bir başka Şirvânî hocadan okuduğu ve iki adın sonradan karıştığı düşünülebilir; bu yalnız bir ihtimaldir ve kaynakla doğrulanmamıştır.

Sabrî mahlası Amasya'da yaygındı ve Hüsameddin'in kitabında bu adı taşıyan başka kişiler vardır. 1278 (1861) yılında Amasya'nın Üçler Mahallesi'nde doğan ve 1323'te İnegöl'de rüştiye muallimiyken ölen Eyyûb Sabri Efendi-Pelidzâde, adı benzese de başka bir kişidir ve şair olarak tanıtılmaz. XVIII. yüzyılda yaşayan Sarı Ahmedzâde Sabrî Mehmed Efendi ve Hüsameddin'in yazı hocası hattat Mustafa Sabrî de Merzifonlu şairle karıştırılmamalıdır.

Kronoloji

1259 (1843): Eyüb Sabrî Merzifon'da doğar.

1264 (1848): Hocası olarak anılan Şeyh İsmail Sıracüddin Şirvânî Amasya'da ölür.

1865: Ziya Paşa Amasya mutasarrıflığından Canik'e nakledilir.

1283 (1866): Sabrî yirmi dört yaşında Merzifon'da ölür.

1309 (1893): Bayramzâde Yusuf Sıdkî Hoca şairin şiirlerini divan hâlinde toplar.

1992: Orhan Bilgin divanın tenkitli metnini yayımlar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar