Özgün Metin
Göñül nā-dānı almaz dāneye dānāya mā’ildür
Şeh olmaz cāhile fażl ehline ḳullıġa ḳā’ildür
Elinde ṭolu ebyātıyla dil-berden diler būse
Şikārī keckül ile cerr ider gūyā ki sā’ildür
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül cahili kabul etmez; taneye değil, bilgili olana meyleder. Cahile baş eğip onu efendi saymaz, fazilet sahiplerine kul olmaya razıdır.
2. Şikârî, eli beyitlerle dolu olarak sevgiliden öpücük diler; sanki keşkülünü alıp cerre çıkmış bir dilencidir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
İki beyit Âşık Çelebi'nin tezkiresinde "Eş'âr-ı û", yani onun şiirleri başlığıyla art arda verilir. Her iki beyit de "-â'il" kafiyesi ve "-dür" redifiyle biter, ikinci beyitte şairin mahlası geçer. Bu yüzden ikisinin aynı gazele ait olduğu, birincinin matla, ikincinin makta beyti olduğu anlaşılır; aradaki beyitler tezkireye alınmamıştır. Tezkire neşri vezni göstermez. Mısralar mefâîlün kalıbının dört kez tekrarına uygun düşer, ancak bu tespit bizimdir. Gazelin ne zaman ve kime yazıldığı bilinmiyor. Neşirde ikinci beyitteki kelime "keckül" diye okunmuştur; dervişlerin ve dilencilerin taşıdığı kâse olan keşkülün bir yazımıdır.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlaın ilk mısraı bir cinas üzerine kurulmuştur. "Dâne" tane, yem, "dânâ" ise bilgili kişi demektir; iki kelime arasındaki ses yakınlığı, gönlün kolay elde edilen yeme değil bilgiye yöneldiği fikrini akılda tutulur kılar. Av ve kuş mecazına da bir gönderme sezilir: tuzağa düşürülecek kuş taneye gelir, şairin gönlü ise taneye kanmaz. Bu, "av" anlamındaki Şikârî mahlasıyla da uyumludur. İkinci mısrada "şeh" ile "kul" karşıtlığı kurulur: gönül cahili padişah tanımaz, fazilet ehline ise kul olmayı kabul eder. "Nâ-dân" ile "dânâ", "cahil" ile "fazl ehli" arasındaki karşıtlıklar beyti öğüt veren bir hikmet sözüne yaklaştırır.
Makta beyti aynı ciddiyeti nükteyle dengeler. Şair sevgiliden bir öpücük ister ve elinde sunabileceği tek şey vardır: beyitleri. Bu hâli, keşkülünü uzatıp cerre çıkan birine benzetir. Cer, medrese talebelerinin ve dervişlerin bağış toplamak için yaptıkları gezilerin adıdır; "sâ'il" de dilenen, isteyen kişidir. Böylece şiir, karşılığında bir lütuf beklenen bir sunu olarak görünür. Beyitte teşbih açıktır ("gûyâ ki sâ'ildür"); "beyit" ile "keşkül" arasında da ince bir bağ vardır, çünkü keşkül içine konulan sadakayı, şairin elindeki beyitler ise karşılığında istenen öpücüğü çağrıştırır.
Tarihî Bağlam
Beyitlerin taşıdığı ikinci bir anlam, şairin hayatı bilinince belirginleşir. Âşık Çelebi, Hazînedârzâde Mustafa Çelebi'nin Şehzade Mustafa'nın sırdaşı olduğunu, şehzadenin ölümünden sonra bir zeamete tasarruf ettiğini ve büyüklerin ilgisini yeniden beklediğini yazar. Fazilet ehline kul olmayı kabul eden gönül ile eli beyitlerle dolu olarak lütuf bekleyen şair, bir efendiye intisap ederek yaşayan saray adamının dünyasına uygun düşer. Bu okuma bir yorumdur; tezkireci beyitlerin hangi vesileyle yazıldığını söylemez. Şairin kimliği ve aynı mahlaslı öteki şairlerle karışması, bu kategorideki biyografi yazısında ayrıca ele alınmıştır.
Kaynakça
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 600 ("Şikârî-i Sânî" maddesi, 6635. dipnot). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Sara Nur Yıldız, "Şikârî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 162-163. https://islamansiklopedisi.org.tr/sikari
Çevrimiçi kaynaklar


