Özgün Metin

Vezin: Fâʿilâtün feʿilâtün feʿilün (fa'lün); kaynak vezni göstermez, tespit bize aittir.

Sanma boş mîr-livâ Heftâdî
Maşrık u mağribe yetmiş adı
Ana Yüzoğlu deyüb geçme sakın
Işret ü şöhrete vermiş dâdı
Öyle bir dîv-i mânend ki ol
Bir sinekten koparır feryâdı

Günümüz Türkçesiyle

1. Sancakbeyi Heftâdî'yi boş, sıradan biri sanma; adı doğuya da batıya da ulaşmıştır. (Heftâdî Farsçada "yetmişli" demektir; mısra "adı doğuda da batıda da yetmiştir" diye de okunur.)

2. Ona "Yüzoğlu" deyip sakın geçme; içki meclisinin de şöhretin de hakkını vermiştir.

3. Öyle bir dev gibidir ki bir sinekten feryadı koparır. (Mısra iki yönlü okunur: bir sinek yüzünden kıyameti koparır ya da o koca gövdesiyle bir sinekten çığlık atar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Sayılarla Kurulan Övgü

Kıtanın ilk iki beyti bir sayı bilmecesi gibi işler. Beyin adı Hüsameddin'de "Hüftâdî", şiirde "Heftâdî" yazılır; kelimenin kökü Farsça "heftâd", yani yetmiştir. Türkçe "yetmiş" ise hem bu sayıyı hem de "yetişmiş, ulaşmış" anlamını taşır. Böylece birinci beytin ikinci mısraı, adının doğuya ve batıya ulaştığını söylerken aynı anda "adı yetmiş" diye beyin adını Türkçeye çevirir. İkinci beyit sayıyı yüze çıkarır: halk beye "Yüzoğlu" demektedir ve şair, yetmişin yüzle karşılaştırıldığı bu lakabı hafife almamayı öğütler. Hüsameddin bir dipnotta "yüz" kelimesinin eski Türkçede ormanda büyümüş, yabani, herkese saldıran ve herkesten kaçan yaratık anlamına geldiğini yazar; lakabın kökünü ise Gürcüler arasındaki bir künyede arar. Lakap, şair için sayıyla birlikte beyin yabaniliğine de dokunan ikinci bir oyundur.

Birinci beyit kendi içinde kafiyelenir (Heftâdî / adı); sonraki çift mısralar da aynı "-âdı" sesiyle biter. Hüsameddin parçaya "beyitler" der, tür adı vermez. Matla gibi kafiyelenen bir ilk beyit kıtadan çok gazeli hatırlatır; bu yüzden elimizdeki üç beytin daha uzun bir şiirin başı olması da mümkündür. Vezin açısından "Maşrık u" ve "Işret ü" bağlaçları uzun okunur, "adı" da kafiyenin istediği gibi eski imladaki "âdı" söylenişiyle düşünülürse bütün mısralar remel bahrinin bu kalıbına oturur.

Övgüden Alaya

Son beyit kıtayı tersine çevirir. "Dîv-i mânend", dev benzeri demektir ve Hüsameddin'in beyi anlatırken kullandığı "pederi gibi dîv kıyâfet, pehlivân sîret" sözleriyle örtüşür. Beyitteki asıl iğne ikinci mısradadır: bu dev cüsseli adam bir sinekten feryat koparır. Deyim bugün de "küçücük bir şey için kıyamet koparmak" anlamında kullanılır; o zaman beyit, beyin ufak işlerde gösterdiği öfkeyi ve zorbalığı alaya alır. Mısra, koca bir devin sinekten korkup bağırması diye de okunabilir; o zaman alay beyin cesaretine yönelir. Kaynak hangisinin kastedildiğini göstermez, iki okuyuş da kıtanın genel tavrına uyar. İkinci beyitteki "ışret ü şöhret" sözü de çift yüzlüdür: içki meclislerinin hakkını vermek bir yandan cömertlik övgüsü, bir yandan Hüsameddin'in "şarap ve şehvetten başka bir nesne bilmezdi" dediği adama yapılmış bir göndermedir.

Hüftâdî Bey ve Amasya

Hüftâdî Ahmed Bey, Gürcistan'daki Kartli hâkimi Yuset Han'ın oğlu Mağra ve Mehmed Paşa'nın oğluydu ve babasıyla birlikte Müslüman olmuştu. 1038 yılının rebiülahirinde (Kasım-Aralık 1628) Amasya sancakbeyi olarak geldi. Hüsameddin'e göre ne dilden anlardı ne dinden; maiyetindeki Gürcüler vergi toplarken "Hüftâdî hediyesi" adıyla halktan zorla para alıyor, girdikleri evlerde her kötülüğü yapıyorlardı. Aynı yıl ayaklanan halk onu öldürdü. Hüsameddin şairle bu bey arasındaki ilişkiyi Turâbî'nin maddesinde tek bir ifadeyle özetler: "hicv ü senâ ederek", yerip överek onun bile gönlünü kazanmıştır. Kıta bu sözün en iyi örneğidir: anlamayan bir beyin kulağına övgü, Türkçe bilen meclisin kulağına alay olarak gelir. Bu okuma Hüsameddin'in bilgilerinden çıkarılmıştır; şiirin beyin huzurunda okunup okunmadığı bilinmiyor. Hüsameddin kıtayı Abdî Efendi'nin bugün kayıp tezkiresinde gördüğünü yazar. Şairin hayatı için Turâbî Mustafa Efendi, beyin Amasya'daki günleri için Hüftâdî Ahmed Bey sayfasına bakılabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar