İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · ÜÇÜNCÜ DEVRE-İ TÂRİHİYYE

Hüftâdî Ahmed Bey

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cilt, s. 555–557 • Hazırlayan: Doç. Dr. Hicabi GÜLGEN

Özgün Metin

Gürcistan’da Kartelli’dir. Osmanlı Türk Devleti’ne büyük hizmetler gören [56] Kartel hâkimi Yuset Hân oğlu Mağra ve Mehmed Paşa’nın oğludur. Pederi ile beraber kabûl-i İslâm etmişdi. 1038 senesi rebîülâhirinde Amasya beyi olup geldi.

Hüftâdî Ahmed Bey, Amasya’da “Yüz Oğlu” demekle meşhûr olmuşdu. Yüz Oğlu, galiba Gürcüler arasında “Yuset Oğlu” denilen künyeden kinâye olacaktır. Her halde manâlı bir künyedir.⁶³⁴

Bu zamanın şuarâsından Amasyalı meşhûr Mustafa Türâbî Efendi, Hüftâdî Beye tarif etmiş olduğundan (Tezkire-i Abdî Efendi) de görülen beyitleri buraya nakledildi.

Beyit

Sanma boş mîr-livâ Heftâdî
Maşrık u mağribe yetmiş adı
Ana Yüzoğlu deyüb geçme sakın
Işret ü şöhrete vermiş dâdı
Öyle bir dîv-i mânend ki ol
Bir sinekten koparır feryâdı

Bundan akdem Amasya Müftüsü el-Hâc Hızır Efendi devriyye mollası olduğundan Kuloğlu Ferrûh Efendi, üçüncü defa Amasya müftüsü ve ders-i âm -ı meşhûr Amasyalı Şeyh Ya’kûb Efendizâde Mustafa Efendi de Sultân Bâyezîd müderrisi oldu.

Hüftâdî Bey’in Amasya’ya geldiği esnada nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı [57] es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi, alaybeyi Doğan Bey, kethüdâyeri Kul Oğlu Mehmed Ağa, yeniçeri serdârı Hüseyin Ağa, muhassıl-ı emvâl Bâkî Paşazâde Müteferrika Rıdvan Bey, şehir kethüdâsı Ali Bâlî Çelebi idi.

Hüftâdî Bey, akrabasından Hüsrev Bey’le beraber yeni Müslüman olmuş, dinden ve dilden anlamaz, şarap ve şehvetten başka bir nesne bilmezdi. Pederi gibi div kıyâfet, pehlivân sîret bir adamdı. Hüsrev Beye “Keyhüsrev” denir, bu şekil ve sîrette idi. Başında Gürcü haşerâtı çoktu. Kethüdâyeri Kuloğlu Mehmed Ağa, mirlivânın dil bilmediğinden dolayı a‘yânın müdâhalesiyle mütesellim olup Hüftâdî Bey’e idâre-i livâ husûsâtında vekâlet ediyor, uygunsuzluğa meydan vermemeğe çalışıyordu.

Bundan akdem Hoca Ahmed Paşa’nın Amasya’ya getirip dâiresinde terbiye etdiği Gürcü Ali Bey, Türk ve Gürcü dillerini güzel bilir bir genç idi. Gürcü Ali Bey, Hüftâdî Beye ve maiyetinde Gürcülerin tercümânı ve lisan muallimi olup hükûmet ve halk işlerinde bunlara yardım ederdi.

Fakat Muhassıl Rıdvan Bey’in maiyetine verilen Gürcüler, pek densiz ve zâlim adamlardı. Tahsil edilen verginin bir mislini de tayyârât ve “Hüftâdî hediyesi” namıyla cebren tahsîl ediyorlar, tahsîlât bahânesiyle girdikleri hânelerde fırsat buldukça her fenâlığı yapıyorlardı.

Halkın feryâdını dinleyen mütesellim ve muhassıl, bu fenâlığın önüne geçemiyorlardı. [58] Bu esnada Sivas Beylerbeyi Halil Paşa Diyârbekir’e tahvîl-i me’mûriyet etdiğinden sadrâzamın hemşehrilerinden Bosnalı Ali Paşa, Sivas vâlisi olup geldi.

Şa’bân evâilinde kethüdâyeri ve mütesellim olan Kuloğlu Mehmed Ağa, Irak’a me’mûr olduğundan Zülfikâr Paşazâde Şa’bân Ağa⁶³⁵ kethüdâyeri ve mütesellim vekîli olup Gürcüleri ulu orta hareketlerinden men‘ u terbiye etmeye kalkışdı. Fakat Mirlivâ Hüftâdî Bey’in hamiyet-i cahiliyesine karşı sabır ve sükûta mecbûr oldu.

Ramazân evâilinde Anadolu Sadâreti’nden ma‘zûl olan Amasyalı Hasan Efendi Rumeli kazaskeri oldu. Gürcülerin harekâtından bîzâr olan halkın şikâyetlerine Vâlî Ali Paşa aldırış etmediğinden Gürcüler işi azıtmışlar, sokaklarda yalnız buldukları gençleri kapıp Hüftâdî Bey’e takdîm etmeye başlamışlardı.

Hüftâdî Bey, a‘yânın hayırhâhâne ihtârâtını dinlemiyor, Gürcülere çok yüz veriyordu. Bu yüzden halk ve hâssaten yeniçeriler için için kaynıyordu. Ramazânın on üçüncü günü Gürcülerin yine bir genci kapması yüzünden halk ateş gibi birden parlayıp kanlı bir arbede çıktı.

Mehmed Paşa İmâreti’nin arkasında bulunan Hüftâdî Bey’in konağını saran halk ile Gürcüler arasında korkunç bir muhârebe başladı. Genç [59] kurtarıldı. Fakat Hüftâdî ve amcası Keyhüsrev beylerle hayli Gürcüler kılıçtan geçirildi. Mirlivâ konağı yağma edildi. Halktan da beş on kimse can verdi. Bu konak, Amasya mutasarrıflarına mahsus olduğu sicilde muharrerdir.

Fakat halk da işi azıtmış, Hüftâdî Bey’e laf anlatamayan ve aradıkları zaman bulunamayan a‘yânın konaklarına saldırmışlardı. Bu esnada eşkıyâ tâkibinde bulunan Alaybeyi Doğan Bey, vâkıadan haberdâr olup yetişdi. Evkâf-ı Sultâniye Mütevellisi Hasan Bey’le birleşip halkı teskîn ederek a‘yânı büyük bir felâketten kurtardı.

Mütesellim vekîli Şa’bân Ağa ve Muhassıl Rıdvan Bey ve sâir zevât ihtifâ etdiği yerlerden meydana çıkıp vâkıayı etrafıyla Vâlî Ali Paşa’ya arz etdiler. Ali Paşa, ramazânın on sekizinde Amasya’ya gelip tahkîkâta başladı. Hayli adamları hapsetdi. Hayli de serzenişler işitdi. Bir taraftan da Bâb-ı Âlî’ye vak’ayı yazdı.

Şevvâl evâsıtında gelen emr-i âlîde Amasya sancağı, Canik sancağı Beyi ve Muhassıl Hasan Bey’e ve Canik sancağı da Amasya Alaybeyi Doğan Bey’e tevcîh edildiği ve Dîvân-ı Hümâyûn’da muhâkemeleri icrâ edilmek üzere Amasya a‘yânının İstanbul’a i‘zâmı bildirildi.

Dipnotlar

  • 634 Çünkü yüz, kûz vezninde Türk Dili’nde ormanda büyümüş, vahşî, yabânî, cür’etkâr, herkese saldırır, herkesten kaçar mahlûka denir.
  • 635 Bu Şa’bân Ağa, Sipâhiyân Defteri’nde “Şa’bân Mehmed Zülfikâr Amasiyye” diye yazılıdır.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Gürcistan'da Kartelli'dir. Osmanlı Türk Devleti'ne büyük hizmetlerde bulunmuş olan Kartel hâkimi Yuset Han oğlu Mağra ile Mehmed Paşa'nın oğludur. Babasıyla birlikte Müslüman olmuştu. 1038 [1628-29] yılı rebîülâhir ayında Amasya beyi olarak geldi.

Hüftâdî Ahmed Bey, Amasya'da "Yüz Oğlu" diye ünlenmişti. Yüz Oğlu, galiba Gürcüler arasında "Yuset Oğlu" denilen lakaptan türemedir. Her hâlükârda anlamlı bir lakaptır.

Bu dönemin şairlerinden Amasyalı ünlü Mustafa Türâbî Efendi, Hüftâdî Bey'i anlattığı için (Tezkire-i Abdî Efendi'de de görülen) beyitler buraya aktarıldı.

Beyitler

Hüftâdî'yi boş bir sancak beyi sanma
Adı doğuya da batıya da ulaşmış
Ona "Yüzoğlu" deyip sakın geçme
Eğlenceye ve şöhrete hakkını vermiş
Öyle bir dev gibi ki o
Bir sinekten bile feryat koparır

Bundan önce Amasya Müftüsü el-Hâc Hızır Efendi devriye mollası olduğundan Kuloğlu Ferrûh Efendi üçüncü kez Amasya müftüsü oldu; herkese açık ders (ders-i âm) vermesiyle ünlü Amasyalı Şeyh Ya'kûb Efendizâde Mustafa Efendi de Sultan Bâyezîd Medresesi müderrisi oldu.

Hüftâdî Bey'in Amasya'ya geldiği sırada nakîbü'l-eşrâf kaymakamı (vekili) es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi, alaybeyi Doğan Bey, kethüdâyeri Kul Oğlu Mehmed Ağa, yeniçeri serdârı Hüseyin Ağa, mal tahsildarı (muhassıl-ı emvâl) Bâkî Paşazâde Müteferrika Rıdvan Bey, şehir kethüdâsı Ali Bâlî Çelebi idi.

Hüftâdî Bey, akrabasından Hüsrev Bey'le birlikte yeni Müslüman olmuştu. Dinden ve dilden anlamaz, şaraptan ve şehvetten başka bir şey bilmezdi. Babası gibi dev kılıklı, pehlivan yaradılışlı bir adamdı. Hüsrev Bey'e "Keyhüsrev" denirdi; o da bu biçim ve yaradılıştaydı. Başında Gürcü takımı çoktu. Kethüdâyeri Kuloğlu Mehmed Ağa, mirlivânın dil bilmemesi yüzünden ileri gelenlerin araya girmesiyle mütesellim olmuş, sancağın yönetimi işlerinde Hüftâdî Bey adına vekâlet ediyor, uygunsuzluğa meydan vermemeye çalışıyordu.

Bundan önce Hoca Ahmed Paşa'nın Amasya'ya getirip konağında yetiştirdiği Gürcü Ali Bey, Türkçeyi de Gürcücüyü de güzel bilen bir gençti. Gürcü Ali Bey, Hüftâdî Bey'in ve yanındaki Gürcülerin tercümanı ve dil öğretmeni olup yönetim ve halk işlerinde bunlara yardım ederdi.

Ne var ki Muhassıl Rıdvan Bey'in yanına verilen Gürcüler çok densiz ve zalim adamlardı. Toplanan verginin bir katını daha "tayyârât" (düzensiz ek ödemeler) ve "Hüftâdî hediyesi" adıyla zorla topluyorlar, vergi toplama bahanesiyle girdikleri evlerde fırsat buldukça her kötülüğü yapıyorlardı.

Halkın feryadını dinleyen mütesellim ve muhassıl bu kötülüğün önüne geçemiyorlardı. Bu sırada Sivas Beylerbeyi Halil Paşa Diyarbekir'e görevli olarak nakledildiğinden sadrazamın hemşehrilerinden Bosnalı Ali Paşa Sivas valisi olarak geldi.

Şa'bân ayının başında kethüdâyeri ve mütesellim Kuloğlu Mehmed Ağa Irak'a görevlendirildiğinden Zülfikâr Paşazâde Şa'bân Ağa kethüdâyeri ve mütesellim vekili olup Gürcüleri ortalıktaki rastgele hareketlerinden alıkoymaya ve terbiye etmeye kalkıştı. Fakat Mirlivâ Hüftâdî Bey'in cahiliye taassubu (kabilecilik tutkusu) karşısında sabırla susmak zorunda kaldı.

Ramazan başında Anadolu Sadareti'nden azledilen Amasyalı Hasan Efendi Rumeli kazaskeri oldu. Gürcülerin hareketlerinden bıkan halkın şikâyetlerine Vali Ali Paşa aldırmadığından Gürcüler işi azıtmış, sokaklarda yalnız buldukları gençleri kapıp Hüftâdî Bey'e sunmaya başlamışlardı.

Hüftâdî Bey, ileri gelenlerin iyilik amacıyla yaptıkları uyarıları dinlemiyor, Gürcülere çok yüz veriyordu. Bu yüzden halk, özellikle de yeniçeriler için için kaynıyordu. Ramazan'ın on üçüncü günü Gürcülerin yine bir genci kapması yüzünden halk ateş gibi birden parladı ve kanlı bir kavga çıktı.

Mehmed Paşa İmareti'nin arkasında bulunan Hüftâdî Bey'in konağını kuşatan halk ile Gürcüler arasında korkunç bir savaş başladı. Genç kurtarıldı. Fakat Hüftâdî ve amcası Keyhüsrev beylerle birlikte hayli Gürcü kılıçtan geçirildi. Mirlivâ konağı yağma edildi. Halktan da beş on kişi can verdi. Bu konağın Amasya mutasarrıflarına (sancak yöneticilerine) ait olduğu sicilde yazılıdır.

Fakat halk da işi azıtmış, Hüftâdî Bey'e laf anlatamayan ve aradıkları zaman bulunamayan ileri gelenlerin konaklarına saldırmıştı. Bu sırada eşkıya takibinde bulunan Alaybeyi Doğan Bey olaydan haberdar olup yetişti. Padişah Vakıfları Mütevellisi Hasan Bey'le birleşip halkı yatıştırarak ileri gelenleri büyük bir felaketten kurtardı.

Mütesellim vekili Şa'bân Ağa, Muhassıl Rıdvan Bey ve diğer kişiler saklandıkları yerlerden çıkıp olayı ayrıntılarıyla Vali Ali Paşa'ya bildirdiler. Ali Paşa, ramazanın on sekizinde Amasya'ya gelip soruşturmaya başladı. Hayli adam hapsetti. Hayli de sitem işitti. Bir yandan da olayı Bâb-ı Âlî'ye yazdı.

Şevvâl ayının ortalarında gelen padişah emriyle, Amasya sancağının Canik sancağı Beyi ve Muhassıl Hasan Bey'e, Canik sancağının da Amasya Alaybeyi Doğan Bey'e verildiği ve Divân-ı Hümâyun'da yargılanmaları için Amasya ileri gelenlerinin İstanbul'a gönderilmesi gerektiği bildirildi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mirlivâ: sancak beyi
  • alaybeyi: sancaktaki sipahi birliklerinin komutanı
  • mütesellim: sancak beyinin yerine yönetimi yürüten vekil
  • muhassıl-ı emvâl: vergi ve gelir toplamakla görevli memur
  • kethüdâyeri: sancak yönetiminde sancak beyinin kâhyası konumunda görevli
  • nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı: Peygamber soyundan gelenlerin (seyyid ve şeriflerin) başkanının vekili
  • yeniçeri serdârı: şehirdeki yeniçeri bölüğünün başı
  • şehir kethüdâsı: şehrin ileri gelenlerinin temsilcisi, kâhyası
  • a'yân: şehrin ileri gelenleri
  • kazasker: ordu kadısı, en yüksek yargı görevlilerinden
  • mutasarrıf: sancağı yöneten görevli
  • tayyârât: düzensiz, olağan dışı ek ödemeler
  • hamiyet-i cahiliye: kabile ve soy taassubu

Hüftâdî Ahmed Bey ve Gürcü Çevresi

Bu madde Amasya sancağının 1628-29 yıllarındaki en gürültülü olaylarından birini anlatır. Başka kaynaklarda olayın ayrıntısını veren bir anlatıma rastlanmadı. Bu nedenle aşağıdaki açıklamalar Hüsâmeddin'in kendi eserinin başka bir yerine ve çağın genel durumuna dayanır.

Hüsâmeddin, Amasya Tarihi'nin 9-12. ciltlerinde yer alan "Hüsrev" adlı kişilerin hayatlarının anlatıldığı bölümde "Deli Gürcü" lakaplı bir Hüsrev Bey'i de anar. Oradaki kayda göre bu kişi Gürcü beylerinin soyundandır, amcası ve amcasının oğulları Müslüman olunca Hüsrev Bey adını almıştır. Amcasının oğlu Hüftâdî Ahmed Bey Amasya sancak beyi olunca onunla birlikte gelmiş, işlerin yürütülmesinde ona danışman olmuş ve vergi tahsili işlerine girişmiştir. Halkı fazlasıyla sıkıştırdığı için herkesin nefretini kazanmış ve "Deli Gürcü" lakabı takılmıştır. 1038'de halkın ayaklanmasına yol açan hareketleri yüzünden Hüftâdî Bey'le birlikte öldürülmüştür. Burada aynı kişilerin akrabalık derecesi bu maddedekinden biraz farklı verilir: bu maddede Keyhüsrev, Hüftâdî Bey'in amcası olarak geçerken öteki kayıtta Hüftâdî Bey, Hüsrev Bey'in amcasının oğludur. Bu fark, iki ayrı kaydın aynı kişileri farklı yönden tarif etmesinden de kaynaklanabilir; belge görmeden kesin bir şey söylenemez.

Metinde Hüsâmeddin'in bir dipnotla yaptığı açıklama dikkat çekicidir. "Yüz" sözünün eski Türkçede ormanda büyümüş, yabani, cüretkâr, herkese saldıran ya da herkesten kaçan bir yaratığı anlattığını yazarak lakabın anlamlı olduğunu savunur. Bu, yazarın kendi yorumudur ve başka bir kaynakla doğrulanmamıştır.

Olayın Zamanı ve Bağlamı

Olay, Hüsrev Paşa'nın sadrazamlığı sırasında geçer. Hüsrev Paşa, bir ansiklopedi maddesine göre Bosnalıdır; Hüsâmeddin'in "sadrazamın hemşehrilerinden Bosnalı Ali Paşa" sözü bu bilgiyle uyuşur. Aynı madde, Hüsrev Paşa'nın 1629 Temmuz'unda doğuya yeni bir sefer için ordusuyla Üsküdar'a geçtiğini yazar. Hüsâmeddin'in anlattığı olayların ramazan ayı (1629 baharı) ile bu seferin hazırlığı aynı döneme rastlar. Amasya'dan İstanbul'a götürülen ileri gelenlerin, sadrazamın Üsküdar'dan hareketinden hemen önce bağışlanması (bir sonraki maddede anlatılır) bu sıralamayla da tutarlıdır.

Maddede Amasya'nın yönetim kadrosu ayrıntılı sayılır: nakîb vekili, alaybeyi, kethüdâyeri, yeniçeri serdârı, muhassıl ve şehir kethüdâsı. Böyle adların sayılması, yazarın metne kaynak olarak Amasya şer'iyye sicillerini ve defterlerini kullandığını gösterir; dipnotlarda da sicil ve defter atıfları bulunur. Hüftâdî Bey'in konağının Mehmed Paşa İmareti'nin arkasında olması ve bu konağın sancak beylerine ayrılmış olduğunun sicilde yazılı bulunması, yazarın dikkat çekmek istediği ayrıntılardandır. Mahalle ve yapı bugün bu adla anılıp anılmadığı konusunda elimizdeki kaynaklarda bilgi yoktur.

Bu madde bir yönetici atamasının kısa sürede nasıl bir şehir ayaklanmasına dönüştüğünü gösterir: yeni Müslüman olmuş, dil bilmeyen bir sancak beyi, yanında getirdiği kalabalık bir maiyet, tahsilat yoluyla halka yüklenen ek yük ve vali ile ileri gelenlerin çaresizliği. Hüsâmeddin olayı bir yönetim zaafı olarak anlatır; halkın öfkesini anlatırken, ileri gelenlerin konaklarına saldıran kalabalığın da işi azıttığını belirtir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

4. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.