Amasya'nın baş âyanlığından Bozcaada sürgününe uzanan bir hayat, XIX. yüzyılın ilk yarısında Yeğenzâde Hacı İbrâhim Âsım Bey'in payına düştü: sancağı iki kez mütesellim sıfatıyla yönetti ve "Âsım" mahlasıyla şiir de yazdı. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu Amasya Tarihi'nde, kendi devrinin bütün ileri gelenlerinin üstünde tutar ve "Amasya'nın aynü'l-a'yânı", yani âyanının gözbebeği diye anar. Şairliği hakkındaki bilgi ise tek bir kaynağa, onu bizzat tanıyan tezkireci Fatîn Dâvud'a dayanır. Fatîn ondan beş beyitlik bir gazel kaydetmiş, şiirini de orta hâlli bulmuştur. Olaylara dair araştırma notları, Hüsameddin'in maddesiyle birlikte İbrâhim Âsım Bey-Yeğenzâde yazısında toplanmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Madde, adı İbrâhim olan Amasyalılar arasında verilir. Hüsameddin aynı kişiyi mahlasa göre sıraladığı bölümde "Âsım İbrâhim Bey" diye bir kez daha anar ve okuru bu maddeye gönderir. Biyografinin başı ve sonu şöyledir:

Amasya a'yânından es-Seyyid el-Hâc Ahmed İzzet Bey bin Ömer Paşa bin el-Hâc İbrâhim Bey bin Yeğen el-Hâc Ali Bey bin el-Hâc Ahmed Bey bin Küçük Ali Bey'in mahdûmudur. Amasya'da tevellüd ve neş'et, ulemâdan tahsîl-i ilm ü ma'rifet etdi. Ba'dehû Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'ye intisâb edib mektubî-i sadâret kalemine girmişdi. 1222'de efendisinin şehâdeti üzerine ihtifâ ve kalemi terk ederek Amasya'ya geldi. [...] Mîr-i müşârün-ileyh el-Hâc İbrâhim Asım Bey, âkil, müdebbir, gâyet nâfizü'l-kelim, şâir, edîb, vakûr, kerîm ü't-tab', servet ü yesâre mâlik, natûk, kâtib bir zât idi. Debdebe ve dârâtı düzgün, Eski Kethüdâ Mahallesi'ndeki konağı pek muhteşem, vezîrâne yaşar, emîrâne söyler, ulemâ ve fukarâyı severdi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasya âyanından Seyyid Hacı Ahmed İzzet Bey'in oğludur; soyu Ömer Paşa, Hacı İbrâhim Bey, Yeğen Hacı Ali Bey ve Hacı Ahmed Bey üzerinden Küçük Ali Bey'e çıkar. Amasya'da doğup büyüdü, âlimlerden ilim öğrendi. Sonra Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'ye bağlanarak sadaret mektupçuluğu kalemine girdi. 1222'de (1807) efendisi öldürülünce saklandı, kalemi bırakıp Amasya'ya döndü. Hacı İbrâhim Âsım Bey akıllı, tedbirli, sözü çok geçer, şair, edip, ağırbaşlı, eli açık, servet sahibi, iyi konuşan ve iyi yazan bir zattı. Gösterişi yerindeydi; Eski Kethüda Mahallesi'ndeki konağı çok görkemliydi. Vezir gibi yaşar, bey gibi konuşur, âlimleri ve yoksulları severdi.

Hayatı

İstanbul'daki kalem hayatı 1807'de, III. Selim'in devlet adamlarını hedef alan ayaklanmada hamisinin öldürülmesiyle bitti. Amasya'ya dönen Âsım Bey 1234'te (1818-19) babasının yerine Hâtuniye vakıflarının mütevellisi oldu. Benderlizâde Seyyid Hacı İbrâhim Paşa'nın damadı olması işini kolaylaştırdı: 1236'da (1820-21) dergâh-ı âlî kapıcıbaşılığı ve baş âyanlıkla sancağın yönetimini eline aldı. Bundan sonraki yirmi yıl, şehirdeki gücü ile merkezin kuşkusu arasında gidip gelen bir hayattır. 1239'daki Yeniçeri-Talebe olayında Sivas'a gönderildi, birkaç ay sonra affedilince hacca gitti. 1241 Zilkadesinde (Haziran 1826) yeniçerilerin Amasya'dan temizlenmesinde gösterdiği hizmetle mîrâhûr-ı evvel payesi aldı, 1242'de yeniden baş âyan, 1244'te (1828-29) Amasya mütesellimi oldu.

Mütesellimliği halkın şikâyetleri yüzünden iki yıl sürdü ve 1246 Rebiülevvelinde (Ağustos 1830) azledildi. 1248 Şevvalinde ikinci kez aynı göreve getirildiyse de yine şikâyet üzerine birkaç hafta sonra Bozcaada'ya sürüldü. Kurtuluşu eski bir dostluktan geldi: 1248 Ramazanında sadrazam olan Mehmed Raûf Paşa, gençliğinde aynı kalemde çalıştığı bu arkadaşını 1249 Muharreminde affettirdi. Âsım Bey bir süre İstanbul'da kaldı, 1253'te Amasya'da mütesellim vekili oldu, 1254'te "Birinci Doktor Vak'ası" denen olay yüzünden Samsun'a gönderildi. 1255'te affedildi ve Bâbıâli'de kurulan devlet şûrasına taşradan çağrılan âyan arasında üye olarak İstanbul'a davet edildi. Hüsameddin'e göre İstanbul'a vardıktan sonra, 1255 Ramazanında (Kasım 1839) bir iftarın ardından ansızın öldü.

Ölüm tarihi Hüsameddin'in zamanında da tartışmalıydı. Amasya eşrafından Saraczâde Yaşar Mehmed Efendi, Âsım Bey'in 1269'da Amasya'da öldüğünü, cenazesini kendi gözüyle gördüğünü söylerdi. Hüsameddin bu sözü "yalanı yok, yanlışı vardır" diye karşılar: 1269'da ölen, meclis-i idare üyesi Yeğenzâde Seyyid Halîl Bey'dir. Kendisi Fatîn'in tezkiresindeki tarihi ve onu doğrulayan Cihât Defterleri'ni esas alır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ise yine Fatîn'e dayanarak ölümü 1254 (1838-39) yılına koyar ve Amasya'da gömülü olduğunu yazar. İki bilgiyi bağdaştıracak bir kayıt bulunamadı; tezkirenin neşri doğrudan görülmeden hangisinin doğru olduğu söylenemez.

Amasya ile Bağı

Âsım Bey Amasya'da doğmuş, Amasya'da yetişmiş ve hayatının büyük kısmını şehrin yönetiminde geçirmiştir. Altı kuşak geriye giden Yeğenzâde soyu, Hüsameddin'in kitabında ayrı ayrı maddelerle izlenebilen bir âyan ailesidir. Babası Ahmed Bey de Bâbıâli'de çalışmış, Hâtuniye vakfının mütevelliliğini oğluna o bırakmıştır; babanın kendi maddesi ölümünü 1232'ye koyduğu için oğlunun mütevelliliğe başladığı 1234 yılıyla arada küçük bir fark vardır. Hüsameddin, Hacı Yûsuf Ağazâde Seyyid Hacı Ali Ağa, Fazlızâde Seyyid Hacı Mehmed Emîn Efendi, Ak Hasanzâde Hâfız Hasan Ağa ve Köprülü Hacı Mehmed Es'ad Ağa gibi devrin tanınmış âyanını sayar ve Âsım Bey'i hepsinin üstüne koyar. Eski Kethüda Mahallesi'ndeki "pek muhteşem" konağın bugün ayakta olup olmadığı bilinmiyor.

Şiiri

Âsım Bey'e ait bir divan ya da başka bir eser hiçbir kaynakta anılmaz. Şairliğini bildiren tek kaynak, son klasik tezkirelerden biri olan Fatîn Dâvud'un Hâtimetü'l-eş'âr'ıdır. Hüsameddin, Fatîn'in onu "görüp" tercemesini yazdığını özellikle belirtir; bu, Âsım Bey'in tezkireciyle yüz yüze tanıştığını gösterir. Fatîn şiirini vasat bulur. Tezkirenin Ömer Çiftçi neşrindeki beş beyitlik gazel, Yunus Kaplan'ın sözlük maddesinde tam olarak aktarılmıştır. Hüsameddin ise yalnız ilk iki beyti alır ve ikinci beytin ilk mısraını farklı okur.

Gazel, güzelin yüzünü bir gül bahçesine benzeterek açılır, sakiye Cem'in meclisini hatırlatır, sevgilinin zülfünün kokusu karşısında Hoten miskini değersiz sayar ve mahlas beytinde şairi aşk yolunda kapı kapı dolaşan bir Mecnun olarak gösterir. Gazelin metni ve açıklaması "Gülşen-i hüsnünde açmış lâle sünbül yâsemen" başlıklı yazıdadır; Âsım Bey'in başka bir şiirine ulaşılamamıştır.

Ailesi

Hüsameddin'e göre Âsım Bey'in oğulları Seyyid Ahmed Şâkir, Mustafa Hüsnî ve Mehmed Ârif Beyler'dir. Ahmed Şâkir Bey'in oğlu Mustafa Hüsnî Bey ile onun oğlu Ahmed Bey de Amasya'da tanınmış kişilerdi. Yeğenzâdelerin öteki üyeleri Amasya Tarihi'nin farklı ciltlerinde ayrı maddeler hâlinde yer alır.

Kronoloji

1222 (1807): Hamisi Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi öldürülür; Âsım Bey kalemi bırakıp Amasya'ya döner.

1234 (1818-19): Hâtuniye vakıflarının mütevellisi olur.

1236 (1820-21): Kapıcıbaşı ve baş âyan olarak sancağın yönetimini alır.

1244 (1828-29): Amasya mütesellimi olur; 1246 Rebiülevvelinde azledilir.

1248 (1833): İkinci mütesellimliğinden birkaç hafta sonra Bozcaada'ya sürülür.

1255 Ramazanı (Kasım 1839): Hüsameddin'e göre İstanbul'da ölür; TEİS ölümü 1254 (1838-39) yılına koyar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar