İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

İbrâhim Âsım Bey-Yeğenzâde es-Seyyid el-Hâc

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 73–74 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasya a’yânından es-Seyyid el-Hâc Ahmed İzzet Bey bin Ömer Paşa bin el-Hâc İbrâhim Bey bin Yeğen el-Hâc Ali Bey bin el-Hâc Ahmed Bey bin Küçük Ali Bey’in mahdûmudur. Amasya’da tevellüd ve neş’et, ulemâdan tahsîl-i ilm ü ma’rifet etdi.

Ba’dehû Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi’ye intisâb edib mektubî-i sadâret kalemine girmişdi. 1222’de efendisinin şehâdeti üzerine ihtifâ ve kalemi terk ederek Amasya’ya geldi. 1234’de pederinin vefâtıyla Hâtuniyye evkâfına mütevellî oldu.

Benderlizâde es-Seyyid el-Hâc İbrâhim Paşa’ya dâmâd olduğundan 1236’da dergâh-ı âlî kapıcıbaşılığı ile baş-a’yân olup Amasya sancağını kabza-i idâresine aldı. 1239’da Yeniçeri-Talebe vak’asında Sivas’a kaldırıldı. Birkaç ay sonra afvıyla Hicâz’a gitdi.

1241 zilka’desinde yeniçerilerin Amasya’dan def’ ü ref’i vak’asında sâdıkâne hizmetiyle mîrâhûr-ı evvel pâyesiyle taltîf edilip 1242’de baş a’yân ve 1244’de Amasya mütesellimi oldu. İki yıl devam eden mütesellimliğinde [212] halkın şikâyetlerini da’vet eden ahvâline binâen 1246 senesi rebiülevvelinde azledildi.

Fakat tazminâtı i’ânesinde livânın yüzünü ağartacak mebâliğ ve ikdâmâtı görüldüğünden 1248 şevvâlinde sânîyen Amasya mütesellimi olduysa da halkın şikâyâtı üzerine sene-i mezbûre zilka’desi evâhirinde azliyle Bozca Ada’ya gönderildi.

1248 senesi ramazânında sadr-ı a’zam olan Mehmed Ra’uf Paşa kendisinin vaktiyle kalem arkadaşı olduğuna binâen 1249 senesi muharreminde afv ve ıtlak edilip İstanbul’a gelip bir müddet kaldı. Ba’dehû Amasya’ya gelip 1253’de mütesellim vekili oldu. 1254’de Birinci Doktor Vak’asında Samsun’a gönderildi.

Bu esnâda İstanbul’da Şûrâ-yı Bâb-ı âlî unvanıyla bir şûrâ-yı devlet meclisi teşkîl ve eyâlâtdan bu meclise a’zâ sıfatıyla ba’zı a’yânın celb eylemesi tekarrür eylediğinden 1255’de afv ve ıtlâk edilerek bu meclise a’zâ olmak üzere İstanbul’a da’vet edildi. [213]

Bu da’vet üzerine İstanbul’a gidip 1255 senesi ramazânında iftârı müte’âkip füc’eten vefât etdi. Mîr-i müşârün-ileyhi görüp tercemesini Tezkire-i Şu’arâ’sında yazan Fatin Efendi târîh-i vefâtını bu sûretle kayd ve Cihât Defterleri de bu kaydı te’yîd ediyor. Biz de bu kaydı tercîh ederek yazdık.

Amasya eşrâfından Saraczâde Yaşar Mehmed Efendi derdi ki: “Yeğenzâde Hacı İbrâhim Bey, Amasya’da meclis-i idâre a’zâsı iken 1269 senesinde vefât etdi. Ben cenâzesini gördüm. 1255 ramazânında İstanbul’da vefâtı sehv olmalıdır.”

Ancak benim tahkîkâtıma göre Yaşar Mehmed Efendi’nin yalanı yok, yanlışı vardır. 1269 senesinde vefât eden meclis-i idâre-i livâ a’zâsından Yeğenzâde es-Seyyid Halîl Bey’dir. Hacı İbrâhim Bey değildir. Halîl Bey’in dâmâdı olan Topçuzâde el-Hâc Sâlih Ağa’nın mahdûmu Halîl Efendi de büyük pederi Halîl Bey’in 1269’da vefât etdiğini beyân ederdi.

Mîr-i müşârün-ileyh el-Hâc İbrâhim Asım Bey, âkil, müdebbir, gâyet nâfizü’l-kelim, şâir, edîb, vakûr, [214] kerîm ü’t-tab’, servet ü yesâre mâlik, natûk, kâtib bir zât idi. Debdebe ve dârâtı düzgün, Eski Kethüdâ Mahallesi’ndeki konağı pek muhteşem, vezîrâne yaşar, emîrâne söyler, ulemâ ve fukarâyı severdi.

O zamanın a’yân-ı meşhûresinden Hacı Yûsuf Ağazâde es-Seyyid el-Hâc Ali Ağa, Fazlızâde es-Seyyid el-Hâc Mehmed Emîn Efendi, Ak Hasanzâde es-Seyyid el-Hâc Hâfız Hasan Ağa, Köprülü el-Hâc Mehmed Es’ad Ağa gibi zevâtın fevkinde olup Amasya’nın ‘aynu’l-a’yânı idi.

Mahdûmları es-Seyyid Ahmed Şâkir, Mustafa Hüsnî, Mehmed Ârif Beylerdir. Ahmed Şâkir Beyzâde Mustafa Hüsnî Bey, bunun mahdûmu Ahmed Bey ma’rûf idiler. Mîr-i müşârün-ileyhin Fatîn Efendi Tezkiresinden yazılan şu beytleri buraya nakledildi.

Gülşen-i hüsnüňde açmış lâle sünbül yâsemen
Gül cemâlüň fark olunmaz gülden ey nâzik beden
Ruẖlarıň gülden gülâb olmuş lebüňden bâde renk
Sâkiyâ peymâne devr etdiň mi Cem bezminde sen

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasya ayanından Seyyid Hacı Ahmed İzzet Bey bin Ömer Paşa bin Hacı İbrâhim Bey bin Yeğen Hacı Ali Bey bin Hacı Ahmed Bey bin Küçük Ali Bey'in oğludur. Amasya'da doğup büyüdü, âlimlerden ilim ve bilgi öğrendi.

Daha sonra Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'nin himayesine girerek sadaret mektubî kalemine (sadrazamın yazışma dairesine) girmişti. 1222 [1807] yılında efendisi şehit edilince saklandı ve kalemi bırakarak Amasya'ya geldi. 1234 [1818-19] yılında babası ölünce Hâtuniye vakıflarının mütevellisi oldu.

Benderlizâde Seyyid Hacı İbrâhim Paşa'nın damadı olduğu için 1236 [1820-21] yılında dergâh-ı âlî kapıcıbaşılığı rütbesiyle baş ayan oldu ve Amasya sancağının idaresini eline aldı. 1239 [1823-24] yılındaki Yeniçeri-Talebe olayında Sivas'a gönderildi. Birkaç ay sonra affedilerek Hicaz'a gitti.

1241 yılı Zilkadesinde [Haziran-Temmuz 1826] yeniçerilerin Amasya'dan temizlenip kaldırılması olayında gösterdiği sadık hizmet üzerine mîrâhûr-ı evvel (birinci imrahor) payesiyle ödüllendirildi; 1242 [1826-27] yılında baş ayan, 1244 [1828-29] yılında Amasya mütesellimi oldu. İki yıl süren mütesellimliği sırasında halkın şikâyetlerine yol açan davranışları yüzünden 1246 yılı Rebîülevvelinde [Ağustos-Eylül 1830] görevden alındı.

Ancak tazminatın ödenmesine yardım ederken sancağın yüzünü ağartacak paralar ve çabalar ortaya koyduğu görüldüğünden 1248 yılı Şevvalinde [1833 başı] ikinci kez Amasya mütesellimi olduysa da halkın şikâyetleri üzerine aynı yılın Zilkadesi sonlarında görevden alınarak Bozcaada'ya gönderildi.

1248 yılı Ramazanında sadrazam olan Mehmed Raûf Paşa, kendisiyle vaktiyle kalem arkadaşı olduğundan, 1249 yılı Muharreminde [1833] affedilip serbest bırakıldı; İstanbul'a gelip bir süre kaldı. Daha sonra Amasya'ya dönüp 1253 [1837-38] yılında mütesellim vekili oldu. 1254 [1838-39] yılındaki Birinci Doktor Olayı'nda Samsun'a gönderildi.

Bu sırada İstanbul'da "Şûrâ-yı Bâb-ı Âlî" adıyla bir devlet danışma meclisi kurulmuş ve bu meclise eyaletlerden bazı ayanın üye olarak çağrılması kararlaştırılmıştı; bu yüzden 1255 [1839] yılında affedilip serbest bırakılarak bu meclise üye olmak üzere İstanbul'a davet edildi.

Bu davet üzerine İstanbul'a gitti ve 1255 yılı Ramazanında [Kasım 1839] iftardan hemen sonra ansızın öldü. Adı geçen beyi görüp hayat hikâyesini Tezkire-i Şuarâ'sında yazan Fatîn Efendi ölüm tarihini bu şekilde kaydetmiştir; Cihât Defterleri de bu kaydı doğrulamaktadır. Biz de bu kaydı tercih ederek yazdık.

Amasya eşrafından Saraczâde Yaşar Mehmed Efendi şöyle derdi: "Yeğenzâde Hacı İbrâhim Bey, Amasya'da idare meclisi üyesi iken 1269 [1852-53] yılında öldü. Ben cenazesini gördüm. 1255 Ramazanında İstanbul'da öldüğü bilgisi yanlış olmalıdır."

Ancak benim araştırmama göre Yaşar Mehmed Efendi yalan söylemiyor, fakat yanılıyor. 1269 yılında ölen, sancak idare meclisi üyelerinden Yeğenzâde Seyyid Halîl Bey'dir, Hacı İbrâhim Bey değildir. Halîl Bey'in damadı Topçuzâde Hacı Sâlih Ağa'nın oğlu Halîl Efendi de büyükbabası Halîl Bey'in 1269'da öldüğünü söylerdi.

Adı geçen Hacı İbrâhim Âsım Bey akıllı, tedbirli, sözü çok geçer, şair, edip, ağırbaşlı, cömert yaratılışlı, servet ve varlık sahibi, güzel konuşan, kalemi kuvvetli bir zattı. Debdebesi ve yaşayışı düzgündü; Eski Kethüda Mahallesi'ndeki konağı pek görkemliydi. Vezirler gibi yaşar, beyler gibi konuşur, âlimleri ve yoksulları severdi.

O zamanın tanınmış ayanından Hacı Yûsuf Ağazâde Seyyid Hacı Ali Ağa, Fazlızâde Seyyid Hacı Mehmed Emîn Efendi, Ak Hasanzâde Seyyid Hacı Hâfız Hasan Ağa, Köprülü Hacı Mehmed Es'ad Ağa gibi kişilerin üstündeydi ve Amasya'nın ayanbaşıydı.

Oğulları Seyyid Ahmed Şâkir, Mustafa Hüsnî ve Mehmed Ârif Beylerdir. Ahmed Şâkir Bey'in oğlu Mustafa Hüsnî Bey ve onun oğlu Ahmed Bey tanınmış kişilerdi. Adı geçen beyin Fatîn Efendi'nin tezkiresinden alınan şu beyitleri buraya aktarıldı:

Gülşen-i hüsnüňde açmış lâle sünbül yâsemen
Gül cemâlüň fark olunmaz gülden ey nâzik beden
Ruẖlarıň gülden gülâb olmuş lebüňden bâde renk
Sâkiyâ peymâne devr etdiň mi Cem bezminde sen

Sade nesirle anlamı: Güzelliğinin gül bahçesinde lale, sümbül ve yasemin açmış; ey narin bedenli sevgili, gül gibi yüzün gülden ayırt edilemez. Yanakların gülden gül suyu olmuş, şarap da rengini dudağından almış; ey saki, sen Cem'in meclisinde kadeh mi dolaştırdın.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • tevellüd ve neş'et: doğup büyüme
  • mektubî-i sadâret kalemi: sadrazamın resmî yazışmalarını yürüten daire
  • şehâdet: şehit olma, öldürülme
  • ihtifâ: saklanma
  • mütevellî: vakıf yöneticisi
  • baş-a'yân: resmî ayan, ayanların başı
  • kabza-i idâre: idare elinde, yönetim avucunda
  • def' ü ref': ortadan kaldırma, temizleme
  • mîrâhûr-ı evvel pâyesi: birinci imrahor (saray ahırları başı) rütbesi; burada fahrî bir paye
  • i'âne: yardım; mebâliğ: paralar, meblağlar; ikdâmât: çabalar
  • afv ve ıtlak: affedip serbest bırakma
  • füc'eten: ansızın
  • sehv: yanlış, hata
  • nâfizü'l-kelim: sözü geçen
  • kerîmü't-tab': cömert yaratılışlı
  • servet ü yesâr: zenginlik ve bolluk
  • natûk: güzel konuşan
  • debdebe ve dârât: gösteriş ve yaşayış
  • aynu'l-a'yân: ayanın en ileri geleni, ayanbaşı
  • tezkire-i şu'arâ: şairlerin kısa hayat hikâyelerini ve şiir örneklerini veren eser

Yeğenzâdeler ve Hâtuniye Vakfı

İbrâhim Âsım Bey, on sekizinci yüzyıldan beri Amasya'da ayanlık yapan Yeğenzâde ailesinin en parlak temsilcisidir. Hüsameddin'in verdiği soy zinciri altı kuşak geriye, Küçük Ali Bey'e kadar uzanır; kitabın yıllık olaylar bölümünde de 1148 [1735] yılı başında "Yeğenzâde Hacı İbrâhim Bey"in baş ayan olduğu kaydedilir. Hâtuniye vakıflarının mütevelliliğinin babadan oğula geçmesi, sahip olduğu servetin ve itibarın önemli dayanaklarından biri olmalıdır.

Babası Yeğenzâde Ahmed Bey de kitapta ayrı bir maddede anlatılır ve oğlunun hayatına ışık tutar. Ahmed Bey de Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'nin himmetiyle Bâbıâli'ye girmiş, 1213 [1798-99] yılında Beyhan Sultan kethüdası olmuş, 1222 Rebîülevvelinde Nizâm-ı Cedîd defterdarı olarak III. Selim'in reform kadrosunda yer almıştı. Birkaç gün sonra Kabakçı Mustafa ayaklanması çıkınca, Selim döneminin devlet adamları öldürülürken o, daha önce yeniçeri kışlalarının yapımında onlara iyilik etmiş olması sayesinde canını kurtarmış ve Amasya'ya gönderilmişti. Sonradan kısa bir süre sadaret kethüdalığı yapmış, 1227 [1812] yılında Hâtuniye vakfına mütevelli olmuş, 1232 [1817] yılı Zilhiccesinde hac sırasında Mekke'de ölmüştü. Bu maddede oğlunun mütevelliliğe 1234'te "pederinin vefâtıyla" geçtiği yazılıdır; iki madde arasında iki yıllık bir fark vardır.

Kabakçı İsyanı ve Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi

İbrâhim Âsım Bey'in genç yaşta İstanbul'daki kariyerini bitiren olay, 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı'dır. Mayıs 1807'de Boğaz kalelerindeki yamakların ayaklanmasıyla başlayan isyan kısa sürede İstanbul'a yayılmış, asiler Nizâm-ı Cedîd'in önde gelen isimlerinin bir listesini hazırlatarak bunların idamını istemiş, III. Selim bu kişileri feda etmiş ve sonunda kendisi de tahttan indirilmişti (29 Mayıs 1807). Hüsameddin'in "efendisinin şehâdeti" dediği olay budur; çünkü 1222 yılı bu isyanın yılıdır ve babası Ahmed Bey'in maddesinde de aynı günlerde "erkân-ı devlet-i Selîmiyye"nin şehit edildiği anlatılır.

Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi, kitabın Amasyalı Hacı İbrâhim Ağa maddesine göre defterdar Hacı İsmâil Efendi'nin oğludur ve aile "Amasyalızâdeler" diye anılır. Kabakçı isyanında asilerin idamını istediği on bir kişilik listede ikinci sırada "Bahriye Nazırı Hacı İbrâhim Efendi" adı vardır. Hüsameddin'in Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'sinin bu kişi olması mümkündür; ancak okuduğumuz kaynaklarda Bahriye Nazırı Hacı İbrâhim Efendi'nin Amasyalı olduğu açıkça yazılmadığından bu bir tahmin olarak kalmaktadır.

Vak'a-i Hayriyye'nin Amasya'daki Yankısı

Maddede adı geçen iki olay, merkezdeki büyük dönüşümün taşradaki karşılığını gösterir. 1239'daki "Yeniçeri-Talebe vak'ası", Amasya'da yeniçeriler ile medrese talebeleri arasındaki çekişmelerden biridir; kitabın başka maddelerinden 1232 yılında da bir "birinci Yeniçeri-talebe vak'ası" yaşandığı anlaşılır. 1241 Zilkadesinde yeniçerilerin Amasya'dan "def' ü ref'i" ise İstanbul'daki olayın hemen ardından gelir: Yeniçeri Ocağı 9 Zilkade 1241 [15 Haziran 1826] günü başlayan ayaklanmanın bastırılmasıyla kaldırılmıştı. İbrâhim Âsım Bey'in bu sırada gösterdiği "sadık hizmet" ile birinci imrahor payesi alması, Amasya'daki yeniçeri tasfiyesinde yerel ayanın devletle birlikte hareket ettiğini gösterir.

Raûf Paşa ile Kalem Arkadaşlığı

Bozcaada sürgününden kurtulmasını sağlayan Mehmed Emin Raûf Paşa, Sadâret Mektûbî Kalemi'nde yetişmiş, 1806'da serhalife, ertesi yıl sadaret mektupçusu olmuş bir devlet adamıdır. Bu bilgi Hüsameddin'in "kalem arkadaşı" sözünü doğrular: İbrâhim Âsım Bey de 1807'ye kadar aynı kalemde çalışmıştı. Raûf Paşa, Sadrazam Reşid Mehmed Paşa'nın Mısır kuvvetleri karşısında yenilip esir düşmesi üzerine 18 Şubat 1833'te ikinci kez sadarete getirilmiştir; bu tarih hicrî 1248 Ramazanının sonlarına düşer ve Hüsameddin'in verdiği tarihle tam olarak uyuşur.

Ölüm Tarihi Tartışması

Hüsameddin bu maddede ölüm tarihini Fatîn Efendi'nin tezkiresine ve Cihât Defterleri'ne dayanarak 1255 Ramazanı olarak verir ve Saraczâde Yaşar Mehmed Efendi'nin 1269 iddiasını, ölenin aslında Yeğenzâde Halîl Bey olduğunu göstererek çürütür. Bu, Hüsameddin'in sözlü rivayeti belgeyle karşılaştırma yöntemine güzel bir örnektir.

Fatîn Efendi'nin tezkiresine dayanan bugünkü bir biyografi maddesi ise İbrâhim Âsım Bey'in ölümünü 1254 [1838-39] yılına koyar ve Amasya'da gömülü olduğunu yazar. İki tarih arasındaki fark tezkirenin farklı okunmasından kaynaklanıyor olabilir. Dikkat çekici olan, Hüsameddin'in bahsettiği meclisin tarihidir: Dâr-ı Şûrâ-yı Bâbıâli, Meclis-i Vâlâ'nın kurulduğu 1838 yılında çalışmaktaydı ve iki meclis arasındaki yetki karmaşası yüzünden 12 Ağustos 1839'da kaldırılmış, üyeleri Meclis-i Vâlâ ile Meclis-i Nâfia'ya aktarılmıştır. 1255 Ramazanı Kasım 1839'a düştüğüne göre, İbrâhim Âsım Bey'in İstanbul'a vardığında bu meclis artık mevcut değildi. Bu durum 1254 tarihini daha akla yakın gösterir; ancak Fatîn'in metni doğrudan görülmeden kesin bir hüküm verilemez. Fatîn Efendi'nin ise 1229 [1814] yılında doğduğu, 1243'te Kahire'ye gittiği ve tezkiresini 1269 [1853] yılında tamamladığı bilinmektedir; İbrâhim Âsım Bey'i nerede ve ne zaman gördüğü belirsizdir.

Birinci Doktor Olayı

Hüsameddin'in "Birinci Doktor Vak'ası" dediği 1254 olayının ayrıntısı metinde yoktur. Amasya'da karantina uygulamasına karşı çıkan en bilinen olay, 4 Ağustos 1840'ta karantina tabibi Paldi'nin salgın şüphesiyle kadın cesetlerini incelemek istemesi üzerine halk tarafından öldürülmesidir; olaydan sonra şehirde ciddi bir kargaşa yaşanmış, kışkırtıcı oldukları düşünülen kişiler İstanbul'a gönderilip Meclis-i Vâlâ'da yargılanmıştır. Bu olay 1256 yılına düşer ve İbrâhim Âsım Bey'in ölümünden sonradır. Hüsameddin'in "birinci" sıfatını kullanması, Amasya'da doktorlarla ilgili birden fazla olay yaşandığını ve 1254'teki olayın bunlardan ilki olduğunu düşündürür.

Şair Âsım

İbrâhim Âsım Bey "Âsım" mahlasıyla şiir de yazmıştır. Fatîn Efendi onu vasat bir şair olarak değerlendirir. Herhangi bir eserinin bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Hüsameddin'in aktardığı dört mısra, Fatîn tezkiresinde yer alan beş beyitlik bir gazelin ilk iki beytidir. Gazelin kaynaklarda yer alan devamında sevgilinin zülfünün kokusunun ufukları kokulandırdığı anlatılır ve mahlas beytinde şair kendini aşk yolunda kapı kapı dolaşan bir Mecnun'a benzetir. Hüsameddin'in aktardığı ikinci beytin ilk mısraında "gülâb olmuş lebüňden bâde renk" denirken bugünkü yayımda "gül-âb almış lebinden bâdenin" okuması yer alır; fark, yazmalar arasındaki ya da okuyuşlar arasındaki ayrılıktan doğmuş olmalıdır.

Eski Kethüda Mahallesi'ndeki görkemli konağın bugün ayakta olup olmadığına dair kaynaklarda bilgi bulunamadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 73–74. amasya.bel.tr
  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, "Ahmed Bey-Yeğenzâde es-Seyyid el-Hâc" maddesi, 6. Cilt, s. 223; "İbrâhim Ağa-Amasyalı el-Hâc" maddesi, 6. Cilt, s. 59; 1-4. Ciltler, 1148 yılı olayları (e-kitap s. 646).

Akademik çalışmalar

Kitaplar

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.