Özgün Metin

Vezin: Feʿûlün feʿûlün feʿûlün feʿûl (vezni biz belirledik)

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki Arap harfli metin (dokuz beyit; baskıdaki harf aralıkları düzeltilmiştir):

بود اين سخن كرچه ترك ادب
تو دانا خطايى نباشد عجب
پيمبر كه دارش خداى كريم
حصال حميده و خلق عظيم
روا كى شود آخر اى عاقلان
بود فيض عقل از مجوس بدان
بود از مدد نغمه از عقل دور
كه نبخشد به خورشيد نو
محالست كه ميزاب خشك و رقي
كند فيض بخشى ببحر عميق
كجا شد كه در يتيم نفيس
بكيرد صفايش زسنك خسيس
نباشد ز روضات دارالنعيم
طراوت بكيرد ز نار جهيم
مكو اينجنين و بپرهيز از و
صواب سخن كه بخواهى مكو
شه كسرى از ظلم ازان ساده است
كه در عهد او مصطفى زاده است

Âşık Çelebi tezkiresinin Filiz Kılıç neşrindeki Latin harfli metin (on iki beyit):

Buved în suḫan gerçi terk-i edeb
Zi dânâ ḫaṭâyî nebâşed ʿaceb
Peyember ki dâdeş Ḫudâ-yı kerîm
Ḫıṣâl-i ḥamîde vü ḫulḳ-i ʿaẓîm
Revâ key şeved âḫir ey ʿâḳilân
Buved feyż-i ʿadl ez Mecûsî ber ân
Buved ez medâr-i heme ʿaḳl dûr
Ki sâye be-baḫşed be-ḫurşîd nûr
Muḫâlest ki mîzâb ḫuşk u daḳîḳ
Kunet feyż-baḫşî be baḥr-i ʿamîḳ
Kücâ şud ki dürr-i yetîm-i nefîs
Be-gîred u ṣafâyeş zi seng-i ḫasîs
Nebâşed ki ravżât-ı dârü'n-naʿîm
Ṭarâvet be-gîred zi nâr-ı ḥacîm
Megû în çünîn ü be-perhîz ezû
Ṣavâb-ı suḫan ger be-ḫâhî be-gû
Şeh-i kisra ez ẓulm ez ân sâdeest
Ki der ʿahd-i û Muṣṭafâ-zâdeest
Nemî bûd bâ anki ḥadd-i çü men
Çünîn fâżılî râ çünînem suḫan
Velî men ki mest-i mey-i ġayretem
Key endîşe dârem zi Câmî vü Cem
Reh-i bâde-nûşân ʿaceb meslekist
Ki der çeşmişân bende vü şeh yekist

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu söz edebe aykırı olsa da bilgili birinden bir hata çıkması şaşılacak şey değildir. (Neşirdeki çeviri bu mısrayı "bilen kişi hiç hata yapar mı" diye soru olarak anlar.)

2. Kerem sahibi Allah'ın övülmüş huylar ve yüce bir ahlak verdiği Peygamber'in,

3. ey akıl sahipleri, adalet feyzini bir Mecusi'den alması nasıl reva görülür?

4. Gölgenin güneşe ışık bağışlaması bütünüyle akıldan uzaktır.

5. Kuru ve ince bir oluğun derin denize bereket bağışlaması imkânsızdır.

6. Tek ve değerli bir inci (dürr-i yetîm) parlaklığını değersiz bir taştan nasıl alabilir?

7. Cennet bahçelerinin tazeliğini cehennem ateşinden alması olacak şey değildir.

8. Böyle söyleme, bundan sakın; söylemek istersen sözün doğrusunu söyle.

9. Kisrâ şahı, onun devrinde Mustafa doğduğu için zulümden arınmıştır.

10. Benim gibi birinin böyle faziletli bir kişiye (Câmî'ye) böyle söz söylemesi haddi değildi.

11. Ama ben gayret şarabıyla sarhoş olmuşum; Câmî'den de Cem'den de ne endişem olur?

12. Şarap içenlerin yolu tuhaf bir meslektir; onların gözünde kul ile şah birdir.

Aktarımda neşrin dipnottaki çevirisi esas alınmış, birinci ve beşinci beyitlerde sözlük anlamına göre ayrılınmıştır. Neşir on birinci beyitteki "mey-i ġayret"i "kıskanma şarabı" diye çevirir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Tarihî Bağlam

Kıt'a, Molla Câmî'nin bir kıt'asına yazılmış bir cevaptır ve ancak onunla birlikte okunduğunda anlaşılır. Âşık Çelebi, Bahâristân'da yer aldığını söylediği Câmî kıt'asını önce verir: "Peyember ki der ʿahd-i Nûşîrvân / Be ruḫ geşt çeşm ü çerâġ-ı cihân // Hemî güft k'ez ẓulm ez ân sâdeem / Ki der ʿahd-i Nûşîrvân zâdeem." Neşrin çevirisine göre Nûşirevân zamanında doğan ve yüzünün aydınlığıyla dünyanın gözünün nuru olan Peygamber, "zulümden uzak oluşum, Nûşirevân'ın devrinde doğmuş olmamdandır" der. Câmî burada, adaletiyle ün salmış Sâsânî hükümdarı Nûşirevân'ın devrinde doğmuş olmayı Peygamber için bir övünç sebebi gibi gösteren bir söyleyişe dayanır. Dervîş Çelebi'nin itirazı bu sebep-sonuç ilişkisinedir.

Âşık Çelebi cevabı "Bu muḳâbelede didügi bu ḳıṭʿa siḥr-i ḥelâldür", yani bu karşılıkta söylediği kıt'a helal bir büyüdür diye över. Hüsameddin de kıt'ayı Âşık Çelebi'ye dayanarak, Câmî'nin kıt'asıyla birlikte Arap harfleriyle aktarır.

Şiirin Yapısı

Kıt'a, her beyti kendi içinde kafiyelenen mesnevi düzeninde kurulmuştur ve "feʿûlün feʿûlün feʿûlün feʿûl" kalıbındadır. Câmî'nin kıt'ası da aynı vezindedir; Dervîş Çelebi cevabını muhatabının ölçüsüyle vermiştir. Metnin iki kaynağı birbirinden ayrılır. Âşık Çelebi neşrinde on iki beyit vardır; neşrin dipnotuna göre beşinci ve altıncı beyitler (oluk ile inci beyitleri) nüshaların çoğunda yoktur. Hüsameddin'in verdiği Arap harfli metin ise ilk dokuz beyti içerir, bu iki beyti de kapsar, ama son üç beyti, şairin Câmî karşısındaki haddini ve "gayret şarabı"nı anlatan kapanışı vermez. Hüsameddin'in metninde birkaç sözcük de farklıdır: birinci beyitte "zi dânâ" (bilgeden) yerine "tu dânâ" (sen bilgesin), üçüncü beyitte "feyż-i ʿadl" (adalet feyzi) yerine "feyż-i ʿaḳl" (akıl feyzi) okunur; dördüncü beyit bu metinde bozulmuştur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gölge güneşe ışık veremez, kuru bir oluk denize su veremez, değerli bir inci parlaklığını sıradan bir taştan alamaz, cennet bahçesi tazeliğini cehennem ateşinden alamaz: Dervîş Çelebi'nin cevabı bu imkânsızlık benzetmelerinin art arda dizilmesinden oluşur. Her benzetmede büyük olan Peygamber, küçük olan Nûşirevân'dır ve feyiz ancak büyükten küçüğe akabilir. "Mecûsî" sözü Nûşirevân'ın ateşperest oluşunu hatırlatır; cennet ile cehennem ateşi benzetmesi bu yüzden ayrıca yerindedir. Dokuzuncu beyit tezi tersine çevirir: Kisrâ şahı adaletini Peygamber'e borçludur, çünkü Mustafa onun devrinde doğmuştur. Câmî'nin "Ki der ʿahd-i Nûşîrvân zâdeem" mısraı, Dervîş'in elinde "Ki der ʿahd-i û Muṣṭafâ-zâdeest" olur; aynı kalıp, özne değiştirilerek muhatabına geri çevrilmiştir.

Son üç beyit tonu değiştirir. Şair, Câmî gibi büyük bir üstada böyle konuşmanın haddi olmadığını kabul eder, ama hemen ardından "gayret şarabı"yla sarhoş olduğunu, Câmî'den de efsanevi İran şahı Cem'den de çekinmediğini söyler. Kapanış beyti bunu rindlerin diliyle temellendirir: şarap içenlerin gözünde kul ile şah birdir. Böylece bir edep tartışması, rind meşrebinin eşitlik iddiasıyla biter. Câmî ile Cem'in yan yana anılması, şiirde şahın ve büyük şairin aynı ölçüyle tartıldığını gösterir. Kıt'anın tarihi kaynaklarda geçmez; Dervîş Çelebi ile Câmî arasında bir karşılaşma ya da yazışma da kayıtlı değildir. Dervîş Çelebi'nin soyu ve görevleri Dervîş Mehmed Çelebi sayfasındadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar