Özgün Metin
Vezin: Fâʿilâtün fâʿilâtün fâʿilâtün fâʿilün (tespit bize aittir)
Dâġ-ı ʿışḳın umaram ol şemʿ-i ḥüsnüñ ben yaḳam
Âteş-i âhı ḳamu ʿuşşâḳdan rûşen yaḳam
Şuʿle-i âhum şeb-i fürḳatde şemʿümdür benüm
Himmet eyleñ dostlar Mecnûn çerâġın ben yaḳam
Hem-dem-i ḫâr olduġın yâruñ ḫaber virmek baña
Ḳorḳaram kim ḫâr içün âh eyleyem gülşen yaḳam
Günümüz Türkçesiyle
1. O güzellik mumunun aşk dağını (göğse yakılan aşk yarasını) kendi üstüme ben yakmayı umarım; âh ateşini bütün âşıklardan daha parlak ben yakarım.
2. Ayrılık gecesinde âhımın alevi benim mumumdur; dostlar, yardım edin, Mecnun'un çırağını ben yakayım.
3. Sevgilinin dikenle düşüp kalktığını bana haber vermeyin; korkarım ki diken yüzünden âh eder de bütün gül bahçesini yakarım. (Metinde "virmek" yazılıdır; mısra "virmeñ", yani vermeyin okunduğunda anlam tamamlanır. Bu okuma kesin değildir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Üç beyitlik bu Türkçe parçanın her mısraı "yaḳam" (yakayım, yakarım) rediflidir ve şiirin bütün imgeleri bu fiilin etrafında döner. Kafiyeyi "ben, rûşen, gülşen" sözlerindeki "-en" sesi taşır; ikinci beyitte matladaki "ben" kafiyesi tekrar edilmiştir. Mahlas beyti yoktur. Âşık Çelebi parçayı "Türkîde daḫı bu ebyâtı raʿnâdur", yani Türkçede de şu beyitleri güzeldir diyerek verir; tam bir gazelden seçilmiş beyitler olması muhtemeldir.
Anlam ve Söz Sanatları
"Yakmak" fiili her beyitte başka bir şeyi tutuşturur. İlk beyitte âşık, sevgilinin aşkıyla göğsüne dağlanan yarayı, divan şiirinin "dâġ"ını kendisi yakmak ister ve âh ateşini öteki âşıklarınkinden parlak yakacağını söyler. Sevgilinin "şemʿ-i ḥüsn", güzellik mumu diye anılması, yanma imgesini daha ilk mısrada kurar. İkinci beyitte âhın alevi şairin ayrılık gecesindeki mumudur; bu alevle Mecnun'un çırağını yakmayı üstlenir. Aşkın büyük örneği Mecnun'un ışığını sürdürmek, şairin kendini onun mirasçısı sayması demektir.
Üçüncü beyit, yakma imgesini bir tehdide çevirir. Sevgili "ḫâr" ile, yani dikenle düşüp kalkmaktadır; divan şiirinde diken, gülün yanından ayrılmayan rakibin karşılığıdır. Şair bu haberi duymak istemez, çünkü âhı dikeni yakmak için yükselirse gülü ve bütün gül bahçesini de yakacaktır. Gül, gülşen ve diken arasındaki tenasüp ile âhın ateşi, şiirin ilk iki beytindeki mum ve çırağı bir yangına dönüştürür.
Tarihî Bağlam
Âşık Çelebi, Dervîş Çelebi'nin şiirde Farsçayı daha çok kullandığını, Türkçe söylemenin ise ara sıra olduğunu belirtir; bu beyitler o ara sıra söylenmiş Türkçe şiirden kalanlardır. Yazılış tarihleri belli değildir; şairin Merzifon'dan Kefe'ye uzanan hayatı Dervîş Mehmed Çelebi yazısındadır.
Kaynakça
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 228, "Dervîş Çelebi" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar




