Dervîş Mehmed Çelebi, XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Merzifonlu bir müderris, müftü, kadı ve şairdir. Âşık Çelebi onu "Halebîzâde dimekle ma'rûf", Halebîzâde diye tanınan Dervîş Çelebi olarak anar; Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ise "Kâdızâde" aile adıyla kaydeder. Soyu, Timur'un Halep'ten Anadolu'ya getirdiği bir âlime uzanır; aileden üç kişi Merzifon Sultaniye Medresesi'nde müderrislik etmiştir. Şiirlerini çoğunlukla Farsça yazmış, ara sıra Türkçe de söylemiştir. Bugüne Âşık Çelebi'nin tezkiresinde dört parça ulaşmıştır; bunların en tanınmışı, Molla Câmî'nin Peygamber ile Nûşirevân hakkındaki bir kıt'asına Farsça olarak yazdığı cevaptır.
Hüsameddin'in Maddesi
Şairin Amasya Tarihi'ndeki kaydı dokuzuncu ciltte, "Derviş Mehmed-Çelebi Kâdızâde" başlığını taşır:
Merzifonludur. Abdurrahman Çelebi bin Mehmed Çelebi bin Çelebi Ömer Çelebi mahdûmudur. Ceddi Ömer Çelebi Haleb'den gelip Merzifon'da ikâmet etmişdi. Bunun mahdûmu Mehmed Çelebi Kâdı-i Merzifon idi. Sahîb-i terceme Amasya'da ikmâl-i tahsîl edib İstanbul'a gitdi. Orada Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin halka-i tedrîsine mülâzım olup müşârün-ileyhin Edirne kâdısı olduğu esnâda Sultâniye-i Merzifon müderrisi olarak vatanına avdet etdi. Ba'dehû Merzifon müftüsü olup 918'de azl ve İstanbul'a i'zâm edildi. 922'de Kefe kâdısı olup on yıl kadar orada kaldı. 933 senesi evâilinde azl edilib İstanbul'a vusûlünde tekâüd edilerek Şeyh Vefâ civârında ikâmet etdi. Bir Dârü't-ta'lim yaptırıb beş yüz cild kitâblarını oraya vaz' ü vakf etdikden sonra 938'de vefât eyledi. Fâzıl, fakîh şâir idi.
Sadeleştirilmiş hâliyle: Merzifonludur; Çelebi Ömer Çelebi oğlu Mehmed Çelebi oğlu Abdurrahman Çelebi'nin oğludur. Dedesinin babası Ömer Çelebi Halep'ten gelip Merzifon'a yerleşmişti; onun oğlu Mehmed Çelebi Merzifon kadısıydı. Dervîş Çelebi tahsilini Amasya'da tamamladı ve İstanbul'a gitti. Orada Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin ders halkasına katılıp onun mülazımı oldu; hocası Edirne kadısıyken Merzifon Sultaniye Medresesi'ne müderris olarak memleketine döndü. Sonra Merzifon müftüsü oldu, 918'de görevden alınıp İstanbul'a gönderildi. 922'de Kefe kadısı oldu ve orada on yıl kadar kaldı. 933 yılının başlarında azledildi; İstanbul'a varınca emekliye ayrıldı ve Şeyh Vefâ semtinde oturdu. Bir mektep (dârü't-ta'lîm) yaptırıp beş yüz ciltlik kitaplığını oraya vakfettikten sonra 938'de öldü. Faziletli, fıkıh bilgini bir şairdi.
Hüsameddin maddenin sonuna Câmî'nin kıt'ası ile Dervîş Çelebi'nin cevabını Arap harfleriyle ekler ve kaynak olarak Âşık Çelebi'yi gösterir.
Ailesi ve Halebîzâdeler
Hüsameddin dipnotta ailenin hikâyesini de verir. Ömer Çelebi Halep'te fazıl bir âlimdi; Timur onu Semerkant'a götürdü, 804'te (1401-02) onunla birlikte Anadolu'ya geldi ve Amasya'da kaldı. Çelebi Sultan Mehmed bağımsız hükümdar olunca Edirne'de Yıldırım Bayezid'in yaptırdığı medresede müderris oldu, sonra Merzifon Sultaniye Medresesi müderrisi olarak orada öldü. Oğlu Mehmed Çelebi de Merzifon'da müderrislik etmiş, Fâtih Sultan Mehmed'in hocası olmuş, sonra kadılığa geçmiş ve Merzifon'da ölmüştür. Onun oğlu Abdurrahman Çelebi büyük kadılardandı; Kütahya kadısıyken 905 dolaylarında öldü ve Molla Lutfî-i Tokadî'nin yakın dostuydu. Hüsameddin'in yedinci cildinde "Arab Çelebi" diye tanınan Bahâeddîn Mehmed Çelebi'ye ayrılan madde de aynı soyu verir: Halepli Ömer'in oğlu Mehmed Çelebi Arap ülkelerinde okumuş, Merzifon'a gelip Sultaniye müderrisi ve Merzifon kadısı olmuş, 863 dolaylarında ölmüştür; oğlu Abdurrahman Çelebi, torunu "mevâlîden Derviş Mehmed Çelebi"dir.
Âşık Çelebi'nin anlattığı aile hikâyesi bir kuşak kısadır. Ona göre Monlâ Halebî, Timur Halep'e geldiğinde orada bilgin bir adamın küçük oğluydu; Timur'un askerleri onu Semerkant'a götürmüş, onlarla Rum'a gelip burada kalmış, okumuş ve Edirne kalesi içinde Yıldırım'ın yaptırdığı Kazancılar Medresesi'ne müderris olmuştur. Medrese bu yüzden "Halebî Medresesi" diye anılmıştır. Fâtih onu kendine hoca edinmiş, Abdurrahman Çelebi de bu Monlâ Halebî'nin oğludur. Böylece Âşık Çelebi, Timur'un getirdiği çocuk ile Fâtih'in hocasını aynı kişide birleştirir; Hüsameddin ise bunları baba ve oğul olarak ayırır. Hangi anlatının doğru olduğunu elimizdeki kaynaklarla belirlemek mümkün değildir.
Hayatı ve Kaynakların Ayrıldığı Noktalar
Dervîş Çelebi'nin doğum yılı bilinmiyor. Hüsameddin'in verdiği görev zinciri ona ayrıntılı bir hayat çizer: Amasya'da okuma, İstanbul'da Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'ye mülazemet, Merzifon Sultaniye müderrisliği, Merzifon müftülüğü, 918'de (1512-13) azil, 922'de (1516-17) Kefe kadılığı, 933 (1526-27) başlarında emeklilik ve 938'de (1531-32) İstanbul'da ölüm. Hocası Müeyyedzâde, Şehzade Bayezid'in Amasya çevresinden yetişmiş Amasyalı bir âlimdir; TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre 899'da (1494) Edirne kadılığına gönderilmiştir, bu da Dervîş Çelebi'nin Merzifon müderrisliğini 1494'ten sonraki yıllara yerleştirir. Müeyyedzâde'nin kaynaklarda yedi bin ciltlik bir kütüphanesi olduğu söylenir; bu âlimin hayatı Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi başlıklı yazının konusudur. Öğrencinin beş yüz ciltlik kitaplığını bir mektebe vakfetmesi, hocasının bu tutkusunu hatırlatır.
Âşık Çelebi'nin anlatısı daha kısadır ve iki noktada Hüsameddin'den ayrılır. Tezkireci onun bir iki medresede müderrislik ettikten sonra kadılığı seçtiğini, adaleti ve dürüstlüğüyle akranı kadıların önüne geçtiğini, kadılıkta da vaktini ilimle geçirdiğini, büyük şehirlerden Kefe ve Siroz'a kadı olduğunu yazar. Hüsameddin Siroz kadılığından söz etmez. Âşık Çelebi'ye göre Dervîş Çelebi Kefe'de ölmüştür; Hüsameddin ise onun Kefe'den azledilip İstanbul'da emekli olduğunu ve orada öldüğünü söyler. Hüsameddin bu ayrıntıları hangi kaynaktan aldığını belirtmez. Bir başka küçük pürüz de Kefe kadılığının tarihindedir: Latîfî ve Kınalızâde, Yavuz Sultan Selim'in Arap seferi sırasında Kefe kadısının Bursalı Kara Şemsî olduğunu yazar. Bu sefer 922-923 yıllarına düştüğü için Hüsameddin'in verdiği 922 tarihi ile tam örtüşmez; bir yıllık bir kayma ya da iki kadının art arda görev yapması bu farkı açıklayabilir.
Amasya ile Bağı
Dervîş Çelebi, Amasya sancağına bağlı Merzifon'da doğmuş, tahsilini Amasya'da tamamlamıştır. Ailesinden üç kişi, Merzifon'da Çelebi Sultan Mehmed devrinde kurulan Sultaniye Medresesi'nde ders vermiş, kendisi de bu medresede müderrislik ve Merzifon'da müftülük etmiştir. Sultaniye'nin ve öteki Merzifon medreselerinin geçmişi Merzifon'da İlim ve Eğitim Tarihi yazısında izlenebilir.
Şiiri
Âşık Çelebi onun ara sıra nazma heves ettiğini, Farsçaya daha çok yöneldiğini, bazen Türkçe de söylediğini yazar ve dört parça aktarır. İlki bir berber için yazılmış beş beyitlik Farsça bir gazeldir: güzel berberin yüzü dükkânın aynasını parlatır, tarağı hırstan baştan başa diş kesilir, şairin gönlü tarak gibi yarık yarık olur. İkincisi Câmî'ye cevap olan Farsça kıt'adır. Câmî, Bahâristân'daki bir kıt'asında Peygamber'in "zulümden uzak oluşum, adil Nûşirevân'ın devrinde doğmamdandır" dediğini söyler. Dervîş Çelebi bu sözü edebe aykırı bulur; ona göre Peygamber adalet feyzini bir Mecusi'den almış olamaz, tersine Kisrâ şahı zulümden, onun devrinde Mustafa doğduğu için arınmıştır. Âşık Çelebi bu cevabı "sihr-i helâl", yani helal sihir diye över. Hüsameddin aynı kıt'ayı Arap harfleriyle ve dokuz beyit olarak verir; Âşık Çelebi'nin neşrinde ise on iki beyittir.
Türkçe şiirlerinden Âşık Çelebi üç beyitlik bir gazel ile tek bir beyit kaydeder. Gazelde şair, Mecnun'un çırağını kendisinin yakacağını söyleyen bir âşıktır; tek beyitte ise dünyayı bir kocakarıya benzetir ve onu kapıdan savanı gerçek er sayar. Dört parçanın her birine şairin kategorisinde ayrı bir sayfa açılmış; özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorum orada bir aradadır.
Kronoloji
804 (1401-02): Ailenin atası Ömer Çelebi'nin Timur'la birlikte Anadolu'ya gelişi (Hüsameddin'e göre).
918 (1512-13): Merzifon müftülüğünden azli.
922 (1516-17): Kefe kadılığı (Hüsameddin'e göre).
933 başları (1526 sonbaharı): Kefe'den azli ve emekliliği.
938 (1531-32): Ölümü (Hüsameddin'e göre İstanbul'da; Âşık Çelebi'ye göre Kefe'de).
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 537-538 ve dipnot 64 (e-kitap s. 164-165), "Derviş Mehmed-Çelebi Kâdızâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page164.html
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 225-228, "Dervîş Çelebi" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, e-kitap s. 429, "Bahâeddîn Mehmed Çelebi-Mevlânâ Çelebi" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page429.html
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 299-300, "Şemsî-i Kadı" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 474, "Şemsî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Hasan Aksoy, "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, s. 483-485. https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi
Çevrimiçi kaynaklar




