Özgün Metin

Makdemün şâh-ı rebîn edip i'lân zerrîn
Gülşene müjde-resân geldi şitâbân zerrîn
Eşref-i feyz-i Hudâ-dâd-ı nesîm-i kudsî
İtdi mir'ât-ı zamîrinde nümâyân zerrîn
Felek-i ahdâr olup arsa-i gülşen anda
Oldı çün necm-i Süreyyâ-yı fürûzân zerrîn
Zühredür çarh-ı çemende ya Süheyl-i Yemenî
Gîsûdâr-ı necm gibi oldu dırahşân zerrîn
Nâmına dinse sezâ tufesi ezhâr zîrâ
Oldu arâyis-i tâc-ı ser-i şâhân zerrîn
Özbekî dervîş olup Edhemî sikkeyle velî
Sîne-i sîm ile bir dilber-i fettân zerrîn
Mâlik-i hâtem olup oldu cihândâr-ı çemen
Oturur taht-ı zümürrüdde Süleymân zerrîn
Bezm-i gülşende sunar sâkî olup ezhâra
Tolu yügürdi kadehle mey-i irfân zerrîn
Oldu mahbûba semensâ gibi mergûb u latîf
Dil-i dânâyı ider hüsnüne hayrân zerrîn
Eser-i sun-ı ilâhîye olupdur mir'ât
İrdürür nâzırına kudreti seyrân zerrîn
Oldu hûbân-ı çemen içre ferîd ü nâzük
Hüsn ile olsa nola fâyık-ı akrân zerrîn
Oldu çün cümle-i ezhâraser-âmed ki sezâ
Eylese cümlesine da'vî-i rüchân zerrîn
Ravza-i hazret-i Âsaf'd güşâde olalı
Oldu magbût-ı gül ü sünbül ü reyhân zerrîn
Nice Âsaf o keremkâr-ı dil-ârâ ki ider
Nüsha-i madeletin hırz-ı girîbân zerrîn
Midhat-i rey-i münîri ki olup gülşene zîb
Tâb-ı şevkiyle olur şem-i fürûzân zerrîn
Sâyesi düşse eger Gülşen olur heşt behişt
Neşve-i bûyunu eder koynuna pinhân zerrîn
Neyyir-i adli cihân bâgına pertev vereli
Oldu mehtâb-ı cihân-tâb ile yeksân zerrîn
Hak şuma (?) tâze zemîn üzre bu tarh-ı tâze
Oldu revnak-dih-i ser-ilevha-i bostân zerrîn
Ger pesend eyler ise şi’rine Âsaf Eşref
Kalemün gülbün olup nazmına erzân zerrîn
Mir Ali kıt’ası oludu sözün katreleri
Surhı gül harfleri sünbül cedveli rahşân zerrîn
Sözünü eyle duâ ile müzeyyen nite kim
Oldu ârâyiş-i hâk-i çemenistân zerrîn
Tâ ola nükhet-i ezhârına sahn-ı çemenün
Mâye-i bûy u neşât-ı bahârân zerrîn
Feyz-i Hak gülşen-i ikbâlin ide nâz-perver
Tâ o feyz ile ola gül gibi handân zerrîn
Ömrü efzûn ola hem zâtı da âlem-ârâ
Tâ k gülşende ola mazhar-ı ihsân zerrîn

Günümüz Türkçesiyle

1. Bahar şahının gelişini ilan ederek zerrin, gül bahçesine müjde getirmek için koşa koşa geldi.

2. Tanrı'nın bağışladığı kutsal rüzgârın feyzinin en şereflisi, zerrini gönlünün aynasında göründürdü. ("Eşref" sözü şairin mahlasını da hatırlatır.)

3. Gül bahçesinin meydanı yeşil bir gök olunca, zerrin orada parlak Ülker yıldızı oldu.

4. Çimen göğünde Zühre midir, yoksa Yemen'in Süheyl yıldızı mı? Zerrin kuyruklu yıldız gibi parladı.

5. Çiçeklerin armağanı onun adına denilse yaraşır; çünkü zerrin, şahların başındaki tacın süsü oldu.

6. Edhemî külahıyla bir Özbek dervişi oldu, ama zerrin gümüş göğüslü, fettan bir dilber de oldu.

7. Mühür sahibi olup çimenin hükümdarı oldu; zerrin zümrüt tahtta Süleyman gibi oturur.

8. Gül bahçesinin meclisinde saki olup çiçeklere sunar; zerrin kadehi irfan şarabıyla doldurup koştu.

9. Yasemin gibi beğenilen ve latif bir sevgili oldu; zerrin bilgenin gönlünü güzelliğine hayran eder.

10. Tanrı sanatının eserine ayna olmuştur; zerrin bakana O'nun kudretini seyrettirir.

11. Çimen güzelleri arasında tek ve nazik oldu; zerrin güzellikte akranlarını geçse şaşılır mı?

12. Bütün çiçeklerin başı olduğundan zerrin hepsine üstünlük iddia etse yaraşır.

13. Hazret-i Âsaf'ın bahçesi açılalı beri zerrin, gülün, sümbülün ve reyhanın gıpta ettiği çiçek oldu.

14. Ne Âsaf'tır o gönül süsleyen kerem sahibi ki zerrin onun adalet nüshasını yakasında muska edinir.

15. Gül bahçesine süs olan parlak görüşünün övgüsüyle zerrin, şevkinin parıltısından yanan bir mum olur.

16. Gölgesi düşse gül bahçesi sekiz cennet olur; zerrin onun kokusunun neşesini koynunda saklar.

17. Adaletinin güneşi dünya bağına ışık vereli, zerrin dünyayı aydınlatan mehtapla bir oldu.

18. Bu yeni toprak üzerindeki bu yeni düzenle zerrin, bostanın baş levhasına parlaklık veren oldu. (Mısraın başındaki "Hak şuma (?)" sözü kaynakta da soru işaretiyle verilmiştir; anlamı çıkarılamadı.)

19. Âsaf, Eşref'in şiirini beğenirse kalemi gül fidanı olur ve zerrin onun nazmına ucuz bir bedel kalır. ("Erzân" hem ucuz hem layık demektir; zerrin "altın" anlamıyla şiirin karşılığı olarak da düşünülmüştür.)

20. Sözünün damlaları Mîr Ali'nin bir kıt'ası oldu: harfleri kırmızı gül, cetveli sümbül, zerrini parlak. (Hat levhasındaki kırmızı mürekkep, cetvel ve altın tezhip kastedilir.)

21. Sözünü duayla süsle; nitekim zerrin de çimenliğin toprağının süsü oldu.

22. Çimen meydanının çiçeklerinde koku oldukça, zerrin baharların koku ve neşesine maya olsun.

23. Hakk'ın feyzi onun ikbal gül bahçesini nazla beslesin; o feyzle zerrin gül gibi güler olsun.

24. Ömrü uzasın, varlığı da dünyayı süslesin; gül bahçesinde zerrin ihsana mazhar oldukça.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Çiçeğin Kasidesi

"Zerrîn" bu kasidede hem redif hem kahramandır. Farsçada "altından, altın renkli" demek olan kelime, Osmanlı bahçelerinde sarı renkli bir bahar çiçeğinin de adıydı; şair ikisini sonuna kadar birlikte kullanır. "-ân" ile biten "i'lân, şitâbân, nümâyân, fürûzân" gibi kelimeler kafiyeyi kurar. Mustafa Safâyî tezkiresine bu kasideden yirmi dört beyit almıştır; İsmail Hakkı Aksoyak'ın sözlük maddesinde bu beyitler Pervin Çapan neşrinden aktarılır. Aksoyak kasidenin Damad İbrâhim Paşa'ya yazıldığını belirtir. Metindeki birkaç yazım ("tufesi", "Âsaf'd", "ezhâraser-âmed", "oludu", "Tâ k") aktarımdaki gibi bırakılmıştır; on sekizinci beytin başındaki "Hak şuma" sözü kaynakta da soru işaretiyle verilir.

Bahardan Vezire

Kaside, türün bilinen bölümlerini sırasıyla izler. İlk on iki beyit bir bahar tasviridir ve kahramanı zerrindir: bahar şahının gelişini müjdeleyen bir haberci, yeşil göğün Ülker'i, Zühre ile Süheyl'e benzeyen bir yıldız, Edhemî külahlı bir derviş, zümrüt tahtta oturan Süleyman, çiçeklere şarap sunan bir saki. On üçüncü beyit girizgâhtır: zerrin, "Hazret-i Âsaf'ın bahçesi" açıldığından beri gülün bile gıpta ettiği çiçek olmuştur. Âsaf, Hz. Süleyman'ın veziridir ve divan şiirinde sadrazamın yerine anılır. Ardından gelen beyitler vezirin adaletini, görüşünü ve kokusunu över; bahçenin çiçeği artık onun hizmetindedir.

On dokuzuncu beyitte şair kendi adını anar ve zerrin kelimesinin "altın" anlamına döner: vezir Eşref'in şiirini beğenirse, altın bile bu şiire ucuz bir karşılık kalır. Yirminci beyit aynı oyunu hat sanatıyla sürdürür. Şairin sözleri, ünlü nesta'lik hattatı Mîr Ali'nin bir kıt'asına benzer; harfleri kırmızı gül, cetvelleri sümbül, tezhibi altındır. Bu beytin bir kelimesi daha iki anlamlıdır: "kıt'a" hem kısa şiir hem hat levhası demektir. Son dört beyit dua bölümüdür. İkinci beyitteki "Eşref-i feyz-i Hudâ-dâd" sözünün, kasidenin daha başında şairin mahlasını sezdirmesi de rastlantıya benzemiyor.

Lâle Devri'nin Bahçeleri

Kasidenin yazıldığı yıl bilinmiyor. Damad İbrâhim Paşa 1716'da vezir, 1718'de sadrazam olmuş ve 1730'a kadar bu makamda kalmıştır; Lâle Devri diye anılan bu yıllar bahçelerin, köşklerin ve çiçek yetiştirmenin moda olduğu bir dönemdir. "Âsaf'ın bahçesi"nin açılması sözü bu bahçe yapımlarından birine işaret ediyor olabilir; metin hangi bahçe olduğunu söylemez. Eşref'in Mir'âtü's-safâ'sını da aynı paşaya sunduğu kayıtlıdır; bu eser ve Eşref'in öteki kitapları Eşref Abdurrahman Efendi (Abdîzâde) yazısında tanıtılmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar