Abdîzâde Eşref Abdurrahman Efendi'nin adını yaşatan, şiirinden çok ansiklopedik eserleridir: milletleri, şairleri, kıraat imamlarını ve âlimleri anlatan Tezkiretü'l-hikem, kutsal şehirlerin faziletlerini anlatan Mir'âtü's-safâ. XVIII. yüzyılın ilk yarısında Merzifon'da müderrislik ve müftülük yapan bu âlim ve şair, Kıbrıs mevleviyetine kadar yükseldi ve 1151'de (1738-39) öldü; kaynaklarda "Kıbrıs Mollası" adıyla da anılır. Bir divanı olduğu da kaydedilir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki maddesini ve eserleri üzerine notları Eşref Abdurrahman Efendi-Abdîzâde sayfası verir.
Hüsameddin'in Kaydı
Merzifonludur. Oranın ulemâsından Mustafa Efendi bin Mehmed Efendi bin Abdî Efendi'nin mahdûmu ve şâir-i meşhûr Nedim Ahmed Efendi'nin pederi akrâbasından olup Merzifon'da Gelgiras hatîbi İbrâhim Efendi'den mukaddimât-ı ulûmu görüp Amasya'ya geldi. [...] Orada rüûs imtihânını kazanıp müderris olarak avdet ve Merzifon'da bir müddet ders-i âm oldu. Ba'dehû Sultâniye-i Merzifon müderrisi, 1136'da Merzifon Müftüsü olup 1143'de İstanbul'a gitdi. Bu esnâda Sahn'a kadar devre-i medâris-i mu'tâdeyi ikmâl etdiğinden Kıbrıs mevleviyyeti verildi. Yine Merzifon'a avdet edib 1151'de dâr-ı bekâya irtihâl etdi. Âlim, fâzıl, şâir, kâmil, edîb bir zât idi.
Günümüz Türkçesiyle: Merzifonludur. Merzifon âlimlerinden Abdî Efendi oğlu Mehmed Efendi oğlu Mustafa Efendi'nin oğludur ve ünlü şair Nedîm Ahmed Efendi'nin babasının akrabasındandır. Merzifon'da Gelgiras hatibi İbrâhim Efendi'den ilimlerin başlangıç derslerini okuyup Amasya'ya geldi. İstanbul'da müderrislik sınavını kazanıp müderris olarak döndü ve Merzifon'da bir süre ders okuttu. Sonra Merzifon Sultâniye Medresesi müderrisi, 1136'da (1723-24) Merzifon müftüsü oldu, 1143'te (1730-31) İstanbul'a gitti. Bu sırada Sahn'a kadar olağan medrese basamaklarını tamamlamış olduğu için kendisine Kıbrıs mevleviyeti verildi. Yine Merzifon'a döndü ve 1151'de (1738-39) öldü. Âlim, erdemli, şair, olgun ve edip bir zattı.
Hayatı
Eşref'in yetişmesinde Amasya'nın payı büyüktür. Hüsameddin onun Merzifon'daki ilk derslerinden sonra Amasya'ya geldiğini ve öğrenimini burada altı hocadan tamamladığını yazar: Amasya müftüsü Çorumlu Ahmed, İnallı Mehmed, Eyraklı Yûsuf Efendizâde Seyyid Mehmed, Merzifonlu Hacı Mustafa, Müderriszâde Seyyid Mehmed ve Lâdik'teki Şeyhülislâm Medresesi'nin müderrisi Ayıntâbî Yûsuf efendiler. Ardından İstanbul'a gitmiş, rüûs imtihanını vererek müderris olmuş ve memleketine dönmüştür. Hayatının büyük kısmı Merzifon'da, hem ders kürsüsünde hem müftülükte geçti. Kıbrıs mevleviyeti ona İstanbul'a gittiği 1143'ten sonra verilmiştir; Hüsameddin bu mollalığı fiilen yürütüp yürütmediğini söylemez, yalnız yine Merzifon'a döndüğünü yazar.
Öteki kaynaklar bu hayatı farklı çizer. M. Münir Aktepe'nin TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi onu Merzifonlu Şerefeddin Ali'nin oğlu olarak tanıtır, medrese öğreniminden sonra kadılık mesleğine girdiğini ve hayatı hakkında fazla bilgi bulunmadığını söyler. İsmail Hakkı Aksoyak'ın Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü maddesi ise babasının mevâlîden olduğunu, ilk eğitimini babasından aldığını, Şeyhülislâm Mehmed Efendi'den mülâzım olduğunu, kadılıkta başarılı olamayınca bu yoldan ayrıldığını ve ölüm tarihinin bulunamadığını yazar; şairi XVII. yüzyıla yerleştirir. Babanın adı ve ölüm tarihi konusunda kaynaklar birleşmez. Üç kaynağın da aynı eserleri saymasından aynı kişiden söz ettikleri anlaşılır.
Eserleri
Hüsameddin Eşref'in eserlerini "Mir'âtü's-Safâ", "Tezkiretü'l-Hikem", "Uyûnü'l-Ulûm", "Şerh-i Risâle-i Muammâ-yı Câmî" ve "Dîvân-ı Eş'âr" diye sayar. Aktepe'ye göre Tezkiretü'l-hikem fî tabakāti'l-ümem 1728'de Türkçe yazılmış, bir mukaddime, otuz altı tezkire ve bir hâtimeden oluşan ansiklopedik bir eserdir; 1252'de Mısır'da, 1291'de İstanbul'da Şemseddin Sivâsî'nin manzum Menâkıb-ı İmâm-ı A'zam'ının kenarında basılmıştır. Hüsameddin de tezkirenin bu baskısından söz eder ve zeylinde Eşref'in hocalarının hâl tercümelerinin bulunduğunu ekler. Mir'âtü's-safâ Mekke, Medine, Kudüs ve Halîlürrahman'ın faziletlerini anlatır; Aktepe 1710'da yazılıp devrin sadrazamı Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa'ya sunulduğunu yazar, ama Damad İbrâhim'in sadareti 1718'de başladığından bu iki bilgi birbirini tutmaz. Uyûnü'l-ulûm ile Molla Câmî'nin muammâ risalesinin şerhi de ansiklopedik nitelikte eserlerdir; ahlaki hikâyeler içeren bir risalesi de anılır. Aksoyak yüz elli kadar eseri olduğunu ve Türkçe ile Farsça şiir yazdığını söyler.
Nedîm ile Akrabalık
Hüsameddin, Eşref'i Lâle Devri'nin büyük şairi Nedîm'in babasının akrabası sayar. Aktepe ise bazı kaynaklarda Eşref'in yanlışlıkla Nedîm'in amcası gösterildiğini, oysa ikisi arasında hiçbir akrabalık bulunmadığını kesin bir dille yazar. Bu soru, Nedîm'in Merzifonlu atalarıyla birlikte Nedîm (Ahmed Nedîm) sayfasında da ele alınmıştır. İkisinin de Damad İbrâhim Paşa'nın çevresinde bulunması ve aynı Merzifon ulema muhitinden gelmesi böyle bir karışıklığa zemin hazırlamış olabilir; kaynaklar bunu söylemez, yalnızca akla yakın bir ihtimaldir.
Şiiri
Eşref'in divanının nüshası ya da neşri bilinmiyor. Bugün okunabilen şiirleri dört parçadır. Hüsameddin'in "eş'âr-ı latîfesinden" diye verdiği iki beyit, Aksoyak'ın maddesinde de yer alır. Aksoyak ayrıca üç beyitlik bir gazel parçası, "Hasan" adı üzerine bir muammâ ve Damad İbrâhim Paşa'ya sunulmuş "zerrîn" redifli kasideden Safâyî tezkiresinin aldığı yirmi dört beyti aktarır. Kaside, adını taşıyan sarı bahar çiçeğinin bir bahçedeki görünüşünden vezirin övgüsüne geçer ve Lâle Devri'nin bahçe ve çiçek merakını yansıtır. Dört parçanın her biri, metni ve açıklamasıyla ayrı bir sayfada verilmiştir.
Ailesi
Hüsameddin'e göre oğulları Mustafa ve Mehmed efendilere "Ammizâde" denmiştir, çünkü Iydî Bayram Efendizâde Hacı Âkif Mustafa Efendi'nin amcazadeleriydiler. Mehmed Efendi'nin oğlu Mustafa Âdil Efendi kadı şairlerdendir; Mustafa Efendi'nin oğulları Kâzım Abdurrahman ve Kâmil İsmâil efendiler de tanınmıştır. Hüsameddin, Amasya'da da Ammizâdeler bulunduğunu not eder. Kendisi de "Abdîzâde" lakabını taşıyan Hüsameddin, Eşref'in soyundaki Abdî Efendi ile kendi ailesi arasında bir bağ kurmaz; böyle bir bağ doğrulanamamıştır.
Kronoloji
1710: TDV'ye göre Mir'âtü's-safâ'yı yazar.
1136 (1723-24): Merzifon müftüsü olur.
1728: Tezkiretü'l-hikem'i yazar.
1143 (1730-31): İstanbul'a gider; Kıbrıs mevleviyeti verilir.
1151 (1738-39): Merzifon'da ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, s. 238–239 (e-kitap s. 337). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page337.html
- Mustafa Safâyî, Tezkire-i Safâyî, haz. Pervin Çapan, Ankara: AKM Yayınları, 2005, s. 90 (Aksoyak, TEİS aktarımıyla).
Akademik çalışmalar
- M. Münir Aktepe, "Abdurrahman Eşref Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 161. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurrahman-esref-efendi
Kitaplar
- İsmail Hakkı Aksoyak, "Eşref, Abdurrahman Eşref Efendi", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 01.05.2015 (güncelleme 26.11.2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/esref-abdurrahman-esref-efendi
Çevrimiçi kaynaklar




