Özgün Metin

Tecnîs tenâsüb-i dü-peyker …
Tâmm-est eger dü-lafẓ veyâ bîş
der-güft ü nüvişt şüd berâber
der-her-dü terekküb ü taḥarrük
mânend şeved çü der-dü-câ ḫar
Ger bâ-ḥareket-i muḫâlif âyend
nâḳıṣ şeved ism çün pür ve per
Zâyid ki müẕeyyel ism şüd nîz
ḥarf ve ḥareket be-her dü yekser
der âḫir yek ziyâde bâşed
çün çeşm ve çeşme ey hünerver
Ger zâyid yek der-âyed
çün âdem ve dem bi-gû mükerrer
Tecnîs-i mürekkeb ân-çünân-est
lîkin be-terekküb-est der-ḫûr
der her dü ve çü derdih-est der-dih
der-yek çü dilâver ve dil-âver
Tecnîs-i muṭarraf ân-çünân-est
gez her dü dü-ḥarf şüd muġayyer
Tecnîs-i ḫaṭṭ-est çün bi-keş şüd
mis̱l-i diger-eş be-şekl ü peyker …
Ender-beyân-ı ṣanʿat-ı teşbîh …

Günümüz Türkçesiyle

1. Tecnis (cinas), iki biçimin birbirine uygun düşmesidir… (Neşir mısraın devamını vermez.)

2. İki ya da daha çok kelime söyleyişte ve yazılışta eşit olursa, bu "tâmm" (tam cinas) olur.

3. İkisinde de yapı ve harekeler birbirinin aynı olur; iki yerde geçen "ḫar" kelimesi gibi. (Halîmî'nin şerhinde verdiği örneğe göre "ḫar" bir yerde "eşek" anlamında isim, öbür yerde Farsça "satın al" anlamında fiildir.)

4. İki kelime farklı harekelerle gelirse adı "nâkıs" olur; "pür" (dolu) ile "per" (kanat) gibi.

5. "Zâyid" ki adı "müzeyyel" de olmuştur: iki kelimede harfler ve harekeler baştan sona birdir,

6. ama sonda birinde bir harf fazla bulunur; ey hünerli kişi, "çeşm" (göz) ile "çeşme" gibi.

7. Fazla harf kelimenin başına gelirse, "âdem" (insan) ile "dem" (nefes, an) gibi, buna "mükerrer" de. (Şerh, fazlalığın kelimenin başında olduğunu açıklar; ilk mısra neşirde kısa kalmıştır.)

8. "Mürekkeb" cinas da öyledir, yani tam cinas gibidir; ancak birleşik kelimeyle kurulmaya elverişlidir.

9. Birleşiklik iki tarafta olursa "derdih" ile "der-dih" gibi, bir tarafta olursa "dilâver" (yiğit) ile "dil-âver" (gönül getiren) gibi olur.

10. "Muṭarraf" cinas şöyledir: iki kelimenin her birinde birer harf farklılaşır. (Şerhe göre bu fark kelimelerin sonundadır: "ġâfir" ile "ġâfil", "ḫûb" ile "ḫûn", "balı" ile "balık" gibi.)

11. "Ḫaṭṭ" cinası, bir kelimenin öbürünün şekil ve suretinde yazıldığı durumdur… (Şerhe göre yazılışları aynı, noktaları farklı kelimelerdir: "ʿâḳil" ile "ġâfil", "per" ile "ter" gibi.)

12. Teşbih sanatını açıklama hakkında… (Mısra teşbih bölümünün başında yer alır, neşir devamını vermez.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Bu mısraların muhatabı öğrencidir. Halîmî cinas, teşbih ve mecaz üzerine yazdığı küçük risalede her kaideyi önce Farsça bir iki manzum mısraya sığdırır, sonra "Yaʿnî" diye başlayan Türkçe bir şerhle açar ve örnekler verir. Risalenin sonunda kaidelerin yaygın ve az bilinen olanlarının "naẓm olınup beyân olındığını", yeni başlayanların bunları akılda tutmasını amaçladığını söyler. Ezberlensin diye nazma çekilmiş bu tür kaideler, Halîmî'nin sözlüklerinde de izlediği yoldur: Bahrü'l-garâib de önce düz bir sözlükken sonradan manzum hâle getirilmiştir.

Metnin bilinen tek neşri, Muhittin Eliaçık'ın Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 430/7 numaralı mecmuanın 67b-70a yapraklarından yaptığı çeviriyazıdır. Neşir Farsça mısraları şerhle birlikte düz yazı düzeninde verir ve bir kısmını "ilh" diyerek kısaltır. Yukarıdaki mısra bölümü bizimdir: neşirdeki virgüllere ve kafiyeye bakılarak yapılmıştır. Kısaltılan yerler üç noktayla gösterilmiştir. Yarım mısra olarak duranlar birinci ve on ikinci satırlardır; neşir ikisinin de devamını vermez. Mısraların çoğunun "berâber, per, yekser, hünerver, mükerrer, dil-âver, muġayyer, peyker" diye aynı sesle bitmesi, bunların tek bir manzumenin parçaları olduğunu düşündürür. Sekizinci beytin sonundaki "der-ḫûr" bu kafiyeye uymaz; okuma ya da istinsah farkı olabilir, neşir bir açıklama getirmez. Yedinci beytin ilk mısraı da öteki mısralardan kısadır ve bir kelimenin düştüğü izlenimini verir. Neşir vezin bilgisi vermediği için mısraların hangi aruz kalıbıyla yazıldığı burada belirlenmemiştir.

Halîmî cinası "yedi nevi" diye tanıtır, ama listesinde altı ad sayar: tam, nâkıs, mükerrer, mürekkeb, mutarraf ve hat; zâyid ya da müzeyyel cinası ise listede yer almadan ayrı bir mısrada açıklanır, yedinci tür muhtemelen odur. Eliaçık, risaledeki tanım ve tasniflerin bilinen belagat kitaplarındakilerden farklı olduğunu belirtir. Örneğin Halîmî, başka âlimlerin "nâkıs" adını daha geniş kullandığını ve kelime ortasındaki harf fazlalığını da ona kattığını şerhte ayrıca not eder. Tam cinasa Mevlânâ'dan aldığı örnek, "ḫar" kelimesinin hem "eşek" hem "satın al" anlamına gelmesine dayanır. Mürekkeb cinasın "dilâver" ile "dil-âver" örneği ise birleşik bir kelimenin, aynı harflerle yazılan tek bir kelimeyle nasıl ses ortaklığı kurduğunu gösterir. Yazı cinasının örnekleri olan "ʿâḳil" ile "ġâfil", Arap harfli yazıda yalnız noktalarla ayrılan kelimelerdir ve bu tür ancak o yazının içinde fark edilebilir.

Risalenin ne zaman yazıldığı bilinmez. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Mustafa Erkan, Halîmî'nin bu konulara Bahrü'l-garâib'in şerhinde kısaca değindiğini, risalede ise ayrıntılı olarak işlediğini yazar. Mısraların sözlüğün manzum metninden mi alındığı, yoksa risale için mi yazıldığı neşirden anlaşılmaz. Şairin hayatı ve öteki eserleri için Halîmî Lutfullah Çelebi yazısına bakılabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar