Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

I. Bent

Şol sa‘âdet milketinde şâh Sultân Mustafâ
Şol sipihr-i saltanatda mâh Sultân Mustafâ
Şol gazâ ehline devlet-hʷâh Sultân Mustafâ
Şevketiyle mefhar-ı dergâh Sultân Mustafâ
Mukbil ü makbûl-i ehlu’l-lâh Sultân Mustafâ
Mazhar-ı âsâr-ı ‘izz ü câh Sultân Mustafâ
Oldı kurbân fî-sebîli’l-lâh Sultân Mustafâ
Cennetüllâh ola seyrângâh-ı Sultân Mustafâ
Ohıram el-hükmüli’llâh âh Sultân Mustafâ
Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ

II. Bent

İşidüp nâgeh vefâtun cümle insân ağladı
Hey ne insân cümle mahlûkât yeksân ağladı
Taşlara başın dögüp deryâ-yı ‘ummân ağladı
Nâle kıldı ra‘d u yandı berk u bârân ağladı
Acıdı bu hâl-içün kâfir müselmân ağladı
Göge boyandı felek gökde şafak kan ağladı
İstimâ‘ oldukda cümle ‘ayn-ı a‘yân ağladı
‘Arşa çıkdı bu haber eyvân-ı keyvân ağladı
Çarha girdi nâleler giryân u suzân ağladı
Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ

III. Bent

Dökilüp berg-i hazân benzin sarardur bâglar
Kara geydi suya gark oldı niçe ocaglar
Bî-karâr oldı bu derdile karalar ağlar
Derde düşdi mübtelâlar sayru oldı saglar
Taşlar döymez buna tâkat getürmez taglar
Bu yasağı gördi mâtem yâs ider yaş aglar
Taglar mâtem tutar kan yaş döker ırmaglar
Taglarda lâleler bagrında yakdı daglar
Yakasın çâk eyleyüpdür haymeler otaglar
Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ

IV. Bent

Kanı ol şehzade kim bulmışdı bunca iştihâr
Pür-şecâ‘at pâk-meşreb mü’min-i sâhib-vakâr
Pîr ü ferzend ü gazanfer-fer şeh-i Dârâb-dâr
Şol Süleymân-mân Sikender-der ferîd-i rûzgâr
Serv ü ‘ar‘ar olmış-iken kâmetinden şermsâr
Sarsar-ı bâd-ı ecelden düşdi oldı hâksâr
Hasretâ hayfâ dirîgâ hey meded şol gül-‘izâr
Topraga düşdi olup cismi gıdâ-yı mûr u mâr
Ravza-i cennet ola yâ Rab ana dâr u diyâr
Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ

V. Bent

Ragbet itme mülk-i dünyâya inen kılma taleb
Eyler-isen anı kıl kim cennete ola sebeb
Cehd kıl cem‘iyyet-i cismâniyi kıl müntahab
Bâb-ı dînde mü’mine lâzımdur âdâb u edeb
Kimse bilmez cânib-i Hak’da nedür zîb ü zeheb
Zerre denlü zer hisâb olur hicâb olur haseb
Tanrı dergâhında yeksândur habîb ehl-i neseb
Yâ ilâhî rahmet eyle kullara kılma gazâb
Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ

VI. Bent

İy niçe sekeşlerün tâvın kapan çarh-ı dü reng
Leşker-i dünyâyı kâdir kırsa bî-âşub u ceng
Gâfil olma ‘âkil ol sana gerekse nâm u neng
Bister-i âgende bâlîn eyleyen bulmadı seng
Her kimün gürg-i ecel ketfine bindi urdı çeng
Mûr-veş eyler za‘îf olsa eger şîr ü peleng
Hamza vü Dahhâk n’oldı yâ kanı Hûşeng ü Şeng
Keykubâd’un bâda virdi başın aldı bî-direng
Oldı çün mesken ten-i ‘üryânuna tâbût-ı teng
Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ

VII. Bent

Hasbiyâ çün ‘aksine döndi sipihr-i ser-nigûn
Ejdehâ olsan ider dest-i ecel bagrunı hûn
Kime tîr ursa kılur kavs-i kazâ zâr u zebûn
Hak kelâmullâhda buyurdı lâ-yeste’hirûn
Lâ-yemûtûn yazılmışdur verâ’ü’l-mü’minûn
Kimseye bâkî degül fânî-durur dünyâ-yı dûn
Devletinün evveli devletdür ana âhirûn
Mustafâ şer‘in koma elden odur dîne sütûn
Rahmetu’l-lâhi ‘aleyh innâ ileyhi râci’ûn
Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ

Günümüz Türkçesiyle

I. Bent

1. O mutluluk ülkesinin şahı Sultan Mustafa; o saltanat göğünün ayı Sultan Mustafa.

2. O gaza ehlinin iyiliğini dileyen Sultan Mustafa; şevketiyle dergâhın övüncü Sultan Mustafa.

3. Allah dostlarının makbulü ve sevdiği Sultan Mustafa; izzet ve itibar eserlerinin göründüğü Sultan Mustafa.

4. Allah yolunda kurban oldu Sultan Mustafa; Allah'ın cenneti Sultan Mustafa'nın gezinti yeri olsun.

5. "Hüküm Allah'ındır" diye okurum, ah Sultan Mustafa; ah Sultan Mustafa, eyvah Sultan Mustafa.

II. Bent

6. Ansızın ölümünü işitip bütün insanlar ağladı; insan da ne, bütün yaratılmışlar bir olup ağladı.

7. Başını taşlara vurup okyanus ağladı; gök gürleyip inledi, şimşek yandı, yağmur ağladı.

8. Bu hâle kâfir de Müslüman da acıyıp ağladı; felek gök rengine (yas rengine) boyandı, gökte şafak kan ağladı.

9. Haber duyulunca ileri gelenlerin hepsi ağladı; haber arşa çıktı, Keyvan'ın sarayı (yedinci kat gök) ağladı.

10. İnleyişler gök çarkına girdi, yanıp yakılarak ağladı. Ah Sultan Mustafa, eyvah Sultan Mustafa.

III. Bent

11. Güz yaprakları dökülüp bağların benzi sararıyor; nice ocaklar kara giydi, suya gark olup söndü.

12. Bu dertle karalar (kara topraklar ya da kara giyinenler) huzursuz olup ağlıyor; dertliler derde düştü, sağlamlar hasta oldu.

13. Taşlar buna dayanmaz, dağlar takat getirmez; bu yası (metinde "yasağı") gören matem tutar, yas eder, gözyaşı döker.

14. Dağlar yas tutar, ırmaklar kanlı yaş döker; dağlarda laleler bağrına dağlar yaktı.

15. Çadırlar, otağlar yakalarını yırtmıştır. Ah Sultan Mustafa, eyvah Sultan Mustafa.

IV. Bent

16. Nerede o bunca ün kazanmış şehzade; cesaret dolu, meşrebi temiz, vakarlı bir mümin.

17. Bilge, değerli bir evlat, aslan heybetli, Dârâ'nın tahtına layık bir şah; Süleyman'ın yurduna, İskender'in kapısına sahip, zamanın biricik insanı (mısrada "mân" yurt, "der" kapı anlamında ses oyunlarıyla kullanılmıştır).

18. Servi ve ardıç onun boyu karşısında utanmışken, ecel rüzgârının fırtınasıyla düştü, toprakla bir oldu.

19. Ne hasret, ne yazık, eyvah, imdat; o gül yanaklı toprağa düştü, bedeni karınca ve yılana yem oldu.

20. Ya Rab, cennet bahçesi ona yurt ve diyar olsun. Ah Sultan Mustafa, eyvah Sultan Mustafa.

V. Bent

21. Dünya mülküne rağbet etme, onu isteme; isteyeceksen cennete sebep olacak olanı iste.

22. Çalış, kendini derleyip toparlamayı seç; din kapısında mümine edep ve terbiye gerekir.

23. Hak katında süsün ve altının ne olduğunu kimse bilmez; zerre kadar altının bile hesabı sorulur, soy sop ise perde olur.

24. Tanrı'nın dergâhında Allah'ın sevgilisi ile soylu kişi birdir; Allah'ım, kullarına rahmet et, gazap etme.

25. Ah Sultan Mustafa, eyvah Sultan Mustafa (bendin nakarattan önceki mısraı kaynakta eksiktir).

VI. Bent

26. Ey nice baş kaldıranın gücünü elinden alan iki renkli (gece ile gündüzlü) felek; Kadir olan Allah dünyanın ordusunu kargaşasız, savaşsız kırar.

27. Ad ve şeref istiyorsan gafil olma, akıllı ol; kuş tüyü döşeği yastık edinen de (mezarında) başının altına bir taş bile bulamadı (beyit kapalıdır, bu okuma bizimdir).

28. Ecel kurdu kimin omzuna binip pençe attıysa, aslan ve kaplan da olsa onu karınca gibi zayıf düşürür.

29. Hamza ve Dahhâk ne oldu, hani Hûşeng ve Şeng; Keykubâd başını yele verdi, ecel onu gecikmeden aldı.

30. Çıplak bedenine dar bir tabut mesken olduğu için; ah Sultan Mustafa, eyvah Sultan Mustafa.

VII. Bent

31. Ey Hasbî, baş aşağı dönen felek madem tersine döndü, ejderha da olsan ecelin eli bağrını kana boyar.

32. Kaza yayı kime ok atarsa onu inletir, perişan eder; Hak Kur'an'da (ecelleri geldiğinde) "bir an geri kalamazlar" (lâ yeste'hirûn) buyurdu.

33. Müminlerin ardına "ölmezler" (lâ yemûtûn) diye yazılmıştır; alçak dünya kimseye kalmaz, fanidir.

34. Onun devletinin evveli de devlettir, sonu da; Mustafa'nın (Peygamber'in) şeriatını elden bırakma, dinin direği odur.

35. Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun; biz Allah'a döneceğiz (innâ ileyhi râci'ûn). Ah Sultan Mustafa, eyvah Sultan Mustafa.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" vezniyle yazılmış yedi bentlik bir muaşşerdir; her bent on mısradan oluşur ve "Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ" nakaratıyla biter. Birinci bentte bütün mısralar "Sultân Mustafâ" redifiyle biter ve bu redif şehzadenin adını on kez tekrarlayan bir ağıt etkisi yaratır. Öteki bentlerde ilk dokuz mısra kendi arasında kafiyelidir: ikinci bentte "ağladı", üçüncüde "-aglar", dördüncüde "-âr", beşincide "-eb", altıncıda "-eng", yedincide "-ûn" sesleri sürer. Beşinci bent kaynakta dokuz mısradır; nakarattan önceki mısra eksiktir. Mahlas son bentte "Hasbiyâ" seslenişiyle geçer.

Mersiyeyi Muvaffak Eflatun 2016'da "Hasbî'nin Şehzade Mustafa Mersiyesi" adlı makalesinde yayımlamıştır; burada Recep Hasar'ın tezindeki aktarımıyla verilmiştir. Eflatun'un makalesine doğrudan ulaşamadık.

Anlam ve Söz Sanatları

Birinci bent bir övgü ve ağıttır: şehzade mutluluk ülkesinin şahı, saltanat göğünün ayı, gazilerin hayırhahı ve Allah yolunda kurban olmuş bir şehittir. İkinci ve üçüncü bentler bütün evrenin yasını anlatır. Deniz başını taşlara vurur, gök gürler, şimşek yanar, şafak kan ağlar; bağlar sararır, dağlar yas tutar, laleler bağırlarını dağlar, çadırlar ve otağlar yakalarını yırtar. Otağların yaka yırtması, ölümün bir ordugâhta gerçekleşmesini hatırlatan güçlü bir teşhistir.

İkinci bent, Kâdirî'nin Şehzade Mustafa mersiyesinin ikinci bendiyle neredeyse aynıdır. Kâdirî'nin bendindeki sekiz mısradan yedisi burada da küçük farklarla bulunur; Hasbî'de fazladan "Acıdı bu hâl-içün kâfir müselmân ağladı" ve "İstimâ‘ oldukda cümle ‘ayn-ı a‘yân ağladı" mısraları vardır. Bu ortaklık incelediğimiz kaynaklarda tartışılmamıştır; tespit bize aittir. Âşık Çelebi'nin aktardığı, Hasbî'nin hapisteyken yazdığı "Hâlüme kâfirler acısun müselmân aglasun" nakaratlı murabba, "kâfir ile Müslüman'ın ağlaması" söyleyişinin şairin dilinde daha önce de bulunduğunu gösterir.

Dördüncü bentte şehzadenin portresi çizilir. "Süleymân-mân Sikender-der" söyleyişi, Farsça "mân" (yurt, ev) ve "der" (kapı) kelimeleriyle bir ses oyunu kurar; aynı mısrada Süleyman ile İskender'in anılması, şehzadeyi babasının ve büyük cihangirlerin halefi olarak gösterir. Beşinci ve altıncı bentler öğüt bölümüdür ve dünya malının değersizliği, ölümün kaçınılmazlığı üzerinde durur; Hamza, Dahhâk, Hûşeng ve Keykubâd gibi destan ve tarih kahramanlarının anılması, en güçlülerin bile ölüme yenildiğini söyler. Son bentte iki Kur'an sözüne telmih yapılır: ecelleri gelenlerin bir an bile geri kalamayacağını bildiren "lâ yeste'hirûn" ve şehitlerin ölü sayılmayacağını hatırlatan "lâ yemûtûn". "Mustafâ şer‘in koma elden" mısraında Peygamber'in adı ile şehzadenin adı arasında tevriye vardır.

Tarihî Bağlam

Hasbî, şair Keşfî'nin küçük kardeşidir ve Âşık Çelebi'ye göre İbrahim Paşa'nın vezirliği sırasında on yıl hapis yatmıştır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde Mehmet Fatih Köksal, Şehzade Mustafa'ya intisap ettiğini belirtir ve mersiye ile tarih manzumesini onun 1553'ten sonra da yaşadığının delili sayar. Şairin aynı olay için düştüğü tarih kıt'ası bu kategoride ayrı bir yazı olarak yayımlanmıştır; hayatı biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 264-265, "Hasbî" maddesi.

Akademik çalışmalar

  • Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 117-118, 121, 495-498. https://hdl.handle.net/11352/2746
  • Muvaffak Eflatun, "Hasbî'nin Şehzade Mustafa Mersiyesi", 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, 5(15), 2016, s. 159-178 (Hasar'daki aktarımla).

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar