Hasbî, Germiyan ilindeki Gediz kasabasından, şair Keşfî'nin küçük kardeşi olan on altıncı yüzyıl şairidir. Tezkirelerde en çok, İbrahim Paşa'nın vezirliği sırasında karıştığı bir olay yüzünden on yıl zindanda kalması ve bu sürede mahlasını Habsî (hapsedilmiş) olarak değiştirmesiyle anılır. Şehzade Mustafa'ya intisap ettiği bilinen şair, 1553'te şehzadenin öldürülmesi üzerine yedi bentlik uzun bir mersiye yazmış, ölümüne bir de tarih kıt'ası düşürmüştür. Bu iki şiir, onun Amasya'nın şehzadesiyle bağının ve 1553'ten sonra da yaşadığının belgesidir.

Hasbî'nin Amasya ile bağı Şehzade Mustafa üzerinden kurulur. Şehzade 1541'den 1553'e kadar Amasya sancakbeyiydi ve şehirde geniş bir şair çevresi toplamıştı. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Hasbî'nin şehzadeye intisap ettiğini belirtir; ancak bu intisabın ne zaman ve nerede gerçekleştiği, şairin Amasya'ya gidip gitmediği kaynaklarda açıklanmaz.

Hayatı

Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Gelibolulu Âlî, Hasbî'yi Germiyan'daki Gedus (Gediz) kasabasından, şair Keşfî'nin küçük kardeşi olarak tanıtır. Eğitimi ve mesleği hakkında bilgi yoktur. Hayatının en çok anlatılan olayı, Kanuni'nin sadrazamı İbrahim Paşa'nın vezirliğinin ilk yıllarında yaşanmıştır. Âşık Çelebi'nin anlattığına göre Hasbî, içinde bir cinayet işlenen bir mecliste bulunmuş, paşanın emriyle subaşına teslim edilmiştir. Kollarından asılıp işkence görürken "Derd-i dâg-ı ‘ışk kim itmez tahammül Kâf aña" matlaını irticalen söylemiş, aynı gece subaşının kızı ansızın ölünce subaşı bunu onun suçsuzluğuna yorumlayıp paşaya ikrar alamadığını bildirmiştir. Yolda bir ağaca çarpıp gözünü yaralayan Hasbî, paşa "gözüne ne oldu" diye sorunca "Sultanım, yerini beğenmedi, çıkmak istiyor" cevabını vermiş; bu nüktenin paşanın hoşuna gitmemesi üzerine Üsküdar karşısındaki Ketayun Sarayı denen kaleye hapsedilmiştir.

Hasbî burada on yıl kaldı ve mahlasını Habsî olarak değiştirdi. Paşaya zindandan kasideler gönderdi; devrin tanınmış şairlerinden Basîrî, Zâtî, Keşfî ve Kandî de divan yolunda paşayı selamlayıp onun bağışlanmasını istediler. Âşık Çelebi'ye göre paşanın gönlü yumuşamışken bazı kişilerin şairlerin paşayı hicivle korkutmak istediklerini söylemesi üzerine Hasbî ebedî hapse mahkûm edildi. Ancak İbrahim Paşa'nın öldürüldüğü gün, 15 Mart 1536'da, zindandan çıkarıldı. Kardeşi Keşfî ve ardından Keşfî'nin oğlu Atâ ölünce bütün servetleri Hasbî'ye kaldı. Âşık Çelebi, bu servetin harama karıştığını söyler ve Hasbî'nin ondan bir akçe bile harcamadan öldüğünü, mirasın Gediz'deki bazı kişilere geçtiğini anlatır.

Hasbî'nin ölüm tarihi bilinmemektedir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde Mehmet Fatih Köksal, Şehzade Mustafa'ya mersiye ve tarih yazmış olmasından hareketle onun 1553'ten sonra öldüğünü belirtir. Sicill-i Osmanî ile Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi'nde yer alan, Hasbî'nin Şehzade Mustafa vakasında öldürüldüğü yolundaki kaydın bu yüzden doğru olamayacağını yazar. Sicill-i Osmanî'de mahlasın Hasîbî diye geçmesi de bir yanlışlıktır.

Kaynakların Hükmü

Tezkireciler Hasbî'nin kişiliğini sert bir dille anlatır. Âşık Çelebi onda bir delilik eseri bulunduğunu, cahil, hafifmeşrep, içkiye düşkün ve çok konuşan biri olduğunu, her türlü şiir söylediğini ama çoğunun anlamsız sözler olduğunu yazar. Gelibolulu Âlî onu "ol devr ‘ayyâşlarınuñ kallâşı vü evbâşı" (o devrin ayyaşlarının kalleşi ve ayak takımı) diye niteler. Kınalızâde ise çok söylediği için saçma sözlerinin de çok olduğunu, fakat arasında âşıkane manzumeler bulunduğunu kaydeder ve zindanda yazdığı "Hâlüme kâfirler acısun müselmân aglasun" nakaratlı murabbaı "hayli ‘âşıkânedür" diye över. Köksal'a göre bilinen bir eseri olmayan Hasbî'nin Edirneli Nazmî'nin Mecma‘u'n-nezâ'ir'inde otuz dokuz, Pervâne Bey Mecmuası'nda yirmi üç şiiri bulunur.

Şiiri ve Şehzade Mustafa

Hasbî'nin Şehzade Mustafa için yazdığı mersiye, "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" vezniyle yazılmış yedi bentlik bir muaşşerdir ve her bendi "Âh Sultân Mustafâ eyvâh Sultân Mustafâ" nakaratıyla biter. Birinci bentte her mısra şehzadenin adıyla sona erer. Mersiyeyi Muvaffak Eflatun 2016'da yayımlamıştır. Şiirin ikinci bendi, Kâdirî'nin mersiyesinin ikinci bendiyle neredeyse aynıdır; bu ortaklık incelediğimiz kaynaklarda tartışılmamıştır. Hasbî ayrıca şehzadenin ölümüne yedi beyitlik bir tarih kıt'ası düşürmüştür. Âşık Çelebi'nin tam olarak verdiği kıt'anın dört beytini Kınalızâde de aktarır ve bu tarihlerin güzel düştüğünü söyler. Kıt'adaki "tokuz yüz altmış" (960) söyleyişi ölüm yılını açıkça verir.

Her iki şiirin özgün metni, günümüz Türkçesiyle aktarımı ve yorumu bu kategoride ayrı yazılar olarak yayımlanmıştır. Hasbî'nin zindan murabbaı ve tezkirelerde aktarılan öteki beyitleri, Amasya ve Şehzade Mustafa ile ilgisi bulunmadığından bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda, şehzadenin hayatı Şehzade Mustafa biyografisinde anlatılmıştır.

Kronoloji

15 Mart 1536: İbrahim Paşa'nın öldürüldüğü gün zindandan çıkarıldı.

960 (1553): Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine mersiye ve tarih kıt'asını yazdı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 264-265, "Hasbî" maddesi.
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 289-290, "Habsî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
  • Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-Ahbâr'ın Tezkire Kısmı, haz. Mustafa İsen, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı (e-kitap), s. 127-128, "Hasbî" maddesi.

Akademik çalışmalar

  • Muvaffak Eflatun, "Hasbî'nin Şehzade Mustafa Mersiyesi", 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, 5(15), 2016, s. 159-178 (Hasar'daki aktarımla).
  • Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 117-118, 120-121, 495-498. https://hdl.handle.net/11352/2746

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar