Amasya’da Ya’kûb Paşa zâviyesinin ilk şeyhi Mevlânâ Şemseddîn Mehmed Buhârî evlâdından Fethullâh Çelebi bin Mehmed Çelebi bin Mûsâ Paşa bin Şemseddîn Mehmed Buhârî mahdûmudur. Emîr Buhârî dâmâdı Amasyalı Mahmûd Çelebi vakfiyesinde pederinin adı Fethullâh olduğu görüldü.

Amasya ve İstanbul fuzalâsından ve hâssaten Amasyalı Kemâl Paşazâde Şemseddîn Ahmed Efendi’den ikmâl-i tahsîl edib Emîr Buhârî zâviyesi şeyhi Amasyalı Mahmûd [76] Çelebi Zâviyesi’nde ikâmet ve müşârun ileyhden ilm-i tasavvufu ve Nakşibendiyye usûl ve âdâbını ahz ü telakkî ederek müşârun ileyhe dâmâd oldu. Hemşîresi Mükrime Hâtun’u Amasyalı Abdurrahmân Efendi aldı.

Bu sûretle Hazreti Azîz’in 938’de irtihâli üzerine Emîr Buhârî zâviyesinde süccâd-nîşîn-i irşâd olup ilm ü fazlı, zühd ü takvâsıyla fevkalâde iştihâr etdi. 957’de âzîm-i Hicâz olarak îfâ-yı menâsik-i hâc edib geldi.

958 şevvâlinde eniştesi Abdurrahmân Efendi Rûmeli kazaskeri oldukda şöhreti ve ikbâli fevkalâde arttı. Bâb-ı reşâdetmeâb-ı merci-’i erbâb-ı taleb olup mürîdânından vekîl-i umûru Tarîkatcı Alî Dede’nin iblisâne harekâtıyla lisâna geldi.

964 şevvâlinde Abdurrahmân Efendi sadâretten azl ve Alî Dede nefyedilerek dağdağadan kurtuldu. Bununla beraber kendisinin salâh hâli, fazl u kemâli, zühd ü takvâsı olduğundan mu’tekad-ı ricâl olup 970’de ikinci def’a Hicâz’a gitdi. Orada bir yıl mücâvir kalıp 971 senesi zilhiccesinde altmış üç [77] yaşında dâr-ı kudse irtihâl etdi.

Nev’îzâde Atâyî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”da diyor ki: “mervîdir ki ıskât-ı farîza-i Hâc etmiş iken hengâm-ı pîrîde azîmet-i râh-ı Hicâz ve ihtiyâr-ı sefer-i dûr u dırâz müte’allikâtı i’câz edib men’ için niyâz eylediklerinde cevâb verirler ki “bir vakt-i mübârekte safahât-ı rûz-nâme-i ahvâlim mülâhaza ederken sinîn-i ömrüm Hazreti Resûl-i Ekrem Sallâllâhü Te’âlâ aleyhi ve sellemin sinn-i şerîfinden ziyâde olmasından istihyâ ve ol günlere yetişmemek için bî-ihtiyâr du’â etmiş idim.”

“Ümid ederim ki makbûl olmuş ola. Hâlâ ol hesâb üzere zamân-ı rihlet-karîb ve seyl-i revân-ı ömr müteveccih-i nişîb-i müşîbdir. Kasdım odur ki, nice yıllar germ ü serd-i âlemde hem-dem ve hem-kârım ve tarîk-i hakîkat ve kantara-i mecâzda merkeb-i rehvârım olan beden-i za’îfi ol hâk-i mukaddes-pâke yetirip hakk-ı sohbeti yerine getirdim.”

“Filhakîka Beyt:

Âşık odur ki yâri eşiğinde cân vere
Mecnûn-ı gâfilin harekâtı yabânedir

Nesir: Mazmûnu üzere maksûdu hâsıl ve me’mûlüne vâsıl olur.”

“Azîz-i merkûm, umde-i meşâyih-i Rûm, âlim [78] ü fâzıl, kâmil ü mükemmel, huzû’ u huşû’, sabûr u kunû’, halîm ü selîm, afv u kerîm, îsâl-i hayra mâ’il, şürûr-i şeyâtîn-i insden gâfil, sâfî-derûn ve sâde-dil idi.”

Mahdûmu Ahmed Efendi, Trablusşâm mollası iken 986 senesi evâ’ilinde vefât etdi. Dâmâdı da Ramazânzâde Nişancı Mehmed Merzîfonî mahdûmu olan Ahmed Efendi olup Medîne-i Münevvere kadısı olduğu hâlde 986 saferinde giderken vefât etdi. Her ikisi de fuzalâdan idiler.