Amasyalıdır. Sudur-ı ulemâdan Abdurrahman Efendi’nin [492] birâderi olup Amasya ulemâsından ve a’yân-ı kibârından Mevlânâ Alâeddîn Ali Çelebi bin Şemseddîn Müeyyed Çelebi bin eş-Şeyh Alâeddîn Ali Yârî Çelebi oğludur.
873 senesi ramazanının yirmi birinci günü doğdu. Küçük yaşında hıfz-ı Kur’ân ederek Mevlânâ Abdî Çelebi’den mukaddimât-ı ulûm-i Arabiyye’yi tahsîl etdikden sonra İstanbul’a gidip vüzerâdan nişâncı olan Mevlânâ Sinan Paşa’dan ve ba’dehû sudûr-ı fuzalâdan Mevlânâ Hâcezâde Musliheddîn Mustafa Efendi’den tahsîl-i ulûm etdi.
Müşârün-ileyhin 893’de irtihâlinde Mevlânâ Musliheddîn Mustafa Kestelî dersine mülâzemet edib ondan ikmâl-i tahsîl etdi. Tedrîse mücâz ve iâdesinden mülâzım olup ba’zı medârise müderris olduğu esnâda Sultân Bâyezîd-i Sânî şeyhi İskilipli Muhyiddîn Mehmed Efendi’nin sohbetine mülâzım ve ona dâmâd olarak müderrisliği terk etdi.
Şeyh-i müşârün-ileyhin riyâzethânesinde tekmîl-i âdâb-ı tarîkat edib 918 senesi saferinde Yavuz Sultân Selim’in cülûsunda şeyhi İskilib’e ve kendisi Amasya’ya [493] gönderildi. Birâderi Abdülkerîm Efendi’nin hânesinde ikâmet etdi.
920 senesinde şeyhi ve kayın pederi Muyhiddîn Mehmed Efendi İskilip’de vefât etdiğini müteâkıb Yavuz Sultân Selim Amasya’ya gelmişdi. 921’de Sultân-ı müşârün-ileyhin müsâadesiyle İstanbul’a avdet etdi. 926’da Şeyh Musliheddîn Sirozî’nin vefâtı üzerine Sultân Selim civârında Şeyhi Muhyiddîn Efendi’nin zâviyesinde seccâde-nişîn-i irşâd oldu.
Mezkûr zâviyede tam on sekiz yıl Halvetî ve Bayrâmî âdâbı üzere icrâ-yı meşîhat, sâlikleri irşâda himmet edib 944 senesinde dâr-ı kudse rihlet etdi. Ebû Eyyûb-i Ensârî kasabasında birâderi Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi’nin yanında medfûndur.
Şeyh-i müşârün-ileyh gâyet fâzıl, her fende kâmil, gâyet zekî, maârif-i sûfîyede asrının vahîdi, âlî-himmet, gayet âbid, zâhid, müteşerri’, melek haslet, timsâl-i fazîlet, mazınne-i kerâmet bir zât-ı sütûde-simât olup Amasya’nın medâr-ı iftihârı idi.
Her Cuma gecelerinde Amasyalılardan Kemal Paşazâde [494] Ahmed Şâh Çelebi, Emîr Buhârî Tekykesi şeyhi Mahmûd Çelebi, Pirî Paşa Tekkesi şeyhi Halvetî Cemâleddîn İshak Çelebi ve meşâyih-i kirâmdan ba’zıları ictimâ’ ederek musâhabât-ı ilmiyye ve sûfiyye edilirdi.
Şeyh Abdürrahîm Efendi’nin üç oğlu meşhûr olup şunlardı:
Alâeddîn Ali Efendi, kibâr-ı müderrisînden olup Sahn müderrisi iken pederinden az sonra vefât etdi.
İkinci mahdûmu Ebû’l-Hüdâ Abdülvehhab Efendi olup mahdûmu münşî idi. 951’de vefât etdi.
Üçüncü mahdûmu Şeyhülislam Abdülkâdir Şeyhî Efendi olup aşağıda tercemesi yazılır. Dâmâdı da Müeyyedzâde Abdülvehhab Remzi Efendi olup onun da tercemesi gelir.
Edirneli Mecdî Mehmed Efendi “Terceme-i Şakâyık” sahife 426’da diyor ki:
“Müellif-i Şakâyık, vâlid-i azîzinden hikâyet eyledi ki; Mevlânâ Hâcezâde kendilerin emâsil-i efâzıl talebesinden fâzıl-ı müşârün-ileyh ile Mevlânâ Gıyâseddîn Paşa¹⁵⁸ Çelebi’yi tafzîl ve takdîm edib takaddüm ü tefevvuk-ı akrân ile ta’rîf ve tavsîf ederdi. Bu iki hâce-i bâzâr-ı fezâil için bezleylediği cevâhir-i zevâhir-i [495] medh ü senâyı gayri haridârân-ı arûz-i kemâlât için neşr etmeyip ikisinin hakkında eylediği hüsn-i şahâdeti gayri telâmizesi hakkında tefevvüh etmez idi.
Fi’l-vâki’ ol mihr-i sipihr-i saâdetin zekâ ve zekâ-i zâhir cebhe-i tâhirinde zâhir ve bâhir ve zât-ı şerîfi aksâm-ı ulûm-ı akliyyede ve fünûn-i hikemiyede mâhir idi. Ulûm-ı Arabiyye’de rütbe-i ulyâsı olup cümle-i ecille-i fünûnda mahâret-i tâmmesi var idi. Gayrı kâmillerden mükemmel bir zât-ı büzürg-vâr idi.
Ve bi’l-cümle kemâlât-ı ilmiyye ve ameliyyeyi hâvî ve fezâil-i sûriyye ve ma’neviyyeyi muhtevî bir ârif-i hakâyık-şinâs ve kâmil-i dekâyık-ı istînâs idi. Cümle-i erbâb-ı zâhire ve kâffe-i ashâb-ı bâtıne, vesile-i husûl-i devlet-i dâreyn, zerîa-i vusûl-i saâdet-i neşeteyn idi. Letâ’if-i maârif-i ilâhiyyede âyet-i kübra olup, tarâif-i bezâyi-i bedâyi-i sûfîyyeye mâlik olduğundan mâadâ hüsn-i hatta kâdir idi. Husûs-ı mezbûrda; ¹⁵⁹" َف" َإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلناظِرِينfehvâsınca izhâr-ı yed-i beyzâ eyleyip sâid-i meziyyet ve fazîlet ona müsâade etmişdi. Mumâ-ileyhden sudûr eden kerâmât-ı aliyye ve zuhûr eden [496] havârık-ı âdât-ı celîle lâ yuad ve lâyuhsa olmağın tafsîl olunmadı.”
Şeyh Abdürrahîm Efendi 908’de azm-i Hicâz edib îfâ-yı menâsik-i Hac ederek Cemâlizâde Ali Efendi ile beraber avdet eylediğinden “Hacı Çelebi” demekle meşhûr idi. Sadr-ı a’zam Amasyalı Pîrî Mehmed Paşa ile defterdâr-ı meşhûr Amasyalı İskender Çelebi ehibbâsından idi.