Amasyalıdır. Amasya hânedân-ı kadîminden ve Devâtdâr Ahmed Paşa ahfâdından Burak Bey bin el-Hâc Ahmed Bey’in mahdûmu ve sâbıku’t-terceme Sivas beylerbeyi Hüseyin Paşa’nın hafîdidir. 983’de pederinin şehâdetinde dokuz bin üç yüz otuz üç akçe Saluzcu tımarı uhdesine sene-i mezbûre zilka’desi evâsıtında tevcîh edildi.

986’da Amasya Alaybeyi ve 987’de İran [32] ve Kafkas muhârebâtına me’mûr oldu. Bu muhârebelerde yıllarca ibrâz-ı sadakât ederek 999 senesi muharreminde Çorum ve ba’dehû Akşehir sancâklarına mîr-livâ oldu.

1003’de Estergon muhârebesinde yararlıkları görüldüğünden Cidde sancâğı mutasarrıfı ve Habeş beylerbeyi oldu. 1005 senesi rebîülevvelinde ma’zûlen Amasya’ya gelip Karahisâr-ı Şarkî mutasarrıfı ve 1007 senesi muharreminde Karaman beylerbeyi ve Anadolu Müfettişi oldu.

Çünkü “Karayazıcı” demekle meşhûr Urfalı Abdulhalîm ile etbâının hurûc ve kıyâm edeceği şayî’ olmuşdu. Hüseyin Paşa’nın te’dîb-i eşkiyâda şiddet göstermesi Karayazıcının kıyâm ve îsyânına mani’ olduğundan derhâl müfettiş aleyhinde tertîb etdiği müzevver şikâyetleri Divân-ı Hümâyûn’da müessir olup 1007 senesi şevvâlinde azl ve Amasya Kalesi zindânında habs edildi.

Müteakiben Karayazıcı bütün etbâıyla beraber kıyâm ve isyân etdi. Tahkîkâta lüzum görmeksizin Bâb-ı Âlî’nin sâhib-i tercemeyi azl ve habs etmesi, müşârün-ileyhin kethüdâsı [33] Zülfikâr Ağa’yı î’zâb eylediğinden Hüseyin Paşa’yı zindandan çıkarıb ilân-ı isyân etdi.

Bunu haber alan Bâb-ı Âlî fevkalâde telaş edib müşârün-ileyhin ahz ü girifti şartıyla Karayazıcı Abdülhalîm Bey’e Amasya sancâğı beyliğini verdi. Bu esnâda Hüseyin Paşa da kethüdâsıyla beraber Abdülhalîm Bey’in ordusuna iltihâk etdi.

Çünkü Abdülhalîm Bey, Hüseyin Paşa’yı şecâatine binâen orduyu şekâvetine davet etmekde idi. Ancak Abdülhalîm Bey kendi ordusunu müşârün-ileyhe tarafdâr ve riyâset-i cumhûra onu intihâb etmeye mâil gördüğünden kendi riyâseti uğrunda müşârün-ileyhi fedâ ederek mukayyeden İstanbul’a gönderdi.

Burada Naîmâ Efendi Târih’inde (c.1 s.232’de) diyor ki: “Ol asırda üçüncü vezîr olan Sinan Paşazâde Mehmed Paşa öte yakada bulunan askere serdâr ta’yin olunub bin sekiz muharreminde Üsküdar’a geçmişdi. Konya’ya karîb vardıkda Hüseyin Paşa bir iki menzil önünce gidip Ruha Kal’asını istila eden Karayazıcı’ya mülhâk olmakla kırân-ı[34] nahseyn vâkî oldu.

Der-akab Mehmed Paşa dahî varub hisâr-ı mezbûrı muhasara ve tazyîk ve iz’âc ve ihrâc-ı tahkîk eyledikde Hüseyin Paşa’yı teslim şartıyla kendüye sancâk tevcîh olunub sulh ve salahla Karayazıcı Hüseyin Paşa’yı feda edib kaleden aşağı attırdı. Ve kendü ahid-nâme-i sulh ile damgâh-ı Ruhâ’dan rehâ bulub Yazıcı kendisine kem yazmaz mefhumuyla âmil oldu. Ve kendüye verilen Amasya sancâğına gitdi.

Mervidir ki Karayazıcı muhasarada tüfenk endâzlarına kurşun bulamayıb guruşları eridip fındık dökdürdi. Ol dahi dökünüb huzur-ı istîmân eyledi. Hüseyin Paşa kayd ü bend ile asîtaneye gönderilib divânda eli ayağı kırıldıkdan sonra bir bârgîre süvar ve esvakda teşhid olunub sonra mûcib-i ibret için Odun kapusunda çengâle vuruldu.”

Hüseyin Paşa hadd-i zâtında gâyet şeci’, bahâdır, sâdık-ı dîn û devlet bir zât olduğu yirmi senelik hidemât-ı fedâkarânesiyle sâbit idi. Böyle sadâkât-i mücerreb olan [35] bir zât, bir takım hâin ve şakî adamların müzevver şikâyetleriyle azl ve habs edilmek muvâfık değildir.

Erkân-ı devlet, eğer Hüseyin Paşa’yı ibkâ ve marûzatını isgâ etselerdi, ne Karayazıcı kıyâm ve isyâna meydan bulur, ne de Anadolu bu eşkıyâ yüzünden harâb ve virân olurdu. Hüseyin Paşa’nın i’dâmında irtikâb edilen vahşet, kendi tedbîrsizliklerini setre yarar bir cinâyet olduğundan şübhe yokdur.

Gerek Târih-i Naîmâ ve gerek Bâb-ı Âlî ve Ayasofya mahzenlerinde mahfûz olan Ahkâm defterleri güzel tetkîk edilirse tahkîkât-i âcizînin doğruluğu meydana çıkar. Kendisine saltanatı az gören ve serdâr Mehmed, Hacı İbrâhim, Hasan Paşaları bozan Karayazıcı Abdülhalîm bir Amasya sancâğı uğrunda Hüseyin Paşa’yı fedâ edemezdi.

Hüseyin Paşa’nın Amasya’da kâin emlâk ve çiftlikâtı müsâdere edildiğinden bir mahdûmu Hasan Bey düçâr-ı sefâlet oldu. Paşanın birâderi Uluc Bey’in himâyesinde bir müddet yaşadı. Sonra vefât etdi. [36]