Hem saz hem kalem şairi: Hüsameddin'in Safâyî Hasan Çelebi için kullandığı niteleme budur. XVIII. yüzyılın ortalarında Amasya'da yaşayan Safâyî bir yeniçeri kâtibiydi ve yeniçeri olan Halil Ağa'nın oğluydu. Kendisi de ocağa girmiş, Amasya'daki yeniçeri serdarlarının yazıcılığını yapmış, bu yüzden "Yazıcı" lakabıyla anılmıştır. Şiir ve inşa erbabındandı; Abdî Efendi'nin torunu, şairler tezkiresinin zeylini yazan Rüşdü Ahmed Efendi'nin dostlarındandı. 1161 (1748) yılından sonra ölmüştür. Hakkında bilinenler, Amasya Tarihi'ndeki üç cümlelik bir maddeden ibarettir ve şiirlerinden hiçbiri bugüne kalmamıştır.

Kaynaktaki Üç Cümle

Safâyî Hasan Çelebi-Yazıcı. Amasya yeniçerilerden Halil Ağa'nın oğludur. Bu da yeniçeri olup serdârların yazıcılığını yapar erbâb-ı şiir ve inşâdan bir kimse idi. Şeyh Alizâde Hâfız Ahmed Rüşdi Efendi'nin dostlarından bir sâz ve kâlem şâiri olup 1161 sâlinden sonra vefât etdi.

Sadeleştirilmiş biçimiyle: Amasya yeniçerilerinden Halil Ağa'nın oğludur. O da yeniçeri olup serdarların yazıcılığını yapardı; şiir ve düzyazı ehlinden biriydi. Şeyh Alizâde Hâfız Ahmed Rüşdü Efendi'nin dostlarından, saz ve kalem şairi biriydi ve 1161 yılından sonra öldü.

Ocakta Bir Kâtip

Amasya'daki yeniçerilerin başında bir serdar bulunurdu. Hüsameddin bir kuşak öncesinden, XVII. yüzyılın ikinci yarısında Amasya yeniçerilerinin serdarı olarak müftü Sânî Abdullah Efendi'nin babası İkinci Ömer Ağa'yı anar; Safâyî'nin babası Halil Ağa da bu ocağın Amasya'daki mensuplarındandı. Serdarın yazıcısı, onun yazışmalarını ve kayıtlarını kaleme alan kişiydi. Babadan oğula ocağa bağlı bir ailede yetişen Hasan Çelebi'nin bu göreve getirilmesi, okuma yazmasının ve kaleminin çevresindekilerden ileri olduğunu düşündürür. Hüsameddin'in onu "erbâb-ı şiir ve inşâ" arasında sayması da aynı yöne işaret eder; inşa, resmî ve özel mektup yazma sanatıdır.

Saz Şairi mi, Kalem Şairi mi

Maddenin en ilgi çekici ifadesi, Safâyî için kullanılan "sâz ve kâlem şâiri" nitelemesidir. Saz şairi, hece vezniyle ve sazla söyleyen âşık; kalem şairi ise aruzla yazan, divan geleneğine bağlı şairdir. Hüsameddin'in onu iki geleneğe birden yerleştirmesi, Safâyî'nin saz eşliğinde hece vezniyle söylemenin yanında aruzla da yazdığını gösteriyor olabilir. Bu bir tahmindir; Hüsameddin sözünü açmaz, iki türden de örnek vermez; Safâyî'nin hangi türde daha çok söylediğini bilemiyoruz.

Rüşdü Ahmed Efendi'nin Dostu

Safâyî'nin edebî çevresi hakkındaki tek ipucu, Rüşdü Ahmed Efendi'nin dostu oluşudur. Rüşdü, dedesi Abdî Efendi'nin Amasya şairleri tezkiresini kendi zamanına kadar sürdürmüş, zeylinde çağının şairlerini toplamıştır. 18 Safer 1159'da (Mart 1746) ölmüştür. Hüsameddin bu zeylin onun kitapları ve kâğıtları arasında bulunduğunu yazar; eser bugün elde değildir. Safâyî'nin adının ve dostluğun Hüsameddin'e bu zeyl yoluyla ulaşmış olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak maddedeki ölüm kaydı, "1161'den sonra", Rüşdü'nün ölümünden iki yıl sonrasını gösterir; demek ki Hüsameddin Safâyî'yi 1161'de hayatta gösteren başka bir belge de görmüştü. O belgenin ne olduğu söylenmez.

Şiiri

Safâyî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Rüşdü'nün zeyli kayıp olduğundan, orada bulunmuş olabilecek şiirlerin izi de onunla birlikte silinmiştir; Hüsameddin'in maddesinde ise bir dize bile yoktur. Hakverdioğlu'nun Amasya Tarihi şairleri listesi, adını on birinci cildin şairleri arasında aynı biçimde art arda iki kez yazar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar