Amasyalıdır. Anadolu kudâtından Çukadârzâde Mehmed Efendi’nin mahdûmu olup gençliğinde İstanbul’a gitdi. Orada ulûmu Kız Mustafa ve hüsn-i hâtt-ı sülüs ve nesihi de Kâtibzâde Mustafa Efendilerden ahz edib ta’lîm günlerinde üstâdına vekâlet ü mu’âvenet ederdi.
İbtidâ ders-i âm ve tarîk imtihânını kazanıp Rûmeli kudâtından oldu. Yıllarca Rûmeli bilâdını devr edib kerîmesini İstanbul fuzalâsından Amasyalı Kâtibzâde el-Hâc İsmâ’îl Efendi’ye verdi. Ba’dehû terk-i kazâ edib Re’îsü’l-küttâb Mustafa Efendi vakfından meşk hâcesi vazîfesi üstâdının mahlûlünden kendisine verildi.
Dâmâdı İsmâ’îl Efendi, 1197’de Şâm mollası oldukta beraber gidip 1198’de orada irtihâl eyledi. Âlim, şâir, hattât-ı meşhûr idi. “Mesâhif-i [53] Şerîfe” ve “Delâ’il-i Münîfe” ve “Tefsîr-i Celâleyn” ve “Emsâl-i Meydânî” gibi çok kitâblar yazdı.
Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddîn Efendi “Tuhfe”sinde âdeti vechile bunu da “şehrî”, ya’nî İstanbullu diye yazmışdır. Hâlbuki pederi ve bütün akrabâsı Amasyalı olup sülâlesi yakın vakitlere kadar Amasya’da yaşamışlardı. Târih-i irtihâline bu beyt yazılmışdır:
Şâmda azm-i behişt etdikte târîhin didim
Eyledi toksan sekizde cennet-i firdevsi cây 1198