Amasyalıdır. Mevâliden Konya Mollası olup 1005 senesi rebîülevvelinde vefât eden Amasyalı Pîr Mehmed Efendi bin Şa’bân Efendi bin Hacı Bayram Efendi’nin mahdûmu ve Şeyhülislâm [91] Zekeriyyâ Efendi’nin kerîmezâdesidir. 1001 senesinde İstanbul’da doğdu. Târîh-i velâdeti Rızâ lafzı olduğundan “Rızâ’î Ali Efendi” dendi.
Pederinin irtihâlinde yetîm kaldığından dayısı Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin vesâyeti ve amcası kazasker Hasan Efendi’nin nezâreti altında büyüdü. Her ikisinden ikmâl-i tahsîl ederek 1017’de üstâdı Yahyâ Efendi’den mülâzım oldu.
Akrabâsından ve kudât-ı Mısrıyye’den İsmâ’îl Efendiyle birkaç def’a Mısır’a gidip fuzalâ-yı Arab’ın musâhabât-ı ilmiyyesinden müstefîd olarak 1026 senesi rebîülâhirinde dedeleri Zekeriyyâ Efendi Medresesi müderrisi oldu. 1029 zilhiccesinde Sinan Paşa, 1031 şa’bânında Sahn-ı Semâniye, 1032 recebinde Hasekî, zilhiccesinde Üsküdâr’da Vâlide, 1034 cumâdelâhiresinde Süleymaniyye medreselerine müderris oldu.
1035 senesi recebinde Selânik kadısı olup 1036 cumâdelâhiresinde ma’zûl ve 1037 zilka’desinde Galata ve 1038 senesi şevvâlinde Mısır mollası oldu. [92] Hayfâ ki Mısır’a vusûlünde İsmâ’îl Efendi’nin hânesine hasta bir hâlde indi. 1039 senesi muharreminde dâr-ı bekâya rihlet etdi.
Mısır ve İstanbul müverrihlerinin kayd etdiği üzere âlim, fâzıl, gâyet edîb, şâir, hâfızası metîn, serî’ü’l-intikâl, bedî’ü’l-irticâl, şekl ü ma’nâda cemîl, kerîm, arîk idi. Otuz sekiz yaşında vefât etmişdi.
Bununla beraber on aded kütüb-i fetâvâ-yı kibârı tedkîk ve bunların mesâ’ilini cem’ ü telfîk ederek gâyet münakkah, mühezzeb bir eser te’lîf etdi. “Harîde”yi intihâb u ihtisâr ederek “Avdü’ş-Şebâb” adlı bir eser-i edebî meydâna getirdi. Müretteb ü mükemmel “Dîvân-ı eş’âr”ı vardır. Her sene bir na’t-ı şerîf nazmını iltizâm etmişdi.
Eğer ömrü vefâ etseydi, hayli âsâr-ı ilmiyye yazar ve meşîhate kadar irtikâ ederdi. Çünkü fazl ü kemâli, nezâket-i tab’ı, akl ü kiyâseti kendisiyle musâhabe edenleri teshîr ederdi. “Zeyl-i Şakâyık-ı Atâyî” [93]de bunun tercemesinde üç hatâ-yı sarîh olduğu görülmekle tashîh olunur.
1- Tercemenin unvânı şöyle yazılmışdır : "El-mevla el-fâzıl ve’l-mahdûmu’l-kâmil Mehmed Ali eş-şehîr bi-Rızâ’î” Bu unvân tamâmıyla yanlışdır. Sahîhi “Ali bin Mehmed eş-şehîr Bi-Rızâ’î” olacaktır.
Çünkü o zamânlarda Türkler arasında bir kimseye Mehmed Ali adı verilmek âdet değildi. Bu ad ibtidâ gulât-ı Revâfız arasında ve sonra koyu Bektâşîler arasında ta’ammüm etmişdir. Sâhib-i tercemenin adı yalnız Ali ve mahlası da Rızâ’î’dir. Bu mahlası dayısı Şeyhülislâm Yahyâ Efendi koymuş ve şu beyti söylemişdir.
Medh eyle cenâb-ı Mustafâyı
Evlâdını âl-i Murtazâyı
Geldin çü bu tengnâ-yı dehre
Mahlas idegör Ali Rızâyı
Atâyî Efendi bu beyti yazdığı hâlde adının Mehmed Ali olduğunu yazmazdı. Gayr-ı matbû’ “Zeyl-i Atâyî” nüshalarında “Ali bin Mehmed eş-şehîr bi-Rızâ’î”dir. Kudât-ı Mısrıyye’yi yazan Mısır târîhlerinde de böyledir. Şu hâlde Mehmed Ali adı [94] sehv-i müretdibtir. Buna şübhe yokdur.
2- Pederinin adı Mehmed ve lakabı da Bîber-Biber olduğu Pîr şeklinde tertîb edilmiş ve pederinin adı başa geçirilip Mehmed Ali olmuşdur. Pederinin lakabı “Pîr” değil “Bîber, Biber”dir.
Atâyî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”ında pederinin terceme-i hâlinde diyor ki: "El-mevlâ Mehmed tuhm-ı şecere-i münbitü‘l-berere-i vücûdu zemîn-i Amasya’da karîn-i neşv ü nemâ ve âb-yârî-i feyz-i hudâ-dâdıyla cilve-nümâ olup pertev-i âftâb-ı terbiyyetle kadr u i’tibâr ve “Pîr Efendi" demekle berg ü şâhı iştihâr bulmuş idi.
ع _ آن سيه چه ده كر شيرينى ٔ عالم با ادستmazmûnuna sezâvâr olup ulemâ-yı asrın nemekdân-ı ifâdelerinden şehd-kâm ve çâşnî-i çeşn-i mezâyâ-yı ke’l-milhi fi’t-ta’âm olduktan sonra Ebû’s-Su’ûdzâde Ahmed Çelebi’nin hizmet-i aliyyelerinde reste-i erbâb-ı taleb ve cenâb-ı mahdûmîden bu lakab ile mülakkab olmuş idi.”
Bundan anlaşılır ki pederi Mehmed Efendi, sîmâca esmer, ya’nî karayağız olduğundan üstâdı Ebû’s-Su’ûdzâde [95] Ahmed Efendi tarafından Biber lakâbı verilmişdir. Şu hâlde Pîr kelimesi de sehv-i müretdib olduğunda şübhe yoktur. Şeyhî Efendi “Zeyl-i Zeyl-i Şakâyık”ta Ali Rızâ’î Efendi’nin amcası Hasan Efendi’nin terceme-i hâlinde Biber birâderi demekle meşhûr olduğunu yazıyor.
Şâyân-ı hayretdir ki erbâb-ı himmetten Mehmed Süreyyâ Bey “Sicill-i Osmânî”sinde sâhib-i tercemeyi şöyle yazıyor: “Rızâ’î Mehmed Ali Efendi: Sudûrdan Biber Hasan Efendi’nin mahdûmudur!...” Merhûm isim hatâsını “Zeyl-i Atâyî”den aldı diyelim. Biber Hasan Efendi’nin mahdûmu olduğunu nereden buldu?
3- Ali Rızâ’î Efendi’nin terceme-i hâlinde “eşrâf-ı kudât-ı Mısrıyyeden olan birâder-i sa’d-ahterleri İsmâ’îl Efendi ile merreten ba’de uhrâ Kâhire-i Mısrıyyeye sefer ve ulemâ-i diyâr-ı Arab ile münâvele-i kand-i ma’âd-ı ilm ü hüner kılmışlar idi” diyor. İsmâ’îl Efendi’yi Ali Rızâ’î Efendi’nin büyük birâderi gösteriyor.
Hâlbuki İsmâ’îl Efendi, yukarıda (cild.7, sahîfe 133) [96] yazıldığı üzere Ali Rızâ’î Efendi’nin ammizâdesidir kardeşi değildir. Çünkü Hacı Bayramzâde Şa’bân Efendi’nin üç oğlu olmuşdu. Biri Mehmed Efendi’dir ki Ali Rızâ’î Efendi’nin pederidir. Diğeri Mahmûd Efendi’dir ki İsmâ’îl Efendi’nin pederidir. Öbürü kazasker Hasan Efendi’dir ki sudûrdan Mahmûd Şifâ’î Efendi’nin pederidir.
Eğer İsmaîl Efendi, Biber Mehmed Efendi’nin mahdûmu ya’nî Ali Rızâ’î Efendi’nin büyük birâderi olsaydı, Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin büyük yeğeni olurdu. Böyle olsaydı, Mısır’ın bilâd-ı muhtelifesinde kadılıkla mı kalırdı? Küçük yeğeni otuz sekiz yaşında kadı-i Mısır olur da büyük yeğeni kazasker olmaz mıydı? İsmâ’îl Efendi de meşâhîr-i ulemâdan idi.