Kutbî-i Câmî, asıl adıyla Ahmed Çelebi bin Kutbeddin Câmî, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya'daki divanında önce kâtiplik, sonra nişancılık etmiş, İran'dan gelen bir âlim ve şairdir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi onu ünlü Fars şairi Molla Abdurrahman Câmî'nin yeğeni ya da akrabası olarak tanıtır, halk ve şairler arasında "Kutbî Ahmed Çelebi" diye bilindiğini yazar. Hakkındaki bütün bilgiler Hüsameddin'in kitabının ayrı ciltlerine dağılmış kayıtlara dayanır ve bu kayıtlar tarih, baba adı ve akıbet konusunda birbirini tutmaz. XVI. yüzyıl şair tezkirelerinde Amasyalı bu Kutbî'ye ait bir madde bulunamadı. Şiirlerinden de bugüne bir örnek ulaşmamıştır. Hüsameddin'in kısa maddesinin araştırma notları sitede Ahmed Kutbî Çelebi-Câmîzâde başlığıyla yayımlanmıştır. Bu sayfa onunla ilgili bütün kayıtları bir arada ele alır.

Hüsameddin'in Kayıtları

Hüsameddin, şehrin ileri gelenlerini alfabetik sırayla tanıttığı ciltlerde Kutbî'den iki kez söz eder. Altıncı ciltteki kısa madde yalnız bir kimlik notudur:

Ahmed Kutbî Çelebi-Câmîzâde: Mevlânâ Abdurrahman Câmî Hazretlerinin akrabâsından ve Amasya ulemâsından Mevlânâ Kutbeddîn Mahmûd Câmî mahdûmu olduğu kendi imzâsından anlaşıldı. Halk ve şu'arâ arasında "Kutbî Ahmed Çelebi" demekle meşhûr olduğundan tercemesi harf-i kâf'da gelir.

Günümüz Türkçesiyle: Mevlânâ Abdurrahman Câmî'nin akrabasından ve Amasya âlimlerinden Mevlânâ Kutbeddin Mahmud Câmî'nin oğlu olduğu kendi imzasından anlaşıldı. Halk ve şairler arasında "Kutbî Ahmed Çelebi" diye tanındığı için hayat hikâyesi kâf harfinde gelecektir. Hüsameddin'in söz verdiği "kâf" maddesi yayımlanmış ciltlerde bulunamadı. Buna karşılık sekizinci ciltte, "cim" harfinde, aynı kişi için daha uzun bir madde vardır:

Câmî Ahmed Çelebi-Kutbzâde: Molla Câmî-i meşhûrun hemşîrezâdesi olup Kutbeddîn Mehmed Câmî mahdûmudur. Molla Câmî'nin tavsiye-nâmesiyle Sultân Bâyezîd-i Sânî Amasya'da vâlî iken geldi. Şehzâdesi Sultân Ahmed'e Fârisî mu'allimi nasb etdi. 886'da Şehzâde Sultân Ahmed Amasya vâlîsi oldukta kâtib-i dîvânı ve 896'da tevki'-i dîvânı, ya'nî nişâncı olarak nüfûz u i'tibâra nâ'il oldu. 904'de sâhib-i dîvân olan Tâceddîn Paşa'nın aleyhinde tezvîrâta kıyâm ederek Şehzâde Sultân'ın nüfûzuna mâlik olmak istedi. 905'de Tâceddîn Paşa'nın azline muvaffak oldu. Kendisine mu'ârız olan kâdı'l-kudât Ebu's-Su'ûd Efendi'yi de azl etdirmiş olduğundan vezâretle sâhib-i dîvân olmasını gözlerken Abdullah Beyzâde Kâsım Paşa sâhib-i dîvân olduğunu müte'âkib kendisi de azl edildi. Halefi olan hattât-ı meşhûr Fettahîzâde Ahmed Efendi kendisini müderrisliğe teşvîk ederek te'mîn ü tesliye itdiği esnâda merâkından müte'essiren vefât etdi. Fâzıl, şâir, edîb, hod-bîn olduğunu Münirî Efendi "Münşe'ât"ında zikr eder. Mahdûmu Basîrî Mehmed Çelebi'dir. Tâceddîn Paşa'nın vakfiyesi zeylinde "Ahmed bin Kutbeddîn el-Câmî et-Tevkî'î" diye imzâsı görüldü.

Günümüz Türkçesiyle: Ünlü Molla Câmî'nin kız kardeşinin oğludur ve Kutbeddin Mehmed Câmî'nin oğludur. Molla Câmî'nin tavsiye mektubuyla, Sultan II. Bayezid Amasya'da vali iken geldi. Bayezid onu oğlu Şehzade Ahmed'e Farsça öğretmeni yaptı. 886'da Şehzade Ahmed Amasya valisi olunca divan kâtibi, 896'da da divanın tevkîi, yani nişancısı olarak nüfuz ve itibar kazandı. 904'te divanın başı olan Tâceddin Paşa aleyhine düzenler kurarak şehzade üzerinde söz sahibi olmak istedi. 905'te Tâceddin Paşa'yı azlettirmeyi başardı. Kendisine karşı çıkan kadı Ebussuûd Efendi'yi de azlettirdiği için vezirlik rütbesiyle divanın başına geçmeyi umarken Abdullah Beyzâde Kâsım Paşa divanın başına getirildi, ardından kendisi de azledildi. Yerine gelen ünlü hattat Fettâhîzâde Ahmed Efendi onu müderrisliğe özendirip teselli ederken üzüntüsünden öldü. Münîrî Efendi Münşeât'ında onun bilgili, şair, edip ve kendini beğenmiş biri olduğunu anlatır. Oğlu Basîrî Mehmed Çelebi'dir. Tâceddin Paşa'nın vakfiyesinin ekinde "Ahmed bin Kutbeddin el-Câmî et-Tevkîî" diye imzası görüldü.

Hayatı

Kutbî'nin doğum yeri ve tarihi bilinmez. "Câmî" nisbesi Horasan'daki Câm şehrine işaret eder ve Hüsameddin bu nisbeyi şairin ünlü Molla Câmî ile akrabalığına bağlar. Sekizinci cilde göre Amasya'ya Câmî'nin tavsiye mektubuyla, Bayezid henüz şehzadeyken, yani 1481'den önce gelmiştir. Bayezid onu oğlu Ahmed'e Farsça hocası yapmış, Ahmed 886 (1481) yılında babasının yerine Amasya valisi olunca da divan kâtipliğine getirmiştir. Hüsameddin'in üçüncü cildi, Amasya'nın genel tarihini anlatırken, nişancılığa getirilişini 896 (1490-91) yılında şehzadelerin sünnet düğünü sırasında âlimler ve beyler arasında çıkan büyük kavganın sonrasına yerleştirir ve kendisine "Kutbî-i Câmî" denildiğini ekler. Altıncı ciltteki Şehzade Ahmed maddesi ise aynı tayini 898 (1492-93) yılına koyar ve onun "ulemâ-yı A'câm", yani İranlı âlimlerden olduğunu söyler.

Nişancılık yılları, Hüsameddin'in anlatısında şehzade sarayındaki İranlı çevrenin yükselişiyle iç içedir. Üçüncü cilde göre Şehzade Ahmed İranlı âlimlere ve seyyidlere çok yakınlık gösteriyordu. Hekimi Kutb-ı Şirvânî ile nişancısı Ahmed-i Câmî de İran edebiyatını, dilini, devlet adamlarını ve milletini şehzadenin gözünde çok yüksek gösteriyorlardı. Hüsameddin bu dönemin olaylarını, Münîrî Mehmed Çelebi'nin, kendisinin Amasya'da gördüğü ve sonradan yanan Mecmûa-i Târîhiyye'sinden aktarır. Münîrî'nin nişancı hakkındaki hükmü şudur: "Nişâncı Ahmed Çelebi âlim, edîb, şâir olmakla beraber muta'assıb, mütekebbir bir Acem'di." Yani nişancı Ahmed Çelebi âlim, edip ve şair olmakla birlikte bağnaz ve kibirli bir İranlıydı. Aynı kayda göre lala Tâceddin Paşa ve Amasya kadısı Ebussuûd Mehmed Efendi onunla bir türlü geçinememiş, nişancı da ikisini şehzadeye şikâyet etmişti.

Çekişme 905 (1499-1500) yılında sonuçlandı. Tâceddin Paşa Kefe beylerbeyiliğine gönderilerek şehzadenin yanından uzaklaştırıldı, kadı Ebussuûd Efendi azledildi. Ama Kutbî beklediğini bulamadı. Lalalığa ve divanın başına Abdullah Beyzâde Kâsım Paşa getirilince kendisi de görevden alındı. Üçüncü cilt ve sekizinci cilt, yerine Nişaburlu Fettâhîzâde Şemseddin Ahmed Çelebi'nin geldiğini söyler. Hüsameddin'e göre bu ünlü hattat, eski nişancıyı müderrisliğe yönlendirip teselli etmeye çalışmış, fakat Kutbî kederinden ölmüştür. Ölüm tarihi verilmez.

Amasya ile Bağı

Kutbî Amasya'da doğmamış, şehre Bayezid'in valiliği sırasında İran'dan gelmiş, ömrünün bilinen bütün kısmını bu şehirde, şehzade sarayının hizmetinde geçirmiştir. Amasya'daki varlığının belgeli tarafı bir imzadır. Hüsameddin, Şehzade Ahmed'in lalası Tâceddin Paşa'nın vakfiyesinin ekinde "Ahmed bin Kutbeddîn el-Câmî et-Tevkîî" imzasını gördüğünü yazar. "Tevkîî" sözü, imzanın sahibinin nişancı olduğunu gösterir. Kutbî'nin babasının da Amasya'da yaşadığı anlaşılıyor: altıncı ciltte Kutbeddin Mahmud Câmî "Amasya ulemâsından" diye anılır.

Hüsameddin, kitabının Mukaddime kısmında Bayezid'in yirmi altı ve Ahmed'in otuz iki yıla yakın Amasya valiliği sırasında yetişen "fuzalâ-yı şu'arâ"yı sayarken Tâcî, Âfitâbî, Figânî, Münîrî, Ca'ferî ve Sa'dî Çelebilerle birlikte bir "Kutbî"yi de anar. Bu Kutbî'nin nişancı Ahmed Çelebi olduğu, adının ve döneminin uyuşmasından çıkarılabilir. Kutbî'nin yer aldığı meclisin öteki şairleri Şehzade Ahmed'in Amasya meclisi ve şairleri yazısında toplu olarak anlatılmıştır.

Kaynakların Durumu ve Tartışma

Kutbî hakkındaki bilgilerin tamamı Hüsameddin'den gelir ve onun da büyük ölçüde Münîrî'nin bugün kayıp olan mecmualarına dayandığı anlaşılır. Bu yüzden kayıtlar denetlenebilir bir başka tanığa sahip değildir ve kendi aralarında birkaç noktada çelişir. Babasının adı altıncı ciltte Kutbeddin Mahmud, sekizinci ciltte Kutbeddin Mehmed olarak geçer. Molla Câmî ile akrabalığı bir yerde "akrabâ", bir yerde "hemşîrezâde", Basîrî maddesinde ise "rivâyet edilen" bir yakınlık olarak verilir. Ömer Okumuş'un TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Câmî, Abdurrahman" maddesi şairin ailesinden yalnız genç yaşta ölen Mevlânâ Muhammed adlı bir kardeşini anar; bir kız kardeşten söz etmez. Bu akrabalık, Hüsameddin'in gördüğü imzadaki "Câmî" nisbesinden çıkarılmış olabilir. Câm şehrinden gelen herkes bu nisbeyi taşıyabileceği için akrabalık doğrulanmış sayılamaz.

Nişancılığa geliş tarihi 896 ile 898 arasında, halefinin adı ise iki ayrı biçimde verilir. Üçüncü ve sekizinci cilt halefi Fettâhîzâde Şemseddin Ahmed Çelebi olarak adlandırırken, Şehzade Ahmed maddesi 905'te nişancılığa kadılardan Sibekzâde Ahmed Efendi'nin getirildiğini söyler. Sibekzâde maddesinde de onun nişancılığa "Câmîzâde Kutbî Ahmed Efendi'nin irtihâlinde", yani Kutbî'nin ölümü üzerine geldiği ve 910 (1504-05) yılında öldüğü yazılıdır. Hüsameddin'e göre ikisi de hattat olan bu iki kişinin aynı kişi olup olmadığı belirlenemedi. Sekizinci ciltteki anlatı, azil ile ölüm arasını birleştirerek bu iki rivayeti uzlaştırır görünür: Kutbî azledilmiş ve kısa bir süre sonra kederinden ölmüştür.

Bu bilgiler bir başka çelişkiyi doğurur. Hüsameddin, 911 (1505-06) yılında Amasya'da yapılan sünnet düğününü anlatırken o günlerde tanınan şairleri sayar ve "Acem şu'arâsından Basîrî, Penâhî, Kutbî" adlarını verir. Kendi kayıtlarına göre Kutbî Ahmed Çelebi bu tarihte yaşamıyor olmalıdır, çünkü yerine geçtiği söylenen Sibekzâde 910'da ölmüştür. Listedeki Kutbî'nin bir başka kişi olması mümkündür. Hüsameddin yedinci ciltte, Paşa Çelebi Gıyâseddin İbrahim Çelebi'nin babası olarak "meşâhîr-i şu'arâ ve meşâyihden", yani tanınmış şairlerden ve şeyhlerden Amasyalı Kutbî Mahmud Çelebi'yi anar. Ancak bu Kutbî Amasyalıdır; "Acem" şairler arasında sayılması beklenmez. Listenin yalnız düğün yılının şairlerini vermeyip Ahmed'in sarayında anılan şairleri genel olarak sıralamış olması da bir ihtimaldir. Bu açıklamalar bizim çıkarımımızdır ve belgeyle çözülemedi.

Hüsameddin'in anlatısındaki tavır da göz önünde tutulmalıdır. Kutbî, Şehzade Ahmed'in İranlılara yakınlığını anlatan bölümlerde şehzadeyi yanlış yönlendiren, kendini beğenmiş bir "Acem" olarak çizilir. Bu tablo, Safevî tehlikesinin sarayı bölmeye başladığı yılların gerginliğini ve Münîrî'nin şahsi tanıklığını yansıttığı kadar, Hüsameddin'in İranlılara karşı açıkça sergilediği tavırdan da beslenmiş olabilir.

Ailesi ve Çevresi

Hüsameddin'e göre Şehzade Ahmed'in nedimi ve özel şairi olan Basîrî Mehmed Çelebi, Kutbî'nin oğludur. Yedinci ciltteki Basîrî maddesi, Latîfî'nin Basîrî'ye mal ettiği Câmî ile Nevâyî'nin tavsiye mektuplarıyla Osmanlı ülkesine gelme hikâyesinin aslında babaya ait olduğunu, çünkü Basîrî'nin yaşının buna elvermediğini söyler. Mehmed Çavuşoğlu'nun TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Basîrî" maddesi ise farklı bir tablo çizer. Basîrî'nin kendi eliyle düzenlediği Farsça divanın başındaki künyesi "Mehmed b. Ahmed b. Ebü'l-Meâlî el-Murtazâ"dır. Babanın adı Hüsameddin'le uyuşur, dedenin adı uyuşmaz. Çavuşoğlu'na göre Basîrî Akkoyunlu saraylarında yetişmiş, 901 (1495-96) yılında elçi olarak II. Bayezid'e gönderilmiş ve İstanbul'da kalmıştır. Bu bilgiler Hüsameddin'in kurduğu baba-oğul bağını zayıflatır. Konu Basîrî'nin biyografisinde ayrıntısıyla tartışılmıştır.

Aynı Mahlaslı Şairler

XV. ve XVI. yüzyılda "Kutbî" mahlası, Kutbeddin adını taşıyan kişiler ve onların oğulları arasında yaygındı. Sehî Bey'in Heşt Bihişt'indeki Mevlânâ Kutbî, "Paşa Çelebi" diye tanınan, Şeyh Kutbeddin'in oğlu İznikli bir âlimdir. Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkiresindeki Kutbî ise Rumelili Kılcızâde İsmâil'dir. Amasya'da da Kutbî Ahmed Çelebi'den başka, yukarıda anılan şair ve şeyh Kutbî Mahmud Çelebi vardır. Bu kişilerin hiçbiri Şehzade Ahmed'in nişancısı ile birleştirilemez.

Şiiri

Kutbî-i Câmî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Münîrî onu şair sayar, Hüsameddin de "şu'arâ arasında" tanındığını söyler. Fakat ne Hüsameddin bir beytini aktarır ne de taradığımız tezkire neşirlerinde (Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde, Beyânî ve Gelibolulu Âlî) Amasyalı nişancıya ait bir madde vardır. Şehzade Ahmed'in sarayında İran edebiyatını öne çıkaran biri olarak Farsça şiir yazmış olması muhtemeldir. Bu da bir tahmindir ve hiçbir şiiri bilinmediği için doğrulanamaz.

Kronoloji

886 (1481) öncesi: Molla Câmî'nin tavsiye mektubuyla Amasya'ya, Şehzade Bayezid'in yanına gelir; Şehzade Ahmed'e Farsça hocası olur.

886 (1481): Şehzade Ahmed Amasya valisi olur; Kutbî divan kâtibi olur.

896-898 (1490-1493): Şehzade Ahmed'in nişancısı olur (tarih kaynakta iki farklı biçimde verilir).

904 (1498-99): Lala Tâceddin Paşa ile çekişmesi başlar.

905 (1499-1500): Tâceddin Paşa Kefe'ye gönderilir, kadı Ebussuûd Efendi azledilir; Kutbî de nişancılıktan alınır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar