Amasyalıdır. Yukarıda tercemesi geçen Emîr Seyfeddîn Sungur Dizdâr’ın mahdûmudur. Amasya ve Tebriz’de tahsîl-i ilm edib Arap, Türk, Fars, Moğol dillerini öğrenmiş olduğundan Moğol Hükümdârı Sultân Mehmed Olcaytu Hân’ın teveccühâtını kazandı.
Hayli müddet Hân’ın hazine-i hâssası kitâbetini yaptı. Ehliyet ve istikâmeti görüldüğünden hususât-ı mâlîyede istihdâm edilerek Amasya müstevfîsi olup geldi. Ebû Saîd Bahadır Hân’ın zamanında ümerâdan olup mükerreren Mısır’a, Hicâz’a sefâretle gidip geldi. Bu sûretle Hân’ın fevkalâde i’timâdını kazanıp ümerâ-yı [192] hâssasından olduğu halde 737 sâlinde Tebriz’de vefât etdi. Kibâr-ı ümerâ ve ulemâdan idi.
Mahdûmları Hızır, Hamza, Abdullah Çelebilerdir. Bunlara “Hacı Ahmedoğulları” dendi. Emîr Hayreddîn Hızır Çelebizâde Tâceddîn İbrâhim Çelebi olup “Ahmedî” demekle meşhûr olan şuarâdandır. Emîr Nureddîn Hamza-i Rumî de kibâr-ı ümerâdandır. Emîr Abdullah Çelebi “Emîr Hâce” demekle meşhûr olup Tebriz’de doğduğu münasebetle “Tebrizî” denmişdir. Bunun mahdûmu Mevlânâ Cemâleddîn Safer Şâh-ı Rûmî, süferâ-yı Osmaniyye’dendir. Bunun mahdûmu Ali Paşa’dır.