Cezâ’ir müverrihlerinden Mes’ûd Bey’in nakl ü rivâyetinden anlaşıldığı üzere Amasyalı Abdullah Bey’in mahdûmudur. 1212 târîhli vakfiyesinde pederinin adı Abdullah olduğu yazılıdır. Şânîzâde Mehmed Sâdık Efendi’nin vekâyi’-nâmesinde “Gürciyyü’l-asl olup Cezâ’ir-i garb ocağında kölemen tâ’ifesinden” olduğu mezkûrdur.

Gençliğinde Mısır’a gidip kölemenlerden Elfî Bey’e intisâb ederek onun tâbi’i oldu. Elfî Bey’in mâcerâsında Cezâ’ir-i Garbe gidip orada şecâ’at ü besâleti, cesûrâne hareketi sâyesinde iştihâr ederek ba’zı sefâ’ine kapûdân ve “Seydî Ali Bey” diye nâmdâr oldu.

1203’de Giridli Hüseyin Paşa’nın Kapûdân-ı deryâ olduğu esnâda Rus harbine da’vet edilen Cezâ’ir dayılarıyla beraber İstanbul’a gelip Rus harbinde gösterdiği yararlıklar üzerine 1205’de dergâh-ı âlî kapıcı-başılığıyla kapudân-ı hümâyûn olarak ümerâ-yı deryâdan oldu. [525]

Pek çok vekâyi’-i bahriyyede ibrâz-ı şecâ’at ederek kapudân-ı deryâ Çerkes Hüseyin Paşa’ya kendisini sevdirdi. Vekâyi’-i Mısriyye’de hizmet ederek İstanbul halkı arasında şöhret kazandı. 1221 senesi zilhiccesinin on ikinci günü İngiliz donanması İstanbul’a geldiği esnâda halk fevka’l-âde telâş ederek “Seydî Ali Bey kapûdân olsa bu donanmayı esîr ederdi” dedirtti.

Bu esnâda İstanbul ve Üsküdâr sâhillerine istihkâmlar yapılıp tabyaları teftîşe çıkan Sultân Selîm Hân-ı Sâlis Ahûrkapıya vürûdunda kendisini görüp ahvâlden su’âl buyurdukta “Bu mâdde o kadar ürkecek şey değildir. Kulunuza bir kaç sefîne i’tâ buyurulursa İngiliz donanmasının hakkından gelirim” diyerek izhâr-ı celâdet eyledi.

Kendisi “Fi’l-asl meşâhîr-i ümerâ-yı bahriyyeden bulunmakla böyle cesûrâne sözleri Sultân Selîm’e bâ’is-i inbisât olarak hemen onu başbuğ nasb edib tersâne limânında mevcûd olan kalyon ve fırkateyn ve korvetlerden yirmi kıt’ası techîz ile kumandasına verilmesini emr etdi.”

Binâ’en-aleyh 1221 senesi zilhiccesinin on sekizinci günü [526] rütbe-i vezâretle Cezâ’ir eyâleti ilhâkıyla Kapudân-ı deryâ oldu. Fi’l-hakîka yirmi kıt’a sefâ’in-i harbiyye ile Beşiktaş önünde lenger-endâz olup hemen İngiliz donanması üzerine hücûm etmek istedi. Buna ihdâr etdi.

Lâkin mesâlih-i siyâsiyyeden dolayı hücûm etmesine hâcet kalmamış olduğundan güç hâl ile zabt u tevkîf edildi. Bu esnâda İngiliz donanması da çekilip İstanbul’dan giderek bir buçuk yıldan ziyâde kapudânlıkta kaldı. Ancak Kabakçı Mustafa ve hal’-i Selîm Hân vak’alarında gâyet muhterizâne harekâtından ve ba’zı kelimâtından dolayı mimlendi.

1223 senesi cumâdelâhirenin dördüncü günü taht-ı saltanata cülûs eden Sultân Mahmûd Hân-ı Sânî’ye yaranmak istediyse de ona meydan bulamadığından gurre-i recebde kapudânlıktan azl edilip Silistre vâlîliğine ta’yîn edildi.

Sadr-ı a’zam alemdâr Mustafa Paşa huzûrunda vâlîliği teblîğ ve hil’atiksâ edildikte kemâl-ı tehevvürle “Ben denizci bir âdemim. Karada hükm-i vezâreti icrâ edemem. Siz bu hil’ati bir ehline giydiriniz” diyerek ve hil’âtı kapıcılar kethüdâsına teslîm [527] ederek gazûbâne çıkıp gitdiğinden vezâretinin ref’iyle Bursa’da ikâmete me’mûr oldu.

Sene-i mezbûre ramazânının leyle-i kadrinde alemdâr Mustafa Paşa’nın şehâdeti vak’asında yârânından Kandıralı Mehmed Paşa tersâneyi zabt ve da’vet eylediğinden arefe günü İstanbul’a gelip bî-muhâbâ tersâneyi istîlâ etdikte hasbe’z-zarûre vezâreti ibkâ edilerek şevvâlinin üçüncü günü sânîyen Kapudân-ı Deryâ oldu. Sultân Mahmûd-ı Sânî bu hareketinden dolayı kendisinden fevka’l-âde teneffür etmekle beraber iğmâz-ı ayn ederek bir vakt-i fırsatı terakkub etmekde iken 1224 senesi saferinin dördüncü günü zuhûr eden ba’zı hâlât-ı nâ-becâsına binâ’en azl edib vezâretinin ref’iyle Karahisâr-ı sâhib’e nefy etdi.

Orada onbir yıl kadar ikâmet ederek kendisinin ricâ ve niyâzı üzerine 1235 senesi cumâdelâhiresinin evâhirinde menfâsı Amasya’ya tahvîl edildiğinden receb-i şerîfinin evâ’ilinde Amasya’ya geldi. On bir ay kadar Amasya’da Eski Kethüdâ Mahallesi’nde ikâmet ederek 1236 senesi cumâdelûlâsının evâ’ilinde dâr-ı bekâya rihlet etdi. [528]

“Şânîzâde ve Cevdet Paşa Vekâyi’-nâmeleri”nden müstebân olduğu üzere vezîr-i müşârün-ileyh gâyet şecî’, cesûr, dîndâr mütehevvir, âkil, müte’azzim, vakûr, biraz da riyâkâr idi. Amasya’da Sultân Bâyezîd Câmi-i şerîfinin cihet-i garbiyyesinde kâ’in kapısının önünde medfûndur.

Şânîzâde müşârün-ileyhin Kara Hisâr-ı sâhib’de vefât etdiğini ve orada medfûn olduğunu yazıyor ki yanlışdır. Hatta Amasya müverrihi Mustafa Vâzıh Efendi Amasya’da vefât eylediğinden şi’r ile târîh-i vefâtını ve medfenini târîhinde yazıyor. Sicillât-ı şer’iyyede Amasya’ya tahvîl-i menfâ edilerek geldiğini kayd ediyor.

Mahdûmu vüzerâdan Mehmed Hamdi Paşa 1283 senesi rebîülevvelinin gurresinde vefât etdi. Üsküdâr’da Karaca Ahmed civârında medfûndur. Bunun mahdûmu Beylerbeyi Mehmed Ali Paşa 1308 senesi zilhiccesinin gurresinde Amasya mutasarrıfı olup geldikte ceddinin kabrini yaptırıp Vâzıh Efendi’nin târîhi beyitlerini seng-i mezârına kazdırdı. Bunun mahdûmu Ferîk Memdûh Paşa’dır. [529]