Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Çün varıp bir pîre olduñ bende yâr
Sen anıñ emrinde her dem ḳıl ḳarâr
Ṭut rıżâsın her ne derse ol nigâr
Tâ tecellî eylesin ol Kirdgâr
Şarṭ-ı a‘ẓamdır ṭarîḳatde edeb
Hem edebdir vuṣlata muṭlaḳ sebeb
Âteş-i ‘aşḳ içre yan her rûz u şeb
Ġıll u ġışdan ṣâf olup mis̱l-i ẕeheb
Ḥürmeti ẓâhir u bâṭın ‘âdet et
Çokca ta‘ẓîm eyle ḳalben râḥat et
Her ne fermân etse lüṭf et himmet et
Ṭur ḥużûr üzre kelâm-ı ḳıllet et
Sen anı bilmezsiñ amma ol bilir
Ḥaḳ anıñladır müdâim bildirir
Bunlarıñ her işleri nefs öldürür
Ger murâd etse seni senden bilir
Kendi açmazdan sen açma bir suḫan
Ṭur sükût üzre ‘azîz açma dehân
Sen müeddeb ol ḥużûrda bî-zebân
İstifâże ḳıl o meclisde hemân
Bir ḫaṭâ etse eger andan ẓuhûr
Kendi ‘isyânıñdır ancaḳ ol ḳuṣûr
Ba‘żı işte imtiḥân var ṭoġru ṭur
Nefsiñi ḳahr et ‘azîz ol bi-ḫuṭûr
Sen aña bir iş buyurma ‘âḳil ol
Ol ne nuṭḳ etse aña sen ḳā’il ol
Bil ‘azîziñ pâdişâh sen sâ’il ol
Böyledir feyżin ẓuhûr-ı nâ’il ol
Ol ne verse bil saña ni‘metdir ol
Şer görünse ṣûreti himmetdir ol
Her ne söylerse ‘aẓîm raḥmetdir ol
Ṣabr ḳıl pes bil ne keyfiyetdir ol
Bil ‘azîziñ cümleden ‘azm-i azîz
Hep anıñladır kerem ekrem ‘azîz
Şeyḫ-i Ekber’den gerek aḳdem azîz
Ḥaḳḳ-ıla bilmek anı maḥrem azîz
Şeyḫ ḥużûrunda nevâfil eyleme
Farż namazdan ġayri tesbiḥ eyleme
Tesbiḥ alma her kelâmı söyleme
Gözleriñ yum ġayre ülfet eyleme
Mâl u emlâkiñ fedâ ḳıl yok seniñ.
Bende ḳıl evlâd u ‘iyâliñ ḥaḳ seniñ
Emr-i mürşid üzre ol olmaḳ seniñ
İş budur âdâb-ı ‘aziz ṭurmaḳ seniñ
Ḥıżr-ile olsa eger şeyḫiñ refîḳ
Öyle bil ister ‘azîziñden ṭarîḳ
Ol bu iḫlâṣ ile gel olma ḥarîḳ
Böyledir âdâb ‘azîzim ol daḳīḳ
İstifâża eyle olma bî-hużûr
Bir gedâ bil kendiñi ol bî-ḫuṭûr
Bir günah-kâr ṭut özüñ bil pür-ḳuṣûr
Geç bu ‘âlemden ḥużûru’llâh’da ṭur
Günümüz Türkçesiyle
1. Bir pîre varıp ona bağlı bir dost olunca her an onun emrinde karar kıl.
2. O güzel ne derse rızasını gözet; ta ki o Yaratıcı (sana) tecellî etsin.
3. Tarikatta en büyük şart edeptir; kavuşmanın kesin sebebi de edeptir.
4. Gece gündüz aşk ateşi içinde yan; kinden ve hileden arınıp altın gibi saf ol.
5. Ona dışta ve içte hürmeti âdet edin; çokça saygı göster, kalben huzur ver.
6. Ne buyurursa lütfet, gayret et; huzurunda dur, az konuş.
7. Sen onu bilmezsin ama o bilir; Hak onunla daima (sana) bildirir.
8. Bunların her işi nefsi öldürür; isterse seni senden daha iyi bilir.
9. O açmadan sen söz açma; azizim, susup dur, ağzını açma.
10. Huzurunda dilsiz ve edepli ol; o mecliste hemen feyiz almaya bak.
11. Ondan bir hata zuhur ederse o kusur ancak senin kendi isyanındır.
12. Bazı işte imtihan vardır, doğru dur; azizim, nefsini kahret, kaygısız ol.
13. Akıllı ol, sen ona bir iş buyurma; o ne söylerse ona razı ol.
14. Bil ki azizin (şeyhin) padişahtır, sen dilenci ol; feyzin zuhuru böyledir, ona nail ol.
15. Ne verirse bil ki sana nimettir o; görünüşü şer gibi görünse de himmettir o.
16. Ne söylerse büyük bir rahmettir o; sabret, sonra o hâlin ne olduğunu bil.
17. Bil ki azizin (şeyhin) azmi herkesinkinden aziz olur; kerem ve ikram hep onunladır.
18. Azizin Şeyh-i Ekber'den (İbn Arabî'den) önce gelmesi gerekir; onu Hak ile bilmek, mahrem olmak gerekir.
19. Şeyhin huzurunda nafile namaz kılma; farz namazdan başka tesbih çekme.
20. Tesbih alma, her sözü söyleme; gözlerini yum, başkasıyla yakınlık kurma.
21. Malını mülkünü feda et, onlar senin değil; çoluk çocuğunu (ona) bağla, hakkın budur.
22. Senin işin mürşidin emri üzere olmaktır; azizin âdabı üzere durmaktır iş.
23. Şeyhin Hızır'la arkadaş bile olsa, bil ki o yolu azizinden (kendi şeyhinden) ister.
24. Gel, bu ihlâsla ol, (aşkla) yanıp tutuşma; azizim, âdap böyledir, dikkatli ol.
25. Feyiz almaya çalış, huzursuz olma; kendini bir dilenci bil, kaygısız ol.
26. Kendini kusur dolu bir günahkâr say; bu âlemden geç, Allah'ın huzurunda dur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Mürşid Huzurunda Edep
“Şarṭ-ı a‘ẓamdır ṭarîḳatde edeb”: üçüncü beyit kitabın asıl konusunu, edebi, açıkça söyler. Bu yüzden 127-152. beyitleri kapsayan “Ri‘âyet-i Âdâb-ı Mürşid” bölümü, Âdâbü'l-müeddeb adını en iyi açıklayan kısımlardan biridir. Ardından gelen beyitler, şeyhin huzurunda nasıl oturulacağını, ne zaman konuşulacağını, nelerin yapılmayacağını madde madde sayar.
Kurallar ayrıntılıdır: şeyh söz açmadan söz açılmaz, onun huzurunda nafile namaz kılınmaz, tesbih çekilmez, gözler yumulur, başkasıyla ülfet edilmez. On birinci beyit tarikat terbiyesinin en sert ilkelerinden birini dile getirir: şeyhten bir hata görülürse bu, mürîdin kendi kusurunun yansımasıdır. On beşinci beyitte şeyhin verdiği her şeyin, şer gibi görünse de himmet olduğu söylenir. Tarikat âdabını örneklemek için tezde alıntılanan beyit de buradandır: “Şeyh ḥużûrunda nevâfil eyleme.”
On sekizinci beyit beklenmedik bir şey söyler: mürîdin kendi şeyhini “Şeyh-i Ekber”den, yani İbn Arabî'den bile önce tutması gerektiği söylenir. Bu, şeyhin büyüklüğünden çok, mürîdin bağlılığının tek bir merkeze yönelmesi gerektiğini anlatan bir öğüttür; yirmi üçüncü beyitteki Hızır benzetmesi de aynı düşünceyi işler. Mürîde son öğüt, kendini kusurlu bir günahkâr ve dilenci olarak görmesidir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 111-114 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 127-152; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 7b-8b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






