Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Biz vücûdı mürşidi ‘aẓâm kerâmet bilmişiz
Her kelâm-ı nuṭḳunu ‘aynı reşâdet bilmişiz
Şems-i envâr-ı velâyet gün gibi ẓâhir bize
‘Aṣrınıñ ġavs̱ı kemâl aṣḥâb-ı himmet bilmişiz
Bilmeyiz fevḳınde bir erbâb-ı irşâd ẕü’l-kemâl
Ḥıżr-veş ‘ilm-i ledün ehl-i hidâyet bilmişiz
Ṭâlib-i keşf-i kerâmet ṣanma ey zâhid bizi
Biz kerâmet ṣâhibin pek ehl-i âfet bilmişiz
Ḥamduli’llâh bilmişiz “el-faḳru faḫri” sırrını
Rütbe’-i faḳrı hemân fevḳu’ṣ-ṣadâret bilmişiz
‘Âr degildir ḫalḳ içinde Ḥaḳ için olmaḳ reẕil
Biz reẕâlet mesnedin câh-ı vezâret bilmişiz
Bilmeyen ey râh-ı ‘aşḳı ḳıymayan öz cânına
Biz anı merkeb gibi şol bî-şerâfet bilmişiz
Nâr-ı ‘aşḳa yanmayan esrâr-ı ḥaḳdan bî-ḥaber
“Men ‘aref” sırrında ġāfil ehl-i ġaflet bilmişiz
Pâk-i ebdan-ı büṭûn etmek gerekdir zâhide
Ṣûretâ zühd ehlini biz bî-ṭahâret bilmişiz
Bir kem âletdir kemâlât ehline Mir’at-nümâ
Biz kemâlâtı mücerred bir kem âlât bilmişiz
Günümüz Türkçesiyle
1. Biz mürşidin varlığını en büyük keramet bildik; söylediği her sözü doğruluğun ta kendisi bildik.
2. Velâyet nurlarının güneşi bize gün gibi açıktır; onu asrının gavsı, kemâl ve himmet sahibi bildik.
3. Üstünde kemâl sahibi bir irşad ehli bilmeyiz; onu Hızır gibi ledün ilmine sahip, hidayet ehli bildik.
4. Ey zâhid, bizi keşf ve keramet peşinde sanma; biz keramet sahibini pek âfet ehli bildik.
5. Allah'a hamd olsun, “Fakirlik övüncümdür” sırrını bildik; fakirlik rütbesini sadrazamlığın da üstünde bildik.
6. Hak için halk içinde aşağılık sayılmak ayıp değildir; biz aşağılık makamını vezirlik mevkii bildik.
7. Ey aşk yolunu bilmeyen, kendi canına kıymayan; biz onu eşek gibi şerefsiz bildik.
8. Aşk ateşinde yanmayanı Hakk'ın sırlarından habersiz, “Men ‘aref” (Kendini bilen Rabbini bilir) sırrından gafil, gaflet ehli bildik.
9. Zâhidin içini temizlemesi gerekir; biz görünüşte zühd ehlini temizlikten yoksun bildik.
10. Mir'ât-nümâ, kemâl ehline (dış) kemâlât eksik bir âlettir; biz kemâlâtı yalnızca bir “kem âlât” (eksik araç) bildik.
Edebî ve Tarihî Yorum
“Bilmişiz” Redifi
“Bilmişiz” redifi, birinci çoğul şahısla konuşan bir topluluğun, mürîdlerin ortak tanıklığını sesler: “biz böyle bildik.” On beyit “Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün” vezniyle yazılmıştır. Kafiye kelimeleri “kerâmet, reşâdet, himmet, hidâyet, âfet, ṣadâret, vezâret, şerâfet, ġaflet, ṭahâret, kem âlât” diye “-et” sesiyle akar ve tek bir gazelde on bir kafiye kelimesine ulaşır.
Gazelin ilk üç beyti mürşidi över, dördüncü beyitten itibaren ise tasavvuf içi bir tartışmaya girer. Şair keşif ve keramet peşinde koşmadığını, keramet sahibini “ehl-i âfet”, belaya açık biri saydığını söyler; asıl keramet mürşidin varlığıdır. Bu, Nakşibendî büyüklerinin kerameti değil istikameti esas alan sözlerini hatırlatır; kitabın ilerideki “Keramet ve Keşfe İtibar” bâbında aynı konu yeniden ele alınır. Beşinci beyitteki “el-faḳru faḫrî” sözü, Peygamber'e atfedilen “Fakirlik övüncümdür” rivayetidir ve tezdeki hadis iktibasları arasında yer alır. Sekizinci beyitteki “Men ‘aref” de “Kendini bilen Rabbini bilir” sözünün başıdır.
“Kemâlât” ile “kem âlât” cinası makta beytinde yeniden belirir. Yedinci na'tta Peygamber'in kemâlâtı için kullanılan oyun, burada dış görünüşteki olgunluk iddialarını küçümsemek için tersine çevrilir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 115-116 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 8b-9a). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






