Müdâmî, Kara Memi Çelebi diye tanınan ve Şehzade Mustafa'nın 1553'te öldürülmesi üzerine yedi bentlik bir mersiye yazan on altıncı yüzyıl şairidir. Asıl adı Mehmed'dir. Tezkireler onu tek bir matlaı ile anar, fakat hayatını iki farklı biçimde anlatır: bir gruba göre sipahi zümresinden gelen ve beytülmal emini iken ölen bir saray hizmetlisidir, ötekine göre Gelibolulu bir kadıdır. Bu sayfada iki anlatı yan yana konmuş, mersiyesinin özellikleri de ayrıca ele alınmıştır.
Müdâmî'nin Amasya ile bağı, mersiyesinin konusu olan Şehzade Mustafa üzerinden kurulur. Şehzade 1541'den 1553'e kadar Amasya sancakbeyiydi ve şehirde geniş bir şair ve âlim çevresi toplamıştı. Müdâmî'nin Amasya'da bulunduğuna ya da şehzadenin meclisine girdiğine dair bir kayıt yoktur.
Hayatı
Beyânî'nin tezkiresine göre Müdâmî'nin adı Mehmed'dir ve Kara Memi Çelebi diye meşhurdur. Sipahi zümresinden ve saray hizmetindeki kullardandır. Ömrünün sonlarında beytülmal emini olmuş, sahipsiz kalan malları devlet hazinesi adına zapt ederken kendisi ölmüş ve bu kez onun terekesi beytülmale geçmiştir. Beyânî bu acı tesadüfü kısa bir cümleyle kaydeder. Kınalızâde Hasan Çelebi de aynı bilgileri daha süslü bir dille verir: Müdâmî sipahiler arasında anlayış ve bilgisiyle anılır, akranlarına verilen saray hizmetlerinde bulunur ve İstanbul'da beytülmal emini iken ölür. Kınalızâde, onun sözünün "sûziş ü hâletden hâlî" olmadığını, yani yanıklık ve duygudan yoksun olmadığını belirtir. Recep Hasar, Ahdî'nin Gülşen-i Şuarâ'sına ve Beyânî'ye dayanarak Müdâmî'nin İstanbullu olduğunu, sipahi oğlanları bölüğünden bir asker olduğunu, şiirinin niteliğiyle kısa sürede dikkat çekip büyük meclislerde yer aldığını aktarır.
Âşık Çelebi ve Gelibolulu Mustafa Âlî ise Müdâmî'yi bir kadı olarak tanıtır. Âşık Çelebi'ye göre Müdâmî, Gelibolulu Kara Memi Çelebi'dir ve Muhammediye sahibi Yazıcızâde'nin akrabasıdır. İlim yolunda yetişmiş, Müftî Ali Çelebi'nin oğlu Molla Çelebi'den mülazım olmuş, onun kendi medresesinde müderrislik yaptıktan sonra kadılığa geçmiştir. Âşık Çelebi onu ince tabiatlı, sözü tatlı, hem ilim ehli hem de rint ve şakacı bir kişi olarak anlatır. Âlî de onu "kuzattan Gelibolulu Kara Memi Çelebi" diye anar, Sarı Ali Çelebi adlı bir kardeşi olduğunu, bir gece bile sohbetsiz geçirmediğini yazar. Âlî, Âşık Çelebi'nin onu Yazıcızâde'nin akrabası saymasını bir yanlışlık olarak görür ve Müdâmî'nin evinin Yazıcızâde'nin türbesine komşu olmasının bu yanlışa yol açtığını söyler.
Kaynakların Durumu
Dört tezkire de Müdâmî'ye aynı matlaı verir: "Kûh-ı gam çeşmesidür çeşm-i güher-pâş degül / Satr-ı târîhdür üstinde anun kaş degül" (Gam dağının pınarıdır, inci saçan göz değil; üstündeki tarih satırıdır, kaş değil). Bu ortaklık tezkirecilerin aynı şairden söz ettiğini gösterir. Ayrılık meslek ve memleketle ilgilidir: Beyânî, Kınalızâde ve Ahdî'ye dayanan Hasar onu İstanbullu bir sipahi ve beytülmal emini, Âşık Çelebi ile Âlî ise Gelibolulu bir kadı olarak anlatır. Bu iki anlatının nasıl uzlaştırılacağı incelediğimiz kaynaklarda tartışılmamıştır. İki ayrı Kara Memi Çelebi'nin bilgileri birbirine karışmış olabileceği gibi, aynı kişinin farklı dönemlerdeki görevleri de farklı biçimde aktarılmış olabilir.
Mersiyenin bu Müdâmî'ye ait olduğu da kaynaklarda açıkça gösterilmemiştir. Hasar, tezkirelerdeki Müdâmî bilgisini mersiyenin şairi için kullanır ve sipahi Müdâmî'yi esas alır. Mersiyedeki tavır, şehzadenin padişaha itaat ettiğini ve şehit olduğunu vurgulayan ölçülü bir yastır; bu, saray hizmetindeki bir sipahinin ya da bir kadının kaleminden çıkmış olabilecek bir duyuştur. Şiirin kimin kalemine ait olduğu sorusu bu yüzden açık kalmaktadır; bu değerlendirme bize aittir.
Şiiri
Müdâmî'nin Şehzade Mustafa mersiyesi "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fa’ilün" vezniyle yazılmış yedi bentlik bir şiirdir. Başlığında "muaşşer" denir ve her bent on mısradır, fakat son iki mısra, "Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ / Şâh-ı iklîm-i şehâdet ya‘ni Sultân Mustafâ" beyti, bütün bentlerde aynen tekrar edilir. Hasar bu yüzden şiirin aslında bir terci-i bend olduğunu belirtir. Mersiyenin bir kısmı Mehmed Çavuşoğlu'nun 1981-1982 tarihli makalesinde, geri kalanı Ayhan Güldaş'ın 1989'daki yayınında yer alır.
Şair şehzadeyi dünyaya bağlanmayan, saltanat tahtına yaslanmayan ve babasına itaat ederek ölen bir şehit olarak çizer. Güzelliğiyle Hz. Yusuf'a, çektikleriyle Hz. Eyüp'e benzetir; bütün varlıkları, özellikle şehzadenin annesini yasa çağırır ve onu "bütün şehzadelerden önce gelen", dünya şahı olmaya layık biri olarak anar. Semra Güler, şiirin şairin duygularını yansıtmanın ötesine geçmediğini belirtir. Mersiyenin özgün metni, günümüz Türkçesiyle aktarımı ve yorumu bu kategoride ayrı bir yazı olarak yayımlanmıştır. Tezkirelerdeki matla, Amasya ve Şehzade Mustafa ile ilgisi bulunmadığından bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda, şehzadenin hayatı Şehzade Mustafa biyografisinde anlatılmıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 183, "Müdâmî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 768-769, "Müdâmî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 340, "Müdâmî" maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-Ahbâr'ın Tezkire Kısmı, haz. Mustafa İsen, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı (e-kitap), s. 208, "Müdâmî" maddesi.
Akademik çalışmalar
- Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 13-14, 117-118, 121, 487-490. https://hdl.handle.net/11352/2746
- Ayhan Güldaş, "Bilinmeyen Şehzade Mustafa Mersiyeleri", Kubbealtı Akademi Mecmuası, 18(3), 1989, s. 38-39 (Hasar'daki aktarımla).
- Semra Güler, Şehzade Mustafa'nın Hayatı (1515-1553) ve Türbesi, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, s. 39-63. https://acikerisim.uludag.edu.tr/server/api/core/bitstreams/9a869e7a-300f-4995-9140-e0fdf233f8db/content
Kitaplar
- Süleyman Solmaz, Ahdî ve Gülşen-i Şu'arâsı, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 2005, s. 522 (Hasar'daki aktarımla).

