Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fa’ilün

I. Bent

Gördî bildi ‘âlem-i fânîde yok aslâ bekâ
Cân gözini açmadı andan yana tâ kim baka
Tuydı pür-havf ü hatardur ser-be-ser râh-ı Hudâ
Saltanat sadrına kılmadı anunçün ittikâ
Gûşına irdi nidâ-yı da‘vet-i Rabbü’s-semâ
Da‘veti kıldı icâbet kıldı mâfât-ı kazâ
İmtisâl eylerdi Hakkun emrine subh u mesâ
Kıldı Hak (اٌٚٛاٌش٠ٕی) mümkin oldukça edâ
Eyledi şaha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ
Şâh-ı iklim-i şehâdet yâ‘ni Sultân Mustafâ

II. Bent

Hey ne rûz-ı mâtem-i pür-gam idi yâ Rab o dem
Çıkmış idi göklere feryâd u efgânı nedem
Kulları fürkatda kaldı gitdi o şâh-ı kerem
Bunda kaldı cümle-i hayl u haşem tabl u ‘alem
Sâbıkâ bu mâcerâyı yazmasa levhe kalem
Gey perîşân olmaz idi kalbi mânend-i rakam
Her ne denlü kıldılarsa çekdi ol cevr ü sitem
Varlığın terk idüp oldı mâlik-i mülk-i ‘adem
Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ
Şâh-ı iklîm-i şehâdet yâ’ni Sultân Mustafâ

III. Bent

Kaddi a‘lâ hüsni zîbâ bir güzel mahbûb idi
Cân gibi merğûb idi cânân gibi matlûb idi
Gün gibi mahbûb idi hem gonca-veş mahcûb idi
Pehlevân-ı ‘âlem olanlar âna maglûb idi
Hazret-i Yûsuf gibi hüsniyle ra‘nâ hûb idi
Kulları Ken‘ân-ı fürkât içre san Yâ'kûb idi
Fi’l-mesel derd ü belâlar çekmede Eyyûb idi
Bu kara yazular alnında anun mektûb idi
Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ
Şâh-ı iklîm-i şehâdet yâ’ni Sultân Mustafâ

IV. Bent

Dönmez ise yiridür şimden girü çarh-ı felek
Toğmasun şems ü kamer n’eyler çeküp bunca emek
Bahr-ı eşk içre yüzüp kan ağlasun her bir semek
Mâlik-i mülk-i melek oldı o kaldı mâmelek
Gün gibi tolındı çünkim ara yirden ol melek
Dûd-ı âh-ı ‘âşıkân oldı semâvâta direk
Çünki takdîründür iş 'âlemde ne itmek gerek
Her kişiye lâzım oldı emr Allâhun dimek
Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ
Şâh-ı iklîm-i şehâdet yâ’ni Sultân Mustafâ

V. Bent

Yâd idüp bu mâtemi kâfir müselmân ağlasun
Vahş ü tayr ü ins ü cinn ü hûr u gılmân ağlasun
Taş bassun bağrına kân bahr (u) ummân ağlasun
Kulları bir yire cem’ olup firâvân ağlasun
‘Âlem içre kimi peydâ kimi pinhân ağlasun
Her ne kim mevcûddur ‘âlemde yeksân ağlasun
Mihrbân olan anası dem-be-dem kan ağlasun
Saçların çözsün bulutlar gibi her an ağlasun
Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ
Şâh-ı iklîm-i şehâdet yâni Sultân Mustafâ

VI. Bent

Cümle-i şehzâdelerden akdem ü sâbık idi
Hak budur kim şâh-ı ‘âlem olmağa lâyık idi
Pehlevân-ı ‘âlem idi server-i fâ’ik idi
Lâle-veş bağrı nifâk odı ile yanık idi
Bir tabîb-i çâre-sâz ü müşfik ü hâzık idi
Şâh-ı halk-ı ‘âlem idi bende-i Hâlık idi
Müstakîm olduğına Hak hazreti tanık idi
Pâdişâha oğul idi muhlis ü sâdık idi
Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ
Şâh-ı iklîm-i şehâdet yâ’ni Sultân Mustafâ

VII. Bent

İy Müdâmî Hak Taâlâ kabrini nûr eylesün
Hemdemin îmân u Kur’ân hemserin hûr eylesün
Ol yıkılmış kalbini rahmetle mamûr eylesün
Hem-civâr-ı enbiyâ itmekle mesrûr eylesün
Mâderine sabr virsün gussadan dûr eylesün
Gün gibi mahdûmunı rif‘atle meşhûr eylesün
Katline bâ‘is olanı cümle makhûr eylesün
Ol şehîd-i sâdıkı merhûm ü mağfûr eylesün
Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ
Şâh-ı iklîm-i şehâdet yâ’ni Sultân Mustafâ

Günümüz Türkçesiyle

I. Bent

1. Fani dünyada asla beka olmadığını gördü ve bildi; o yana bakmak için can gözünü hiç açmadı.

2. Allah yolunun baştan başa korku ve tehlike dolu olduğunu sezdi; bu yüzden saltanat tahtına yaslanmadı.

3. Göklerin Rabbinin davet sesi kulağına erişti; davete icabet etti, kaçırdıklarını kaza edip ödedi.

4. Sabah akşam Hakk'ın emrine uyardı; Hakk'ın [kaynakta Arap harfleriyle yazılmış, okunamayan bir söz] borcunu elinden geldiğince yerine getirdi.

5. Şaha itaat etti, başını ve canını feda etti: şehitlik ülkesinin şahı, yani Sultan Mustafa.

II. Bent

6. Yarab, o an ne gam dolu bir yas günüydü; pişmanlığın feryadı ve figanı göklere çıkmıştı.

7. O kerem şahı gitti, kulları ayrılıkta kaldı; bütün atlıları ve maiyeti, davulu ve sancağı burada kaldı.

8. Kalem bu macerayı önceden levhaya (kader levhasına) yazmasaydı, kalbi bir yazı gibi böyle dağılıp perişan olmazdı.

9. Ona ne kadar cevir ve sitem ettilerse hepsine katlandı; varlığını terk edip yokluk ülkesinin sahibi oldu.

10. Şaha itaat etti, başını ve canını feda etti: şehitlik ülkesinin şahı, yani Sultan Mustafa.

III. Bent

11. Boyu yüce, güzelliği süslü, güzel bir sevgiliydi; can gibi rağbet edilen, sevgili gibi aranan biriydi.

12. Güneş gibi sevilen, gonca gibi utangaç biriydi; dünyanın pehlivanı olanlar bile ona yenilmişti.

13. Hazret-i Yusuf gibi güzelliğiyle alımlı ve hoştu; kulları ayrılığın Kenan'ında sanki birer Yakub'du.

14. Dert ve bela çekmede adeta Eyüp'tü; bu kara yazılar onun alnına yazılmıştı.

15. Şaha itaat etti, başını ve canını feda etti: şehitlik ülkesinin şahı, yani Sultan Mustafa.

IV. Bent

16. Gök çarkı bundan sonra dönmese yeridir; güneş ve ay doğmasın, bunca emeği çekip ne yapsınlar.

17. Gözyaşı denizinde yüzen her balık kan ağlasın; o, melekler ülkesinin sahibi oldu, malı mülkü geride kaldı.

18. O melek, güneş gibi aradan, yerden çekilip tutulunca âşıkların ahının dumanı göklere direk oldu.

19. Madem dünyada iş takdirindir (Allah'ın takdiridir), ne yapmak gerek; herkese "Allah'ın emri" demek düştü.

20. Şaha itaat etti, başını ve canını feda etti: şehitlik ülkesinin şahı, yani Sultan Mustafa.

V. Bent

21. Bu yası anıp kâfir de Müslüman da ağlasın; vahşi hayvan, kuş, insan, cin, huri ve gılman ağlasın.

22. Maden bağrına taş bassın, deniz ve okyanus ağlasın; kulları bir yere toplanıp bol bol ağlasın.

23. Dünyada kimi açıkta, kimi gizlide ağlasın; dünyada var olan ne varsa hep birlikte ağlasın.

24. Şefkatli anası her an kan ağlasın; saçlarını çözsün, bulutlar gibi her an ağlasın.

25. Şaha itaat etti, başını ve canını feda etti: şehitlik ülkesinin şahı, yani Sultan Mustafa.

VI. Bent

26. Bütün şehzadelerden önce gelen ve önde olandı; doğrusu, dünya şahı olmaya layıktı.

27. Dünyanın pehlivanı, üstün bir önderdi; lale gibi bağrı nifak ateşiyle yanmıştı.

28. Çare bulan, şefkatli ve usta bir hekimdi; dünya halkının şahı, Yaratan'ın kuluydu.

29. Doğru olduğuna Hak hazretleri tanıktı; padişaha ihlaslı ve sadık bir oğuldu.

30. Şaha itaat etti, başını ve canını feda etti: şehitlik ülkesinin şahı, yani Sultan Mustafa.

VII. Bent

31. Ey Müdâmî, Hak Teâlâ onun kabrini nurlandırsın; dostunu iman ve Kur'an, eşini huri eylesin.

32. O yıkılmış kalbini rahmetiyle mamur etsin; onu peygamberlere komşu kılıp sevindirsin.

33. Annesine sabır versin, onu gamdan uzak tutsun; güneş gibi oğlunu yücelikle meşhur etsin.

34. Öldürülmesine sebep olanların hepsini kahretsin; o sadık şehide rahmet ve mağfiret etsin.

35. Şaha itaat etti, başını ve canını feda etti: şehitlik ülkesinin şahı, yani Sultan Mustafa.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fa’ilün" vezniyle yazılmış yedi bentlik bir mersiyedir. Başlığı "Mersiyye-i Muaşşer Ez-ân-ı Müdâmî" (Müdâmî'nin muaşşer mersiyesi) biçimindedir ve her bent on mısradan oluşur. Ne var ki her bendin son iki mısraı, "Eyledi şâha itâ‘at kıldı baş ü cân fedâ / Şâh-ı iklîm-i şehâdet ya‘ni Sultân Mustafâ" beyti, bütün bentlerde aynen tekrarlanır. Recep Hasar bu yüzden şiirin "muaşşer" başlığını taşısa da aslında, her hanenin sonunda aynı beyti tekrarlayan bir terci-i bend olduğunu belirtir. Hanelerin sekiz mısraı kendi arasında kafiyelidir: ilk bentte "-â", ikincide "-em", üçüncüde "-ûb idi" sesleri bendin sonuna kadar sürer. Mahlas son bentte "İy Müdâmî" seslenişiyle geçer.

Hasar'ın aktardığına göre mersiyenin bir kısmı Mehmed Çavuşoğlu'nun 1981-1982 tarihli makalesinde, geri kalanı Ayhan Güldaş'ın 1989'da yayımladığı "Bilinmeyen Şehzade Mustafa Mersiyeleri" adlı yazıda yer alır; burada Hasar'ın birleştirdiği tam metin verilmiştir. Birinci bendin dördüncü beytinde Hasar, ayraç içinde Arap harfleriyle bir söz yazar: "Kıldı Hak (اولوالرینی) mümkin oldukça edâ". Sözü tezin PDF sayfasının görüntüsünden aynen aktardık; okunuşunu ve anlamını belirleyemedik, bu yüzden günümüz Türkçesine aktarımda okunamadı diye işaretledik.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin ana fikri nakarat beytinde toplanır: şehzade padişaha itaat etmiş, başını ve canını feda etmiştir. Mersiyelerin ortak savunmasını, şehzadenin babasına isyan etmediği düşüncesini Müdâmî bu tekrarla her bendin sonuna yerleştirir. Birinci bent şehzadeyi dünyaya bağlanmayan, saltanat tahtına yaslanmayan, Allah'ın davetine icabet eden bir derviş gibi çizer. "Kıldı mâfât-ı kazâ" söyleyişi, kaçırılmış ibadetlerin sonradan kılınması anlamındaki "kaza" kavramına dayanır ve şehzadeyi ahirete borçsuz gidecek bir mümin olarak gösterir. İkinci bentte kader levhası (levh-i mahfuz) ile kalem anılır; olan her şeyin önceden yazıldığı düşüncesi, dördüncü bentte "Allah'ın emri" demekten başka çare olmadığı sözüyle tamamlanır.

Üçüncü bent peygamber kıssalarına dayanan bir telmih zinciridir. Şehzade güzelliğiyle Hz. Yusuf'a, çektiği belalarla Hz. Eyüp'e benzetilir; kulları ise Yusuf'u kaybeden Hz. Yakub gibi ayrılığın Kenan'ında kalmıştır. Beşinci bent bütün varlıkları yasa çağırır ve şehzadenin annesine özel bir yer ayırır: anne saçlarını çözüp bulutlar gibi ağlamalıdır. Altıncı bentte şehzadenin "bütün şehzadelerden önce gelen" olarak anılması, onun padişahın en büyük oğlu olmasına, dolayısıyla tahta en yakın şehzade sayılmasına işaret eder. Aynı bentte "bağrı nifak odıyla yanık" lale benzetmesi, ölümün bir fitnenin sonucu olduğunu söylemeden sezdirir. Son bent dua bölümüdür; şair Allah'tan şehzadenin annesine sabır, ölüme sebep olanlara da kahır diler.

Semra Güler, Müdâmî'nin şiirinin şairin duygularını yansıtmanın ötesine geçmediğini belirtir. Gerçekten de mersiyede ne padişaha ne de vezirlere açık bir sitem vardır; suçlama "nifak" ve "katline bâ‘is olan" gibi adsız sözlerde kalır. Şiirin gücü, tekrarlanan nakaratın ağıt geleneğine yakın etkisinden ve sade, tanıdık imgelerinden gelir.

Tarihî Bağlam

Müdâmî mahlaslı şairi Ahdî ve Beyânî, sipahi zümresinden, Kara Memi Çelebi diye tanınan ve beytülmal emini iken ölen Mehmed adlı biri olarak tanıtır; Âşık Çelebi ve Gelibolulu Âlî ise aynı lakapla Gelibolulu bir kadıdan söz eder. Mersiyenin bu kişilerden hangisine ait olduğu kaynaklarda tartışılmamıştır; ayrıntılar bu kategorideki biyografi yazısındadır. Şiir, olaydan sonra ordu ve saray çevresinde dolaşan, şehzadenin itaatkâr bir şehit olarak anılmasını isteyen duyguları yansıtır. Öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 13-14, 117-118, 121, 487-490. https://hdl.handle.net/11352/2746
  • Mehmed Çavuşoğlu, "Şehzade Mustafa Mersiyeleri", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, 12, 1981-1982, s. 641-686 (Hasar'daki aktarımla).
  • Ayhan Güldaş, "Bilinmeyen Şehzade Mustafa Mersiyeleri", Kubbealtı Akademi Mecmuası, 18(3), 1989, s. 38-39 (Hasar'daki aktarımla).
  • Semra Güler, Şehzade Mustafa'nın Hayatı (1515-1553) ve Türbesi, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, s. 39-63. https://acikerisim.uludag.edu.tr/server/api/core/bitstreams/9a869e7a-300f-4995-9140-e0fdf233f8db/content

Çevrimiçi kaynaklar