Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Zulm idüp ol nev-cuvâna eyledün cevr-i fezâ
Boynına dakdun kemendi cânına kıldun ezâ
Şefkat îmândur bilürken kılmadun havf-i Hudâ
Merhametsüz şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Bir Urus câdûsınun sözin kulaguna koyup
Mekr ü âla aldanuban ol ‘acûzeye uyup
Bâğ-ı 'ömrün hâsılı ol serv-i âzâda kıyup
Bî-terahhum şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Şâh-ı ‘âlemsin velî halk tutdı senden nefreti
Kimsenün kalmadı hergiz sana meyl-i şefkati
Bâ'is olan müftîye de irmesün Hak rahmeti
Merhametsüz şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Nev-cuvân iken işüni ‘adl ile dâd eyledün
Hâl ü hâlince kamunun hâtırın şâd eyledün
Pîrlikde şimdi n’içün zulm ü bîdâd eyledün
Bî-terahhum şâh-ı âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Bî-güneh kan itmege pes nicesi gördün savâb
Bunı mı zann eyledün kim şâha olmaya hisâb
Ne yüz ile Hazret-i Hakka virisersin cevâb
Merhametsüz şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Kimseye bâkî degüldür bu fenâ bilmez misin
Öldürüben nev-cuvân oğlunı sen ölmez misin
Mülk idindün dünyeyi âhir fenâ olmaz mısın
Bî-terahhüm şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Dest-gîri Hak Resûli gibi ulu şâh ola
Ol Resûlullâh katında makbûl-i dergâh ola
Yok mı havfün tamu yolı sana toğrı râh ola
Merhametsüz şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Töhmet ü isnâd ile yıkıldı taht u hânesi
Mazlûm u ma'sûm iken n’itdi ya ol dür dânesi
Hazret-i Ya'kûb-veş yandı firâka anası
Bî-terahhüm şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Sabr-ı Eyyûb ile katlandı firâka ol hatun
Bu fenâ dârı içinde çekdi tamu mihnetin
Anı yakup yanduran görsün zebânî heybetin
Merhametsüz şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ
Bu Nisâyî derdmend feryâd idüp kan ağladı
Derd-i hasretden anun cismindeki cân ağladı
Yidi kat gökde melekler yirde insân ağladı
Bî-terahhüm şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ

Günümüz Türkçesiyle

1. O genç yiğide zulmedip ağır bir cefa ettin; boynuna kement taktın, canına eziyet ettin. Şefkatin imandan olduğunu bildiğin hâlde Allah korkusu duymadın. Ey merhametsiz dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

2. Bir Rus büyücüsünün sözünü kulağına koyup, hile ve düzene aldanıp o kocakarıya uyup, ömür bahçenin meyvesi olan o hür serviye kıyıp; ey acımasız dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

3. Dünya şahısın, ama halk senden nefret etti; kimsenin sana karşı hiçbir sevgisi, şefkati kalmadı. Buna sebep olan müftiye de Hakk'ın rahmeti erişmesin. Ey merhametsiz dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

4. Gençken işini adaletle gördün; herkesin gönlünü hâlince hoş ettin. Şimdi ihtiyarlığında niçin zulüm ve haksızlık ettin. Ey acımasız dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

5. Günahsız kan dökmeyi nasıl sevap gördün; padişaha hesap sorulmayacağını mı sandın. Hazret-i Hakk'a hangi yüzle cevap vereceksin. Ey merhametsiz dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

6. Bu fani dünyanın kimseye kalmadığını bilmez misin; genç oğlunu öldürdün, sen ölmeyecek misin. Dünyayı mülk edindin, sonunda sen de yok olmayacak mısın. Ey acımasız dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

7. Onun elinden tutan Hak Resulü gibi ulu bir şah olsun; o, Resulullah katında makbul olsun. Cehennem yolunun sana dosdoğru yol olmasından korkmaz mısın. Ey merhametsiz dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

8. İtham ve iftirayla tahtı da evi de yıkıldı; mazlum ve masumken o inci tanesi ne yapmıştı ki. Anası Hazret-i Yakub gibi ayrılığa yandı. Ey acımasız dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

9. O hatun ayrılığa Eyüp sabrıyla katlandı; bu fani dünyada cehennem mihnetini çekti. Onu yakıp yandıran, zebaninin heybetini görsün. Ey merhametsiz dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

10. Bu dertli Nisâyî feryat edip kan ağladı; hasret derdinden bedenindeki can ağladı. Yedi kat gökte melekler, yerde insanlar ağladı. Ey acımasız dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on bentlik bir murabbadır ve vezni, kafiye düzeni ve son bendi bakımından Nisâyî'nin birinci mersiyesiyle ikizdir. Nakarat iki biçimde, bent bent dönüşümlü olarak gelir: tek sayılı bentlerde "Merhametsüz şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ" (Ey merhametsiz dünya şahı, Sultan Mustafa ne yaptı), çift sayılı bentlerde "Bî-terahhum şâh-ı ‘âlem n’itdi Sultân Mustafâ" (Ey acımasız dünya şahı…) okunur. Son bent, birinci mersiyenin son bendiyle aynıdır, yalnız nakaratı değişir. Metin Çavuşoğlu'nun 1981-1982 tarihli makalesindeki okuyuşa dayanır ve Hasar'ın tezindeki aktarımıyla verilmiştir. Hasar başlıkta vezni "Fâ’ilâlün" diye yazar; bu bir dizgi hatasıdır, mısralar "fâ’ilâtün" kalıbına uyar.

Anlam ve Söz Sanatları

İkinci mersiye, birincisinden daha sert ve daha açık konuşur. İkinci bentte padişahın "bir Urus câdûsı"nun, yani bir Rus büyücüsünün sözüne uyduğu söylenir. Recep Hasar, şairin bu bentte "Urus câdûsı" ve "‘acûze" (kocakarı) sözleriyle Hürrem Sultan'ı kastettiğini belirtir. Üçüncü bentte beddua fetvayı veren müftiye yönelir; Hasar, Şerafettin Turan'a dayanarak bu müftinin Şeyhülislam Ebussuud Efendi olduğunu belirtir. Dördüncü bentte padişahın gençliğindeki adaleti ile ihtiyarlığındaki zulmü karşı karşıya konur. Çavuşoğlu, padişahın gençlik günlerinin bu biçimde anılmasından şairin Kanuni'yi gençliğinden beri tanıyan yaşlı biri olabileceği sonucunu çıkarır.

Beşinci ve altıncı bentler soru cümleleriyle ilerler; padişaha ölümü ve ahiret hesabı hatırlatılır. Sekizinci ve dokuzuncu bentler şehzadenin annesine ayrılmıştır. Anne, oğlunu kaybeden Hz. Yakub'a ve belalara sabreden Hz. Eyüp'e benzetilir; şair onu bu hâle getirenlere cehennem bekçilerinin (zebani) heybetini görmeyi diler. Hasar, Nisâyî'nin şehzadenin annesinin hüznünü işlemesini ve onu bu hâle getirenlere beddua etmesini ayrıca vurgular. Divan şiirinde yaygın olan "inci tanesi" benzetmesi burada değerli ve masum bir evlat için kullanılmıştır. Dilin sadeliği ve tekrarlar, Çavuşoğlu'nun şiirlerdeki dil yanlışlarından hareketle şairin tahsil görmemiş olabileceği yolundaki görüşüyle birlikte düşünülmelidir.

Tarihî Bağlam

Bu mersiye, Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra sarayın iç dünyasına en açık biçimde dokunan şiirlerdendir. Şiirde şehzadenin annesi Mahidevran Sultan'ın acısının bu kadar ayrıntılı işlenmesi, Çavuşoğlu'nun şairi şehzadenin ya da annesinin çevresine yerleştirmesinin dayanağıdır. Bu, bir çıkarımdır ve şairin kim olduğu bugün de bilinmemektedir. Nisâyî'nin hayatı üzerine bilinenler bu kategorideki biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar