Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Hâsıl-ı ‘ömrün iken ol hâna çün kıldun cefâ
Da‘vet itdi hân peder diyü umup geldi safâ
Bir iş itdün ana kim söylendi tâ Kâfdan Kâfa
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Anı bu halk-ı cihân severdi dil ü cân ile
Kamusın kul kılmış idi lutf ile ihsân ile
Hüsn ile hem-tâ idi ol Yûsuf-ı Ken‘ân ile
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Cümle ‘âlem reşk iderken merdüm-i âzâdene
Zehr-i kâtil katasın kendü elünle bâdene
Nice kıydun şâh-ı ‘âlem ol güzel şehzâdene
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Hak’ Ta'âlâ Hazreti kaynatmadı mı kanunı
Kend’elünle alasın cism ü bedenden cânunı
Kayd u bend idüp boğasın ol güzel mihmânunı
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Yakdı ‘âlem bağrını derd ile anun fürkati
Yandılar dutuşdılar mâtem dutunup key katı
Yok mıdı iy şâh-ı ‘âlem sende ata şefkati
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Âl ile anı getürüp hışm ile kıldun şehîd
Ana kısmet eylemiş Rabbüm makâm-ı müctehid
Gicesi Kadr oldı anun gündüzi ‘îd-i sa‘îd
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Kaddümi katl eylesen şâhâ eger Mansûr gibi
Ol bana mi‘râc olur Mûsî-i ‘İmr-i tûr gibi
Yazıla akan kanum yire ene’l-hak hû gibi
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Mustafâyı Mustafâ ile görürsen n’idesin
Yüzüne bakmaz ise sen kime feryâd idesin
Bir gün ola dünyeden sen dahı hasret gidesin
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Bu Nisâyî derdmend feryâd idüp kan ağladı
Derd-i hasretden anun cismindeki cân ağladı
Yidi kat gökde melekler yirde insân ağladı
İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ
Günümüz Türkçesiyle
1. O han ömrünün meyvesi iken ona cefa ettin; "babam han beni çağırdı" diye sevinç umarak geldi. Ona öyle bir iş ettin ki Kaf'tan Kaf'a, dünyanın bir ucundan öbür ucuna konuşuldu. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
2. Bu dünya halkı onu canla gönülle severdi; o herkesi lütuf ve ihsanla kendine kul etmişti. Güzellikte Kenanlı Yusuf ile eşti. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
3. Bütün dünya senin o hür ve soylu insanına imrenirken, kendi elinle onun kadehine öldürücü zehir katasın. Ey dünya şahı, o güzel şehzadene nasıl kıydın. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
4. Yüce Allah kanını kaynatmadı mı (içinde bir babalık duygusu kıpırdamadı mı) ki kendi elinle onun canını bedeninden alasın. O güzel misafirini bağlayıp zincire vurarak boğasın. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
5. Onun ayrılığı derdiyle dünyanın bağrını yaktı; insanlar yandılar, tutuştular, pek ağır bir yas tuttular. Ey dünya şahı, sende baba şefkati yok muydu. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
6. Onu hileyle getirtip öfkeyle şehit ettin; Rabbim ona müçtehidin makamını nasip etmiş. Gecesi Kadir gecesi, gündüzü mutlu bir bayram oldu. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
7. Ey şah, beni Mansur gibi öldürsen, bu bana Tur dağındaki İmranoğlu Musa gibi bir miraç olur. Akan kanım yere, Mansur'un "Ene'l-Hak" sözü gibi "Hû" diye yazılır (mısralarda konuşan şehzadenin kendisidir). Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
8. Mustafa'yı (şehzadeyi) Mustafa ile (Hz. Muhammed ile) birlikte görürsen ne yapacaksın; o senin yüzüne bakmazsa kime feryat edeceksin. Bir gün gelecek, sen de bu dünyadan hasretle gideceksin. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
9. Bu dertli Nisâyî feryat edip kan ağladı; hasret derdinden bedenindeki can ağladı. Yedi kat gökte melekler, yerde insanlar ağladı. Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir dokuz bentlik bir murabbadır. Her bent dört mısradan oluşur; ilk üç mısra kendi arasında kafiyelidir, dördüncü mısra "İy şeh-i bî-şefka n’itdi sana Sultân Mustafâ" (Ey şefkatsiz şah, Sultan Mustafa sana ne yaptı) nakaratı olarak tekrarlanır. Vezin "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte "Bu Nisâyî derdmend" söyleyişiyle geçer; aynı bent, şairin ikinci mersiyesinin de son bendidir. Metin, Mehmed Çavuşoğlu'nun 1981-1982'de yayımladığı "Şehzade Mustafa Mersiyeleri" makalesindeki okuyuştur ve burada Hasar'ın tezindeki aktarımıyla verilmiştir. Çavuşoğlu'nun makalesine doğrudan ulaşamadık.
Anlam ve Söz Sanatları
Mersiye baştan sona padişaha yöneltilmiş bir sitemdir; nakarattaki soru her bentte yeniden sorulur ve şiir bir sorguya dönüşür. Şair, şehzadenin "babam beni çağırdı" diye sevinçle otağa geldiğini, babasının ise onu kendi eliyle öldürttüğünü söyler. Üçüncü ve dördüncü bentlerde "kendi elünle" sözü iki kez geçer; zehir katılan kadeh ve bağlanıp boğulan misafir imgeleri, babalık ile cinayeti aynı cümlede buluşturur. Beşinci bentteki "sende ata şefkati yok mıydı" sorusu şiirin en çıplak cümlesidir. Recep Hasar, Nisâyî'nin padişaha yönelttiği sitemi Şehzade Mustafa mersiyelerinin en sert örnekleri arasında sayar; Mehmed Çavuşoğlu da Sâmî ile Nisâyî'nin padişahı açıkça kınadığını belirtir.
Altıncı ve yedinci bentlerde ölüm şehitlik olarak yorumlanır. Şehzadenin gecesi Kadir gecesine, gündüzü bayrama döner. Yedinci bentte konuşan birden şehzadenin kendisi olur: "Kaddümi katl eylesen şâhâ eger Mansûr gibi". Mansur, tasavvuf geleneğinde "Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) dediği için idam edilen Hallâc-ı Mansûr'dur; rivayete göre akan kanı yere Allah adını yazmıştır. Şair bu telmihle haksız bir idamı ilahi bir yükselişe çevirir ve Tur dağında Allah ile konuşan Hz. Musa'yı da aynı beyitte anar. Sekizinci bentte "Mustafâyı Mustafâ ile görürsen" söyleyişi tevriyeye dayanır: şehzade ile Peygamber aynı adı taşır ve padişah ahirette Peygamber'in yüz çevirmesiyle korkutulur. Kaynakta "Mûsî-i ‘İmr-i tûr" biçiminde geçen söz, "Mûsâ-yı ‘İmrân" ile "Tûr" adlarını birleştirir; bu okuyuş bize aittir.
Tarihî Bağlam
Nisâyî'nin hayatı hakkında tezkirelerde bilgi yoktur. Çavuşoğlu, mahlasından ve mersiyelerindeki duyuştan onun bir kadın şair olduğunu ileri sürer; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü de bu görüşü benimser. Aynı araştırmacı, ikinci mersiyede şehzadenin annesi Mahidevran Sultan'ın acısının işlenmesinden ve padişahın gençlik günlerinin anılmasından hareketle şairin şehzadenin ya da annesinin çevresinden, yaşlıca bir kişi olabileceğini düşünür. Şiirdeki "kendi elünle" ve zehir imgeleri, olayın tarihî ayrıntısından çok bir annenin, bir yakının duyduğu öfkeyi yansıtır; şehzade zehirle değil, boğularak öldürülmüştü. Şairin hayatı üzerine bilinenler bu kategorideki biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 87, 93-94, 101, 117-118, 505-507. https://hdl.handle.net/11352/2746
- Mehmed Çavuşoğlu, "Şehzade Mustafa Mersiyeleri", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, 12, 1981-1982, s. 673-677 (Hasar'daki aktarımla).
- Semra Güler, Şehzade Mustafa'nın Hayatı (1515-1553) ve Türbesi, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, s. 59-63. https://acikerisim.uludag.edu.tr/server/api/core/bitstreams/9a869e7a-300f-4995-9140-e0fdf233f8db/content
Kitaplar
- Yunus Kaplan, "Nisâyî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2015. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/nisayi
Çevrimiçi kaynaklar


