Özgün Metin
Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (kaynaklar vermez; ölçü mısralardan çıkarılmıştır)
Kınalızâde neşrindeki biçimi:
Bihâr-ı eşküme gark eyleyüp deryâ-yı cûşânı
Göze yindürdüm ey dil hâsılı bahr-ı firâvânı
Beyânî'deki biçimi:
Bihâr-ı eşküme gark eyledüm deryâ-yı cûşânı
Göze yendürdün ey dil hâsılı bahr-ı firâvânı
Günümüz Türkçesiyle
1. Coşkun denizi gözyaşımın denizlerine boğup, ey gönül, sonunda o uçsuz bucaksız denizi göze, yani gözyaşının pınarına yenik düşürdüm. (Beyânî'nin okuyuşunda ilk mısra "coşkun denizi gözyaşı denizlerime boğdum", ikinci mısra "ey gönül, sonunda o geniş denizi göze yendirdin" olur; bu okuyuşta denizi yenen gönüldür.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Niyâzî bu beyitte gözyaşını denizlerle yarıştırır ve yarışı gözyaşına kazandırır. Divan şiirinde âşığın gözyaşı zaten ırmak, sel, deniz olur; burada abartı bir adım daha ileri gider. Böyle bir aşırı büyütmeye mübalağanın en ileri derecesi olan gulüv denir. "Bihâr", denizler demektir ve çoğul kullanılmıştır: âşığın tek bir gözyaşı denizi yoktur, birçok denizi vardır. Coşkun deniz, bu denizlere düşüp batar. Görünüşte gerçek deniz büyük, gözyaşı küçüktür; beyit bu ölçüyü tersine çevirir.
İkinci mısradaki "Göze yindürdüm" sözü beytin düğümüdür. "Yindürmek", yenmek fiilinin ettirgen biçimidir: bir şeyi başka bir şeye yenik düşürmek. "Göz" kelimesi bir yandan gözü, öte yandan halk dilinde suyun yerden kaynadığı pınarı, yani "göze"yi anlatır. Deniz bir pınara yenilmiştir; o pınar da âşığın gözüdür. Kelimenin bu iki anlamı arasındaki oyun tevriyeye yakındır. Kaynaklar bu okumayı açıklamaz; beytin söz dizimi ve gözyaşı ile deniz arasındaki benzetme onu destekler. "Firâvân", bol ve geniş demektir; "bahr-ı firâvân" sözü denizin büyüklüğünü vurgulayarak yenilginin şaşırtıcılığını artırır.
Beyânî'deki farklar küçük görünür, ama anlamı değiştirir. Kınalızâde'de işi yapan şairin kendisidir ve gönüle seslenir: "ey gönül, denizi göze yendirdim." Beyânî'de ilk mısra yine birinci şahısla kurulur, ikinci mısra ise gönüle hitap ederek "yendürdün" der; denizi yenen gönüldür. Hangi okuyuşun Niyâzî'nin kaleminden çıktığı bilinmiyor; Beyânî'nin metni Kınalızâde'nin maddesinden kısaltılmış göründüğü için aktarımda Kınalızâde esas alınmıştır. Orada beyit "Diğer" başlığıyla, Niyâzî'nin öbür beyitleriyle arka arkaya durur; iki mısraın "-ânı" sesiyle kafiyelenmesi, onun da kayıp bir gazelin ilk beyti olabileceğini gösterir. Şairin hayatı için Niyâzî Abdürrahîm Efendi sayfasına bakılabilir.
Kaynakça
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 885, "Niyâzî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 222, "Niyâzî-i Diğer" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar




