Abdürrahîm Niyâzî Efendi otuz iki yaşında, Süleymaniye medresesinde müderrisken öldü ve arkasında okunabilir sekiz beyit bıraktı. Ölümü 1002 Ramazanına (Mayıs-Haziran 1594) düşer; babası Şeyhülislâm Abdülkâdir Şeyhî Efendi'dir. Amasyalı Müeyyedzâde ailesinin bu genç üyesini XVI. yüzyılın iki tezkiresi şair olarak tanıtır: Kınalızâde Hasan Çelebi ondan beş beyitlik bir gazel ile üç ayrı beyit aktarır, Beyânî Mustafa da aynı üç beyti "Niyâzî-i diğer" başlığı altında tekrarlar. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın ona ayırdığı yer, babasının maddesinin sonundaki tek cümledir. Sekiz beytin hepsi bu iki tezkireden gelir.
Hüsameddin'in Kaydı
Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde Niyâzî'ye ayrı bir madde açılmamıştır. Babası Abdülkâdir Şeyhî Efendi'nin maddesi, Eyüp'te yaptırdığı mescidin anılmasından sonra şu iki cümleyle kapanır:
Mahdûmu Abdürrahîm Niyazî Efendi Süleymaniye müderrisi iken 1002 ramazanında otuz iki yaşında vefât etdi. Fâzıl, şâir, edîb, kerîm idi.
Bugünkü dille: Oğlu Abdürrahîm Niyâzî Efendi, Süleymaniye müderrisiyken 1002 Ramazanında otuz iki yaşında öldü. Faziletli, şair, edip ve cömert biriydi. Son cümlenin kime ait olduğu tartışılabilir, çünkü bütün madde babayı anlatır. Ancak cümle oğulun ölümünü bildiren cümlenin hemen ardından gelir ve babanın şiir yazdığını gösteren başka bir kayıt yoktur. Sitedeki Abdülkâdir Şeyhî Efendi sayfası bu nedenle "şâir" sıfatını oğula bağlar; tezkirelerin tanıklığı da bu okumayı doğrular.
Hayatı
Doğum yılı, Hüsameddin'in verdiği ölüm yaşından hesaplanabilir: 1002'de otuz iki yaşında ölen biri 970 (1562-63) dolaylarında doğmuş olmalıdır. Doğum yeri bilinmiyor. Babası o yıllarda İstanbul'da Sahn ve Süleymaniye medreselerinde ders veriyor, ardından Şam, Kahire ve Bursa kadılıklarına gidiyordu; çocuğun bu görev yerlerinden birinde doğmuş olması mümkündür. Adı, büyükbabası Şeyh Abdürrahîm Efendi'nin adıdır. Bu Halvetî şeyhi Amasya'dan İstanbul'a gelmiş, Müeyyedzâde ailesinin tasavvuf kolunu temsil etmişti; torununa aynı adın verilmesi bir rastlantı olmamalıdır.
Niyâzî'nin öğrenimi ve medrese hayatı hakkında bilinen tek kesin bilgi, öldüğü sırada Süleymaniye müderrisi olduğudur. Süleymaniye medreseleri Osmanlı ilmiye yolunun en yüksek basamaklarından biriydi; otuz yaşını yeni geçmiş birinin bu göreve gelmesi, ailenin ilmiyedeki ağırlığıyla birlikte düşünülmelidir. Kınalızâde de onu "henüz gençlik çağına ermişken sayısız bilgi ve fazilete sahip" biri olarak anar ve yakında "dolunay olacak bir hilal" benzetmesiyle geleceğinden umut beslendiğini yazar. Bu umut gerçekleşmedi.
Ölüm tarihi, ailenin aynı yıl yaşadığı ikinci kayıpla birlikte okunur. Hüsameddin'e göre baba Şevval 1002'nin sonlarında, yani oğlundan bir iki ay sonra ölmüştür. Mehmet İpşirli'nin TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi ise babanın ölümünü 27 Receb 1002 (18 Nisan 1594) olarak verir; bu tarihe göre oğul babasından sonra ölmüş olur. Hangi sıranın doğru olduğu bilinmiyor. Niyâzî'nin nereye gömüldüğü de kayıtlı değildir.
Tezkirelerdeki Kayıtlar
Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-şu'arâ'sındaki madde, babanın şeyhülislâm olduğu yıllarda yazılmıştır. Tezkireci, Niyâzî'nin babasını "bu eyyâmda şeyhü'l-islâm müfti'l-enâm olan" Şeyhî Efendi diye anar; Abdülkâdir Efendi bu makamda 995-997 (1587-1589) yılları arasında bulunduğuna göre kayıt bu iki yılın ürünüdür. Maddenin özü şudur:
Nâmı 'Abdu'r-rahîmdür. Şecere-i pür-semere-i âl-i Mü'eyyedden bir nahl-i ercmend [...] Şeyhî Efendi (Hazret)lerinün ferzend-i dil-bendidür. Henüz vâsıl-ı sinn-i şebâb iken hâ'iz-i ma'ârif ü fezâ'il-i bî-hisâbdur. [...] Hakkâ ki mahdûm-ı hôş-tab' ve nîkû-hasâ'il ve şîrîn-şemâ'il tekmîl-i celâ'il ma'ârif ü tahsîl-i kemâlâta meş'ûf u mâ'ildür. Sâ'ir-i fezâ'ilinden fazla bu fende dahı iktidârı ve müzeyyen ü muvaşşah kalâ'id-i kütüb ü esfâr ba'z-ı âsârı vardur.
Sadeleştirilmiş hâliyle: Adı Abdürrahîm'dir. Meyvesi bol Müeyyedzâde ağacının değerli bir fidanı, Şeyhî Efendi hazretlerinin gönül bağı olan oğludur. Gençlik çağına daha yeni ermişken sayısız bilgi ve faziletin sahibidir. Gerçekten hoş huylu, iyi tabiatlı, tatlı tavırlı bir efendi oğludur; büyük bilgileri tamamlamaya ve olgunluk kazanmaya tutkundur. Öteki faziletlerinin yanında bu fende, yani şiirde de gücü vardır ve kitapların gerdanlığını süsleyen bazı eserleri bulunmaktadır.
Beyânî Mustafa'nın 1597-98'de tamamladığı tezkiredeki madde bu metnin kısaltılmış bir yankısıdır. Beyânî babayı "Rumeli kazaskeri, sonra müftü olan Şeyhî Efendi" diye geçmiş zamanla anar, Kınalızâde'nin hilal ile dolunay benzetmesini neredeyse aynı kelimelerle tekrarlar ve oğlu "güzel huylu, yaratılışı hoş, irfan sahibi bir genç" diye tanıtır. Niyâzî'nin ölümünden söz etmez. Gazeli almaz, yalnız Kınalızâde'nin "diğer" diye sıraladığı üç beyti verir; birincisinin başına "Matla" yazar. Üç beyitte kelime farkları vardır: Kınalızâde'de "hâtır-ı 'uşşâkı", "gark eyleyüp", "Göze yindürdüm", "tam'-ı hâm"; Beyânî'de "hâtır-ı âşıkı", "gark eyledüm", "Göze yendürdün", "tama-ı hâm". İki tezkirede Niyâzî adlı başka şairler de vardır. Kınalızâde'nin maddeleri arasında Üsküplü murabba şairi Niyâzî ile Yıldırım Bayezid devrinden Serezli Niyâzî yer alır; Beyânî'deki "Niyâzî-i diğer" başlığı, Abdürrahîm'i Üsküplü Niyâzî'den ayırmak için konmuştur.
Amasya ile Bağı
Niyâzî'nin Amasya'da yaşadığına dair bir kayıt yoktur. Bağı aileden gelir. Müeyyedzâdeler Amasya'nın en köklü ilim ailelerinden biridir; Müeyyed Çelebi'nin torunları arasında hem bir kazasker, Abdurrahman Efendi, hem de bir Halvetî şeyhi, Niyâzî'nin büyükbabası Abdürrahîm Efendi vardır. Babası Abdülkâdir Efendi ise Hüsameddin'e göre 920'de (1514) Amasya'da doğmuş, bir yıl sonra İstanbul'a getirilmiştir. Hüsameddin onu Amasya'nın yetiştirdiği büyük âlimler arasında sayar ve oğlunu da bu maddenin içinde kaydeder. Niyâzî bu yüzden Amasyalı bir ailenin İstanbul'da yetişen kuşağına aittir. Soyun öteki kolları için Müeyyedzâdeler yazısına bakılabilir.
Şiiri
Kınalızâde'nin tezkiresinde birbirinin ardından duran bir gazel ve üç beyit, Niyâzî'nin bugün okunabilen şiirinin tamamıdır. Gazel beş beyitliktir, mahlas son beyitte geçer ve "-ârda" kafiyesine kurulmuştur; sevgilinin saçı ile yanağını gece ile gündüze, sümbül ile güle benzeten bir bahar tablosuyla açılır, bülbül gibi inleyen Niyâzî ile kapanır. Öteki üç beyit birer matla görünümündedir, yani iki mısraı da kafiyelidir; büyük ihtimalle başka gazellerin ilk beyitleridir. Biri sevgilinin âşıkların gönlünü alıp kendisini unutmasından yakınır, biri gözyaşının denizleri yuttuğunu söyler, sonuncusu vuslat bahçesinde ham meyveye göz diken rakibi anlatır. Kınalızâde'nin "kitapların gerdanlığını süsleyen eserleri" sözü daha çok şiir yazdığını düşündürür; bir divan derlediğine ise hiçbir kaynak değinmez. Dört metnin özgün yazımı, aktarımı ve yorumu ayrı sayfalardadır.
Ailesi
Ailenin Ebüssuûd Efendi ile bağı yakındır. Babaannesi Ebüssuûd Efendi'nin kız kardeşiydi; babası da Ebüssuûd'un öğrencisi ve damadı olmuştu. Niyâzî'nin annesinin Ebüssuûd'un kızı olup olmadığını kaynaklar söylemez. Büyükbabası Halvetî ve Bayrâmî usulünde irşat etmiş Şeyh Abdürrahîm Efendi, büyük amcası Kazasker Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'dir. Büyükbabasının kardeşi, Amasya'da kadılık yapan Abdülkerîm Efendi ile onun oğulları Abdülhay ve şair Abdî de aynı soyun öteki dallarıdır.
Kronoloji
970 dolayları (1562-63): Ölüm yaşından hesapla doğar.
995-997 (1587-1589): Babası şeyhülislâmdır; Kınalızâde'nin tezkiresindeki madde bu yıllarda yazılır.
Ramazan 1002 (Mayıs-Haziran 1594): Süleymaniye müderrisiyken otuz iki yaşında ölür.
1006 (1597-98): Beyânî tezkiresini tamamlar ve Niyâzî'den üç beyit aktarır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 884-885, "Niyâzî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 221-222, "Niyâzî-i Diğer" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 544 (e-kitap s. 525), "Abdülkâdir Şeyhî Efendi-Müeyyedzâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page525.html
Akademik çalışmalar
- Mehmet İpşirli, "Abdülkadir Şeyhî Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 244. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulkadir-seyhi-efendi
Çevrimiçi kaynaklar




