Özgün Metin
Şeb-i zülfinde kalanlar zulemât ile yürür
İrişen leblerüne âb-ı hayât ile yürür
Zâhidi hayret-i mey şöyle za'îf eyledi kim
Elde tesbîh ü asâsı salavât ile yürür
Remzîyâ kaddine benzer nice serv ola ki ol
Salınur şîveler ile harekât ile yürür
Yüzlerin Hakka tutup nâliş ider hûr u melek
Geh görürdük anı yâ Rabb ne sıfat ile yürür
Hüsn ser-nâmesine olalı kaşları nişân
Hükm ider âşıkına sanki berât ile yürür
Günümüz Türkçesiyle
1. Saçının gecesinde kalanlar karanlıklar içinde yürür; dudaklarına erişenler ise ab-ı hayatla, ölümsüzlük suyuyla yürür.
2. Şarap hayreti (öteki bütün kaynaklarda: şarap hasreti) zahidi öyle zayıf düşürdü ki elinde tespihi ve asasıyla, salavat getirerek yürür.
3. Ey Remzî, onun boyuna benzeyen nasıl bir selvi olabilir ki o (sevgili) şivelerle salınır, edalı hareketlerle yürür.
4. Huriler ve melekler yüzlerini Hakk'a tutup inler: "Ya Rab, onu bir görebilsek, nasıl bir eda ile yürür." (Mısra iki türlü anlaşılabilir; aşağıdaki yoruma bakınız.)
5. Kaşları güzellik fermanının başına tuğra olalı beri, âşığına hükmeder; sanki elinde padişah beratıyla yürür.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Remzî'nin şiirlerinden en çok kaynağa geçen budur ve Beyânî ile Kınalızâde onu "gazel-i pür-iştihâr", yani dillerde dolaşan bir gazel diye tanıtır. Beş beyitlik en uzun metin Beyânî'dedir ve burada esas alınmıştır. Sehî Bey birinci, ikinci ve beşinci beyitleri verir; neşrin Ü harfiyle gösterdiği nüshada bunlara "Ellerin göge tutup nâliş ider serv ü çenâr / Ki göreydüñ anı yâ Rab ne sıfât ile yürür" ve "Pîriyâ kaddine beñzer nice serv ola ki ol / Salınur şîveler eyler harekât ile yürür" beyitleri eklenmiştir. Kınalızâde ilk üç beyti, Latîfî yalnız zahit beytini, Hüsameddin de Mecdî'den aktararak ilk iki beyti kaydeder. Redif "ile yürür"dür; kafiye zulemât, hayât, salavât, harekât, sıfat ve berât kelimelerindeki "-ât" sesinde toplanır. Mahlas beytinin Beyânî'de üçüncü sırada durması alışılmış düzene uymaz; gazelin özgün beyit sırasını kaynaklardan kesinleştirmek mümkün olmadı. Nüshalardan birinde mahlasın "Pîriyâ" biçiminde geçmesi, Latîfî'nin paşanın kimi zaman kendi adını mahlas olarak kullandığı sözünü doğrular.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, ab-ı hayat efsanesini iki mısraa paylaştırır. Ölümsüzlük suyu karanlıklar ülkesinde, Zulumât'ta aranır; sevgilinin saçı gece, dudağı o sudur. Saçta kalan karanlıkta dolaşır, dudağa ulaşan suyu bulur. İkinci beyit gazelin en çok tekrarlanan beytidir ve sofuya takılan bir nüktedir: zahit, içmediği şarabın özlemiyle o kadar zayıflamıştır ki ancak tespihine ve asasına dayanıp dualar okuyarak yürüyebilir. Tespih ve asa onun dindarlığının işaretleridir; şairin elinde ise düşkünlüğünün dayanağına dönüşür. Beyânî'deki "hayret-i mey" okuması, şarabın verdiği şaşkınlık anlamına gelse de beyte daha zayıf bir anlam verir; Sehî, Latîfî, Kınalızâde ve Hüsameddin'in birleştiği "hasret" sözü nükteyi tamamlar.
Dördüncü beytin ikinci mısraı iki türlü okunabilir. "Geh" kimi zaman, bazen anlamındadır ve mısra "onu kimi zaman görürdük, ya Rab, ne edayla yürür" diye de anlaşılabilir; huri ve meleklerin artık göremedikleri bir güzelliği andıkları düşünülebilir. Sehî nüshasındaki "Ki göreydüñ anı" söyleyişi ise bir özlem ve hayranlık cümlesidir. Son beyit gazelin en özgün imgesini taşır. Kaşlar bir fermanın başına çekilen tuğraya, sevgilinin güzelliği ise o fermanın kendisine benzetilir; böyle bir beratı taşıyan, âşığına istediği gibi hükmeder. Ser-nâme, nişan, berat ve hüküm kelimeleri divan kaleminin dilinden alınmıştır. Ömrünü kâtiplikte, defterdarlıkta ve sadarette geçiren bir şairin bu imgeleri seçmesi tesadüf olmayabilir; bu bağlantıyı kaynaklar kurmaz.
Tarihî Bağlam
Gazele bir tarih düşülmemiştir; ama Sehî Bey tezkiresini 1538'de, paşanın ölümünden altı yıl sonra tamamladığında gazel çoktan tanınıyordu; Sehî onu paşanın tanıtımına doğrudan bağlar ve şiirinin "tarîk-i meselde", yani atasözü yolunda güzel olduğunu söyler. Zahit beytinin bir atasözü gibi elden ele geçmesi bu hükmü destekler. Paşanın hayatı ve doğum yeri tartışması Remzî (Pîrî Mehmed Paşa) yazısındadır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Beyânî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 78. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 395. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 244. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, s. 644 (e-kitap s. 458). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page458.html
Resmî kaynaklar
- Sehî Beg, Heşt Bihişt, haz. Halûk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Hüseyin Ayan, Turgut Karabey, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 33. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56165,hest-bihistpdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar




