Özgün Metin

Vezin: Mefâʿîlün mefâʿîlün mefâʿîlün mefâʿîlün (vezin tespiti bizimdir)

Duyurmuş bezm-i meyde âşıkın râz-ı dilin hayfâ
Sana ey mest-i nâzım boşboğazlık eylemiş mînâ
İzârın mihre rûyın mühre hâlin necme benzetdim
Yine teşbîhde noksân vardır afv kıl cânâ
Sürûrundan begüm ‘îd-i dü-bâlâ eyler uşşâkın
Gelürsen külbe-i ahzânına ağyârdan tenhâ
Yanında aşka dâ’ir sohbet açdık söz dokundurduk
Beyân etdik hele tafsîl-i hâlî yâre icmâlâ
Ruhun şevkiyle kan tutmuş gül-i ra’nâyı gülşende
Hezârı eylemiş aşkın senin Rıfat gibi şeydâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ne yazık, şarap meclisinde sürahi âşığın gönlündeki sırrı duyurmuş; ey nazlı sarhoşum, sana karşı boşboğazlık etmiş.

2. Yanağını güneşe, yüzünü mühreye (cilalı, parlak boncuğa), benini yıldıza benzettim; yine de bu benzetmelerde eksiklik var, bağışla ey sevgili.

3. Beyim, rakiplerden uzak, yalnız olarak (âşığın) hüzün kulübesine gelirsen âşıkların senin sevincinden iki kat bayram eder.

4. Onun yanında aşka dair sohbet açtık, sözü dokundurduk (açıkça söylemeden ima ettik); hâlimizin ayrıntısını sevgiliye kısaca anlattık.

5. Senin yanağının özlemi bahçede iki renkli gülü kana boyamış; senin aşkın bülbülü (hezâr) Rif'at gibi divane etmiş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Mecmuadan Hüsameddin'e

Gazelin yolculuğu metnin kendisi kadar ilgi çekicidir. Rif'at'ın divanı, Hüsameddin'e göre oğlu Hacı Lutfullah Efendi'deydi; ama Hüsameddin bu nüshayı görmemiş, gazeli İstanbul'daki Rıza Paşa kütüphanesinde bulunan seçme şiirler mecmuasından muallim Kilisli Rıfat Efendi'nin yazıp kendisine gönderdiği kâğıttan almıştır. Kilisli Rıfat'ın "birâderimiz" diye anılması iki âlim arasındaki yakınlığı gösterir. Gazelin bugün bilinen tek metni budur ve mecmuanın künyesi verilmediği için metni başka bir nüshayla karşılaştırma imkânı yoktur.

Konuşan Sürahi

Matla, meclis şiirinin bilinen bir sahnesini nükteyle çevirir. "Mînâ", sırçadan sürahidir; içindeki şarap dışarıdan görünür, döküldükçe de ses çıkarır. Şair bu iki özelliği bir dedikoducunun huyuna bağlar: sürahi âşığın sırrını sevgiliye duyurmuş, "boşboğazlık" etmiştir. Söz, boşaldıkça ağzı boş kalan sürahi için de tam yerindedir. İkinci beyit, teşbihin yetersizliğini itiraf eden eski bir söyleyişi kullanır; yanak güneşe, ben yıldıza benzetilir. Neşirdeki "mühre" kelimesi cilalı boncuk ya da mühre taşı anlamına gelir; güneş ve yıldızla yan yana "mâh", yani ay beklenirdi. Metnin dizgi yanlışı mı, şairin tercihi mi olduğu anlaşılamıyor.

Dördüncü beyit "tafsîl" ile "icmâl", yani ayrıntı ile özet arasındaki tezat üzerine kuruludur: hâlin ayrıntısı kısaca anlatılmıştır. Makta beytinde "hezâr" hem bülbül hem bin demektir; gül-i ra'nâ ise içi kırmızı dışı sarı, iki renkli güldür. Gülün kızıllığı sevgilinin yanağına duyulan özleme, bülbülün feryadı da Rif'at'ın divaneliğine bağlanır. Gürcüzâde ailesi ve Osman Paşa'nın dairesindeki kâtiplik yılları Rif'at Mehmed Efendi (Gürcüzâde) yazısında anlatılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar